"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suya sabuna dokunan yazılar

Yasemin YAŞAR
17 Eylül 2026, Perşembe
“Suya sabuna dokunmak” ifadesi, aslında risk alan, konforu bozan ve hakikati dile getiren metinler için kullanılır. Yani kimseyi rahatsız etmeyen değil; bilakis rahatsız ederek düşündüren yazılardır.

 Bu yazılar, toplumsal sorunlara değinir, yanlışı açıkça eleştirir, menfaat, çıkar, adaletsizlik gibi konulara girer.

 Hem yazanın, hem okuyanın konfor alanını sarsar.

Bu tarz yazılar çoğu zaman eleştirilir, tepki çeker, ama aynı zamanda etki bırakır. Aslında “suya sabuna dokunan yazı”, “hakkı söylemekten çekinmemek” anlamındadır.

Özellikle: “Menfaat-i şahsiyeye himmeti hasretmek” eleştirisi, tarafgirlik ve taassubun reddi, vicdanın susturulmasına karşı çıkış, bunların hepsi tam anlamıyla bu kategoriye girer.

Sessizliğin bir konforu vardır. Suya sabuna dokunmak bu konforu bozar. Bedel ödetir. İnsan da en çok haksızlık karşısında sessizliğin konforuna kapıldığı anlarda kaybeder. Yani yanlışı gördüğü halde sustuğu zaman.

Bugün herkes doğruları biliyor; fakat çok azı konuşuyor. Çünkü konuşmanın bir bedeli vardır. İşini kaybetmek, dışlanmak, yalnız kalmak, rahatını ve itibarını kaybetmek... Bunların hepsi bir ihtimaldir. Konuşmanın bir bedeli, varsa susmanın da bir bedeli vardır.

Peki, susmanın bedeli nedir? 

Her susmak fazilet değildir. Her konuşmak da cesaret değildir. Susmanın bedeli bazen vicdandadır. Eğer vicdan kalmışsa. Vicdan sustukça, yanlışlar cesaret bulur. Adaletsizlik büyür ve bir süre sonra insan, sustuğu şeyin parçası haline gelir.

 Belki de en tehlikeli kötülük, yapılan değil; normalleşendir.

Suya sabuna dokunmayan yazılar; hakikati rahatsız etmeyen, hiçbir yanlışla yüzleşmeyen, kimsenin konfor alanını bozmayan yazılardır. Böyle yazılar çoğu zaman okunur ama iz bırakmaz. Çünkü risk taşımaz, bedel istemez, vicdanı sarsmaz. Bu yazılarda genel geçer cümleler kurulur, herkesin kabul edeceği kadar yüzeysel kalınır, problemin adını söylemekten bile kaçınılır, sistem, nefis veya modern alışkanlıklar eleştirilmez, netice de okuyanı rahatsız etmek yerine uyuşturur.

 Oysa hakikat zaten biraz sarsıcıdır. Hakikati, tamamen steril hâle getirmek, onun tesirini etkisizleştirmek olur. 

Çünkü zulümden bahsetmeden adaletten bahsedilemez, bencillikten bahsetmeden ahlâk, menfaatperestlikten bahsetmeden ihlâs, her türlü bağımlılıktan bahsetmeden hürriyet, anlatılamaz. Vicdan körelmesinden bahsetmeden insanlık da konuşulamaz.

Hasılı, hakikî fikir biraz yük taşır. İnsan, okuduğu bir yazıda kendisini görmeli, rahatsız olmalı, hatta iç muhasebeye zorlanmalıdır. Çünkü vicdan çoğu zaman konforla değil; sarsıntıyla uyanır.

Bu yüzden bazen bir yazının değeri, kaç kişiyi memnun ettiğinde değil; kaç kişiyi rahatsız ettiğinde ortaya çıkar.

Okunma Sayısı: 7445
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • A.TAN

    18.09.2026 09:43:06

    "Her susmak fazilet, her konuşmak da cesaret değildir." bu tespit, derin bir dikkat ve tefekkürle müzakere edilmeyi hak eder. Allah razı olsun.

