"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Daha hakkın kalmadı

Abdil YILDIRIM
10 Eylül 2026, Perşembe
“Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı...”1 diyen bir insan, bir başka yerde; “Ey nefsim! Yetmiş üç sene,yüzde doksan adamdan ziyade zevklerden hisseni almışsın. Daha hakkın kalmadı”.2 diyor. Bu bir tenakuz (çelişki) değil mi?

Bu cümlelerin ifade ettiği manalar, meseleye nereden baktığınıza göre değişir. Üstad Hazretlerinin hayatına baktığımız zaman, her iki paragrafın bir biriyle çelişmediğini, aksine bir birini doğruladığını görürüz.

Birinci kısımda, “Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı” derken doğruyu söylüyordu. Gerçektende hayatı eza ve cefa içinde geçmişti. Mahkemeler, hapisler, sürgünler, defalarca zehirlenmeler... Bütün bunlar, izzetine ve hürriyetine çok düşkün olan Bediüzzaman için katlanılacak bir hayat değildir. 

Gün olmuş, mecnun diye tımarhaneye atılmış, gün olmuş, Divan-ı Harb-i Örfî’de idamla yargılanmış, zaman gelmiş, defalarca  zehirlenmiş, “Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” diyecek kadar canından bezdirilmiştir.

Buna rağmen, nasıl oluyor da,”yüzde doksan adamdan ziyade zevklerden hisseni almışsın” diyebiliyor? Üstad Hazetleri bu cümleyi söylerken de doğruyu söylüyordu.

Bediüzzaman’ın zevk anlayışına  baktığımız zaman, yani nelerden zevk alır,  onu ne mutlu eder diye düşündüğümüz zaman, yukarıdaki sözün manasını daha iyi anlarız. Dünya hayatı yönünden, gerçekten de her insanın tahammül edemeyeceği şiddette muamelelere maruz kalmıştır. Fakat bu ağır şerait altında, asıl gayesi olan Kur’ân ve iman hizmetindeki muvaffakiyetleri gördükçe, o eziyetler lezzete dönmüştür. İman hakikatlerini başka insanlara ulaştırmaktan, başka insanların imanının kurtulmasına vesile olmaktan son derece mesut oluyor, ve bu hizmetlerin intişar etmesinden lezzet alıyordu.

Bir başka açıdan bakacak olursak, Bediüzzaman’ın evi, barkı, malı mülkü, evlad-i iyali olmadığından, bu hususlarda endişe edecek bir şeyi yoktu. Dünyadan, şan ve şöhretten istiğna ettiği için, yüzde doksan adamdan daha ziyade hayattan lezzet alması mümkündü. Az yiyen, az uyuyan, az bir eşya ile ihtiyacını karşılayabilen bir adam, hayattan daha çok lezzet alabilir. Bediüzzaman’a baktığımız zaman, bütün dünyalığını bir sepete sığdırmıştı. Dünyaya ve dünya hayatına bu gözle baktığımızda,” dünyanın en mesut insanı Bediüzzaman’dır” diyebiliriz

Dipnotlar:

1- Tarihçe-i Hayat, s. 645.

2- Age., s. 512.

Okunma Sayısı: 147
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı