Dindar kimlikli iktidarın ülkenin kalkınmasına dair vizyonuyla, geçmişte yıllarca ülkeyi yönetmiş olan DP; AP ve DYP çizgisindeki demokrat iktidarların vizyonu mukayese edildiği zaman, arada büyük bir fark görülür. Biri ülkeyi ileri götürürken, diğeri geri bıraktığı söylenebilir.
DEMOKRATLAR KAYNAKLARI ÜRETİMDE KULLANDILAR
1950 -2000 yılları arasında kesintili dönemlerde başa gelen Adnan Menderes ve Süleyman Demirel liderliğindeki demokrat iktidarlar, ülkede demokrasiyi tesis etmeye çalıştılar. İnsanlar onların iktidarında hak ve hürriyetlerinin tadını aldılar. Demokrasi standardı yükselen Türkiye, dünyada yıldızı parlayan bir ülke konumuna geldi.
Diğer taraftan ülkeyi baştanbaşa fabrikalar, köprüler, barajlar ve yollarla süsleyen demokratlar, geniş istihdam alanları sağlayan demir – çelik fabrikaları, Aliağa Rafinesi, Keban Barajı ve GAP Projesi gibi eserler ile üretime dönük yerinde yatırımlar yaparak ülkeyi kalkındırdılar, sanayi ve tarım üretimini teşvik ettiler. Halkın refah seviyesi yükseldi.
Demokratlar, halkın manevî ihtiyacını karşılamak üzere, vatan sathında İmam Hatip Okulları, Kur’ân Kursları ve İlahiyat Fakültelerini yaygınlaştırarak dini siyasete alet etmeden maneviyata hizmet ettiler.
Ülkenin faydasına olan bu şahane atılımlardan rahatsız olan gizli fitne komiteleri, sivil ve askerî Kemalist darbecileri iğfal ederek harekete geçirdi. Onlar da, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 tarihlerinde demokrat iktidarı silah zoruyla yönetimden uzaklaştırdılar. Onların yerine rahat iş birliği yapabilecekleri vizyonsuz, ehliyetsiz, Kemalizm ile barışık ve onu ayakta tutacak siyasîleri parlatarak iktidara taşıdılar.
2002 seçim sürecinde perde arkasından çevirdikleri hile ve oyunlarla demokratları siyaset sahnesi dışına yiten darbeciler, yerlerine demokrat olmayan hâkim siyasîlerin önünü açarak iktidara taşıdılar.
MEVCUT SİYASÎLER KAYNAKLARI HEBA ETTİLER
Aralıksız 24 yıldır her defasında seçim sürecinde devletin imkân ve makamlarını tek taraflı olarak lehlerine kullanıp, adil olmayan seçimleri kazanarak iktidarda kalmayı beceren siyasîler, ilk yıllarında bazı AB reformlarını hayata geçirme gibi iyi icraatlar da yaptılar. Ancak 2010’dan sonra ipleri tam ellerine geçirmelerinin ardından demokrasiyi, adalet ve hukuku askıya aldılar. 2017’de ülkeyi tek adam rejimine geçirdiler. O tarihten bu yana toplumu bunaltan şiddetli bir istibdat rejimini tesis ettiler; kendilerine bağladıkları yargı sopasıyla muhaliflerini sindirdiler.
Diğer taraftan ülkenin kaynaklarını lazım olan yol, köprü, metro ile birlikte, çokta lazım olmayan gökdelenler, dev alış veriş merkezleri, gösterişli adalet sarayları ve lüks devlet binaları inşasına harcadılar. Tarım ve sanayi üretimi geriledi. İnsanlar üretim yerine çılgıncasına tüketim ve israfa yönlendirildiler. Oysa bir yerde tüketim fazla, üretim az olursa, o ülke fakirleşir.
Manevî değerlerin siyasete alet edilmesi, dindar kimlikle rüşvet, yolsuzluk gibi uygun olmayan işlerin yapılması, halkın ve genç neslin önemli bir bölümünde dinden soğumaya yol açtı.
Mevcut iktidarın ülkemizi getirdiği son nokta, içeride demokrasi ve hukukun askıya alındığı, insan hak ve hürriyetlerin çiğnendiği, yüksek Enflasyonla boğuşan, halkının çoğunun fakir olduğu, dışarıda ise ABD güdümünde tutarsız bir politika izlediği intibaını veren bir devlet hâline getirilmesidir. Elhasıl: Türkiye toplumu, fitne odaklarının ve Kemalist darbecilerin oyununa gelerek seçimlerde demokratlar yerine, dindar kimliğine aldanarak demokrat olmayan siyasîleri iktidara taşımanın bedelini ödemeye devam ediyor. Çıkış, yanlış tercihten vaz geçip, daha önce denenmiş doğru tercihe yönelmektir.