  • Semanur Tunoğlu

    17.09.2026 23:13:05

    Şapka giymiyor diye âlimlerimizi astılar. Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir diyenlerin bunu görmeyen, dile getirmeyen ve kıyamete kadar lanetlenen zulümleri teraküm edenleri safdilane affetmeleri bizi derinden üzüyor. Hamiyetleri gereği kemalistlerin sokağından geçmemesi gerekenler bugün halk partisi zihniyetinin haklarını savunur durumdalar. Bu bizi derin bir hayrete gark ediyor.

  • Arda Yıldız

    17.09.2026 18:40:48

    İskender bey hissettiklerimizi dile getirmiş. El hak doğru söylemiş.

  • Hüseyin ilhan

    17.09.2026 16:50:40

    Allah CC.Buze Nahl.suresi 91.ayetinde emirleri olan önce ADALETI diyerek emri varken hırsız dolandırıcı rüşvetçi zalim,hak,hukuk,adalet ve hürriyet düşmanı birilerinin karşısına durmak neden yanlış olsun.Yanina sükut ederek geçmiş olmuyormusunuz. Bir insanı katletmek tüm insanları katletmek gibi buyuran rabbimizin emri sarih iken milyonların katline dahi,mesuliyeti olan,din kardeşimizi katleden siyonist canilere her türlü yardımı yapan birine karşı sessiz kalan kalabilir amma efendimiz SAV'min hadisi net.Imanin en zayıf hali olan biri mi olmak iyi yoksa eliyle diliyle karşı olmak mı iyi.

  • İskender S.

    17.09.2026 16:29:53

    Kurumsal hafızaya, geçmişte yaşanan acı tecrübelere ve bu doğrultuda camianın huzurunu korumak için alınan tedbirlere/denetim mekanizmalarına hüsn-ü zanla yaklaşma inceliğini göstermek gerekir.

  • İskender S.

    17.09.2026 16:26:38

    Bir yazının değeri sadece sert söz söylemek veya şahsi cesaret sergilemekle de ölçülemez. Hakikat kadar o hakikatin nasıl ve nerede söyleneceğini belirleyen hikmet esasları da önemlidir. "Her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir" düsturu tam da bu dengeleri korumak içindir. Şahsi hisler veya siyasi bagajlarla yapılan çıkışları "cesaret" diye tanımlamak; temsil edilen topluluğun maddi ve manevi hukukunu riske atıyorsa burada da ciddi bir usûl hatası vardır. Bir anlayışın şahsi kahramanlık hissiyle hareket ederken camiayı yıpratması ve insanları izahı zor durumlar içinde bırakması cesaret değil, hikmetsizliktir.

  • İskender S.

    17.09.2026 16:06:15

    Hakkaniyetli bir gözle bakıldığında; gazetede köşesi, benzer düşüncede , takip edebildiği yazarı veya temsil imkânı bulunmayan, buna rağmen "Aslımıza, Risale-i Nur'un o kuşatıcı ve şefkatli diline dönelim" dediği için mahalle baskısına ve fikirsel bir bastırmaya maruz kalan insanların durumu, meselenin özünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Zira yorumlarda yaşanan fikir alışverişlerine bakıldığında; hangi fikrî tarafın imkânları elinde tutup karşıt fikre tahammülsüzlük gösterdiği, hangi tarafın ise bütün dışlanma riskine rağmen gazeteyi asıl mihengine çağırdı açıkça görülmektedir. Ortadaki bu tablo; süslü cümlelerin ötesinde, şu an gerçekten kimin risk alıp "suya sabuna dokunduğunu" ve kimin kendi konfor alanını koruduğunu gösteren en somut hakikattir.

  • İskender S.

