"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’dan kâinat yorumu

Süleyman KÖSMENE
02 Temmuz 2026, Perşembe
Mustafa Bey: “Peygamber Efendimiz (asm) “Oku!” emrine muhatap olduğunda yanında kitap bulunmuyordu! O halde, Peygamber Efendimizin (asm) şahsında biz nasıl ve neyi okumalıyız? Risale-i Nur’da bu konuda ölçüler nelerdir?”

İlk inen ayet

İlk inen ayet “oku!” emri olmakla beraber, daha sonra inen ayetlerde kâinatı okuyarak, bize kâinatı nasıl okumamız gerektiği konusunda örnek bir okuyuş tarzı gösteren, bizzat Kur’ân’ın kendisidir. Bediüzzaman Hazretlerinin aynen ifadesiyle: “Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor.”1 Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde kâinat, “kitab-ı kebir-i kâinat” olarak vasfediliyor. Yani büyük kâinat kitabı!

Demek esasen biz kendimiz bir büyük kitabın sayfaları arasında gezinmekteyiz ve bizzat bizim kendimiz de okumamız gereken birer sayfadan ibaretiz! Şu halde içinde ve özünde bizim de bulunduğumuz “kâinat kitabını” okumalıyız ve kâinat kitabını Kur’ân’ın okuyuşu gibi okumalıyız!  

Hiç şüphesiz Kur’ân varlıklardan kendi değerleri adına değil, Yaratıcıları adına bahsediyor. Her şey Allah’ın sonsuz ilmini, iradesini, kudretini, hâkimiyetini, hikmetini, hilkatini, tedbir ve tedvirini, yani yöneticiliğini gösteren birer satırdan ibarettir. Kur’ân varlıklara bu satırlar hesabına bakmıyor. Çünkü bu satırlar birer isimden, resimden ve infialden; yani yapılan birer eserden ibarettirler. 

Yapılan eserler de zorunlu olarak “Yapan”ı gösterirler. 

Ne Güzel Yapılmış

Eşsiz bir sanat eseri olan kâinatın müzeyyen bir Kur’ân olduğunu beyan eden Bediüzzaman, Kur’ân-ı Hakîm’in ise büyük kâinat Kur’ân’ının en yüksek bir müfessiri ve en beliğ bir tercümanı olduğunu kaydeder. Kur’ân-ı Hakîm şu kâinat sayfalarında ve zamanların yapraklarında kudret kalemiyle yazılan tekvînî ayetleri, yani oluşum ayetlerini cinlere ve insanlara ders vermektedir. Kur’ân, her biri birer manidar harf olan varlıklara mana-yı harfî nazarıyla bakar. Yani onlara Yaratıcıları adına bakar. ve öyle de bakılmasını önerir. Bu bakışta, “Ne güzel yapılmış ve ne güzel bir surette Sânî’in cemâline delâlet ediyor.” ölçüsü hâkimdir.  

On İkinci Sözde, meşhur ve sanatkâr bir hâkimin yazdığı hârika bir Kur’ân’dan temsil getirilir. Şöyle ki, hâkim her âyet için, işaret ettiği manaya göre farklı mücevherler, farklı renkler, kıymettâr cevherler kullanır. Farklı hakîkatleri, farklı cevherlerle ve farklı renklerle yazar. Öyle süsleyip nakış nakış işler ki, okumayı bilen bilmeyen herkes temâşâsından hayran kalırlar.  

Sonra o hâkim, yazdığı bu eşsiz Kur’ân’ı bir ecnebî filozofa, bir de Müslüman âlime vererek her birisine bu harika kitap hakkında birer eser yazmalarını emreder.  

Ecnebî filozof yazdığı eserde yazıların renklerinden, renklerin mücevherlere uyumundan, mücevherlerin güzelliğinden, cevherlerin kıymetinden, harflerin nakışlarından, kitabın yazılarının hârika oluşundan bahseder. 

Âlim ise, kitabın tezyinâtıyla, harflerin geçici nakışlarıyla pek meşgul olmaz. Sadece ayetlerin manalarıyla uyumlu mücevherler kullanıldığını takdir eder. Fakat âyetlerin manalarını yüksek bir anlayış ve kavrayışla okur, anlar ve tefsir eder. 

Allah’ın Varlığına Deliller Var

Her ikisi de yazdıkları eseri hâkime sunarlar. Hâkim, filozofun eserini iade eder. Fakat âlimi ödüllendirir. 

Bu temsilin yorumunu Bediüzzaman Hazretleri şöyle yapar: O süslü Kur’ân, bu eşsiz sanatlarla yaratılmış kâinattır. O hâkim, Hakîm-i Ezelî olan Allah’tır. O adamlardan birisi, tabiata ve kâinata sırf nakışları, maddenin özellikleri, güzellikleri ve süslü yapıları için bakan felsefecilerdir. Diğeri ise, kâinata Yaradan hesabına bakan, kâinatta var olan her şeyin ifade ettiği derin manayı anlayan, ifade eden ve ders veren, kâinatın gizli yaratılış sırlarını çözen, tabiattan ve varlıklardan hareketle Yaradan’ın eşsiz yaratıcılığını, iradesini, ilmini, hikmetini, kudretini gören ve gösteren Kur’ân’dır.2 

Kur’ân bizi kâinatı okumaya davet etmektedir. Kur’ân’ın kâinattan, dünyadan, tabiattan, güneş ve ayın hareketlerinden, insanlar ve cinlerin yaratılışlarından, gece ve gündüzden, hayvanların varlık sebeplerinden, bitkilerin nimet değerinden bahsedişi bütün bunlarda Allah’ın varlığına, birliğine deliller olduğu için, ahiret hayatına ve diğer iman esaslarına açılan muhtelif kapılar ve pencereler bulunduğu içindir. 

Binâenaleyh, Kur’ân’ın penceresinden kâinata baktığımızda; hepsinde Allah’ın eşsiz gücünü, sonsuz kudretini, sınırsız ilmini ve iradesini görmekte ve anlamakta gecikmeyiz. 

Dipnotlar:

1- Sözler, s. 36.; 2- Sözler, s. 121.

Okunma Sayısı: 197
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı