Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Gençlik Rehberi’nde hepimizin hafızalarına kazınan o sarsıcı tespiti yapar: “Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek...”(Sözler, On üçüncü söz.)
Bir davanın gençleşebilmesi ve gençleri bünyesine katabilmesi, her şeyden önce o yapının kendi içindeki ihlâs ve uhuvvetin derinliğiyle doğrudan alakalıdır. Üstad’ın Çamdağı ve Barla yıllarında ilk genç talebelerle kurduğu o muazzam bağ, tamamen ihlâs ve samimî bir kardeşlik temeli üzerine inşa edilmiştir. Gençler, teorik derslerden veya süslü konuşmalardan ziyade, yaşanan hakikî ihlâsa ve samimiyete koşarlar. Eğer bizler kendi aramızdaki uhuvveti ve ihlâsı arttırmaz, fikir ayrılıklarını ve şahsî eneleri bir kenara bırakıp hakikî bir “tefani” sırrını gösteremezsek, dışarıdaki gencin ruhuna dokunmamız mümkün değildir.

Gençlik; yapmacıklıktan uzak, şeffaf ve samimî ortamları arar. Kendi içinde kırgınlıklar, çekişmeler veya soğukluklar barındıran bir zemine genç zihinleri çekmek son derece zordur. Fakat ne zaman ki kendi aramızda tam bir ihlâs, muhabbet ve sarsılmaz bir uhuvvet tesis ederiz; işte o zaman hizmet merkezlerimiz ve dershanelerimiz birer manevî cazibe merkezine dönüşür. Kendi içinde birbirini samimiyetle seven, omuz omuza veren ve birbirinin kusurunu örten bir topluluk, gençlerin arayıp da bulamadığı o güvenli limanı sunmuş olur.
İhlâs ve uhuvvetle kenetlenmiş bir cemaat yapısı, gençleri sadece bir “dinleyici” veya “sayısal varlık” olarak değil, davanın asli birer öznesi olarak kucaklar. Onların enerjisini, yenilikçi fikirlerini ve dinamizmini kendi ihlâs ve tecrübesiyle harmanlar. Kendi aramızda kuracağımız o güçlü kardeşlik bağı, gençlerin savrulduğu yalnızlık ve tükenmişlik girdabından kurtulup sığınacakları en kavi kalkan olacaktır.
Anlamaktayız ki; geçip giden gençliğimizi bâkî kılmanın ve yeni nesli hakikatle buluşturmanın yolu, önce kendi içimizdeki muhabbet ve samimiyet kalesini tahkim etmekten geçer. Bizler ihlâs ve uhuvvet dersini kendi hayatımızda bizzat yaşadığımız gün, gençlik zaten o hakikî nura doğru koşarak gelecektir inşallah.
—Devam edecek—