Afyon’dan okuyucumuz: “Şirket-i mâneviye ne demektir? Üstad Hazretlerinin şirket-i maneviye verdiği önem nedir? Bizim şirket-i maneviyeden kazancımız ne olacaktır?”
Şirket-i manevî, Allah’ın rızasına dönük uhrevî amellerde kurulan manevi ortaklık demektir. Aynı hedefe yürüyen, aynı gaye ile hareket eden, aynı mesele için ağlayan ve gülen, ortak dâvâları, kıvançları ve sevinçleri bulunan, ortak dertlerle dertlenen insanlar bir şirket-i mâneviye oluştururlar. Risâle-i Nur dâvâsı etrafında oluşan şirket-i mâneviye için bütün zahmetleri ve sıkıntıları hiçe indiren ve büyük kârları pek çok ucuza mâl eden bir yüksek değer olarak bahseden Bediüzzaman, şirket-i mâneviye mensuplarına şöyle bir müjde veriyor: “Şirket-i manevîye-i Nuriyenin feyziyle, her bir şakirt derecesine göre umum kardeşlerinin mânevî kazançlarına ve duâlarına hissedar olur. Güya âdeta binler dille istiğfar eder, ibadet eder.” 1
İnsanlar zor işleri hep ortaklık yoluyla, el birliğiyle, omuz omuza vermek ve güç birliği meydana getirmek sûretiyle aşmışlardır. Atalarımızın, “Bir elin nesi var? İki elin sesi var!” sözüyle vecîz şekilde ifâde ettiği hakîkat, dünya işlerinde de, âhiret işlerinde de hep geçerli akçemiz olmuştur. Dünya için üç beş kişi bir araya gelip güç birliği yapıyorlar; bir ticâret veya iş ortaklığı kuruyorlar. İşin yürütülmesinden, kazancına ve kârına kadar ortak oluyorlar. Ticârî ortaklık bereket için de önemli bir duâ hükmüne geçiyor ki, genelde büyüme ile, yükselme ile, yüksek kârlarla neticeleniyor.
Âhiret işlerini yürütmek için de pekâlâ ortaklık kurulabilir ve bir çok bâdire, bir çok zorluk, bir çok sıkıntı el birliği ile, güç birliği ile, omuz omuza vermek sûretiyle aşılabilir. Üstelik âhiret işlerinde sevap ve ücret verme makâmı doğrudan Cenâb-ı Allah olduğundan, O’nun Samedâniyetinin, istiğnâsının, zenginliğinin, ikrâmının, rahmetinin ve cömertliğinin bir gereği olarak; ortakların tamamının sevabı, ortaklardan her birisine eksiksiz gider; sevaplar ortak sayısına bölünmez, bilâkis ortak sayısı kadar katlanır ve yekûn sevap tamamına ödenir. Buna Üstad Bedîüzzaman Hazretleri bir mum etrafında birer boy aynasıyla duran insanların aldığı eksiksiz ve tam ışık misâli ile açıklık getirir. Işık nur olduğundan bölünme ve parçalanma olmaz ve her birisinin aynası tam bir mum ışığına sahip olur. Allah’ın feyzi, rızâsı, rahmeti, sevabı ve bereketi de ışık gibidir. Bütün ortaklara eksiksiz gider. Omuz vuranların hepsini eşit olarak ihyâ eder. 2
Fakat herkesin, aynasının rengi, parlaklığı, kırıklığı, netliği veya körlüğü gibi özelliklerine göre derece derece ışık alacağı malumdur. Yani ışık hepsini birden eşit olarak kucaklar; ama her ayna kendisine gelen ışığı kendi kabiliyetine göre alır. Eğer sırrı bozulmuşsa ışığı içinde pek fazla tutamaz; gelen ışık geçer gider. 3
Nasıl Cennette de herkes bir yandan sevdiği ile berâber olurken, aynı zamanda derecesine uygun bir makâmda da bulunur. Yani herkesin farklı makamlarda bulunuşu, bir arada bulunmalarına ve Cennetin saadetinden ve lezzetinden muhtelif derecelerde istifâde etmelerine mâni olmaz. Bedîüzzaman Hazretleri, bunun için de, bir bahçe içindeki dostlar misâlini hatırlatır. Nasıl bir güzel bahçe içinde bir araya gelen dostlar, farklı kabiliyetlerine ve yeteneklerine göre bahçeden farklı zevk ve lezzet alabiliyorlar. Meselâ, güzel san'atlardan anlayan dost yaprakların, çiçeklerin ve top yekûn bitkilerin güzel yaratılışlarından; musîkîden anlayan dost kuş cıvıltılarının veya su şırıltılarının âhenginden; resimden anlayan dost tabiâtın renk cümbüşü içindeki uyumundan... vs anlıyor ve farklı derecelerde zevk almaları mümkün olduğu halde bir arada bulunabiliyorlar. 4
Üstad Hazretlerinin kaydettiği, “derecesine göre hissedar olur” hakîkatini bu misaller ışığında değerlendirmemiz mümkündür. Risâle-i Nûr hizmeti zaten uhrevî amellerde kurulan bir mânevî ortaklık esasına dayanır. Bu hizmette şahs-ı mânevî esastır. Ene yoktur. Enaniyet yoktur. Şahsî makam ve mevkî yoktur. Benlik ve bencillik yoktur. Biz şuuru vardır. Enelerin içinde eridiği ortak bir havuz vardır. Herkes bu havuzda kendi kimliğini eritir. Herkes kişi olarak yok olur, ortak bir şuur olarak ortaya çıkar.
Yarın İnşâallah devam edelim.
DUÂ
Ey Câmi-i Mâcid! Beni biz şuuruna erdir! Bizi benlikten uzak eyle! Beni bizle haşret! Bizi ben tuzağıyla yıkma! Beni bizle değerli kıl! Bizi benle değersizleştirme! Benden, bizle râzı ol! Bize ben sebebiyle gazap etme! Beni bizle cennetine al! Bizi benlik dolayısıyla ateşe atma! Âmin!
Dipnotlar:
1- Şuâlar; s. 420.
2- Şuâlar, s. 589.
3- Lem’alar, s. 118.
4- Sözler, s. 460.