    17.09.2026 16:02:49

    Bir yazının ve arkasındaki fikrin ne kadar "suya sabuna dokunduğu", sadece dışarıya karşı söylenen sert cümlelerle veya ödenen bedel söylemleriyle ölçülemez. Günün sonunda asıl ölçü; o fikrin ne kadar risk aldığı ve kendi içindeki çeşitliliğe ne kadar tahammül edebildiğidir. Bugün gazetenin yayın politikasına, genel yayın anlayışına ve köşelerdeki ağırlıklı üsluba bakıldığında, hâkim söylemin zaten belli bir çizgide kesintisiz sürdüğü açıktır. Dolayısıyla zaten imkânı, temsil gücünü ve yayın imtiyazını elinde bulunduran bir anlayışın kendisini "mağdur veya sesi kısılmış" olarak tanımlaması; asıl risk alan ve sesini duyurmaya çalışan samimi sesleri gölgede kalmaya zorlamaktadır.

  • Necati

    17.09.2026 14:40:06

    Allah razı olsun, kaleminize sağlık. Yeni Asya her zaman suya sabuna dokunmalı, sarsıcı gerçekleri dile getirmelidir. Haksızlık ve zulümleri nazara verirken, zalimlerin karşısında hakikatleri haykırmaktan geri durmamalıdır. Çünkü maalesef farz-ı kifaye olan cihat-ı manevîyi bu zamanda yapacak olan Yeni Asya'dan başka kimseler yoktur.

  • İskender S.

    17.09.2026 12:55:44

    Diğer taraftan eğer yazı, "Artık aslımıza, Nurlar'ın o şefkatli ve kuşatıcı üslubuna dönelim" diyerek risk alan, eleştirilmeyi göze alan samimi insanlara bir hak teslimi yapıyorsa: İçinde bulunduğu camianın gidişatına dair bir aksaklığı dile getirmek, yanlış anlaşılmayı göze alarak hakikati söylemek tam da yazıda bahsedilen “konuşmanın bedelini ödemek” demektir. Bu açıdan bakıldığında, izlenen metodun getirdiği tıkanıklığı ifade edip asıl kaynaklara dönmeyi teklif etmek; alışılagelmiş ezberlerin konfor alanını sarsan, herkesi sarsıcı bir iç muhasebeye davet eden en hakiki "suya sabuna dokunan" tutumdur.

  • İskender S.

    17.09.2026 12:53:07

    Eğer yazı, yıllardır sürdürülen dar ve tek taraflı bir tutumu "suya sabuna dokunmak" ve "bedel ödemek" kılıfıyla savunuyorsa, burada ilkesel bir sapma vardır: Risale-i Nur’un adalet ve ahlak hakikatleri uğruna bedel ödemek elbette bir izzettir; ancak zamanla okuyucuyu yoran ve karşılığı bulunmayan bir üslubu "kahramanlık" gibi sunmak, metot hatasını kutsallaştırmaktır. Zaten belli bir çevre içinde sürekli dışarıyı eleştirmek bir noktadan sonra konfor alanına dönüşür ve muhataplarından alkış toplar; asıl cesaret ve "suya sabuna dokunmak", kendi içimizdeki ezberleri, usûl hatalarını ve yayın çizgisindeki aksaklıkları yapıcı bir dille dile getirebilmektir. Kendi içine kapalı bir anlayışta ısrar etmek risk almak değil, bir yankı odasına teslim olmaktır.

  • İskender S.

    17.09.2026 12:48:20

    Metin genel manada okunduğunda, kaleme alınan ifadelerin tek bir doğrultuda değil, iki farklı pencereden değerlendirilmeye son derece açık olduğu görülüyor. Açıkçası yazıda kastedilen ana hedefin, kime ve neye işaret edildiğinin tam olarak anlaşılması pek mümkün olmuyor. Kurulan cümleler öyle geniş ve ucu açık bir yapıda ki; ne tarafa çekilirse o tarafta durabilecek bir esneklik taşıyor. Bu durum yazarın kullandığı kavramları, adını koymadığı problemleri ve kastettiği zemini biraz daha aydınlatması, daha net ifadeler kullanması gerektiğini gösteriyor. Nitekim ortaya konan bu muğlak üslup, niyetten bağımsız olarak ilkeler bazında ele alındığında iki tamamen zıt kapıya çıkıyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı