İnsanın zihnini hayrete düşüren manzaralardan biri kuş sürüleridir. Yüzlerce, bazen binlerce kuş; sanki tek bir beden gibi hareket eder. Birbirlerine çarpmazlar, dağılmazlar, bir anda yön değiştirirler. İnsan bu manzarayı görünce ister istemez sorar: Bunu nasıl yapıyorlar?
Bu büyük ahengin arkasında, ilk bakışta sanıldığından daha sade bir düzen vardır. Her kuş, çevresindeki kuşlarla arasındaki mesafeyi korur, yön değişimlerine uyum sağlar ve sürüden tamamen kopmamaya çalışır. Temel ölçüler bellidir; fakat bu ölçülerin içinde geniş bir hareket alanı vardır. Belki de asıl hayret verici taraf burasıdır: Düzen, her şeyin tek tek kontrol edilmesinden değil; hikmetli sınırlar içindeki serbestlikten doğar.
Bu manzara, insan hayatı için de düşündürücü bir işaret taşır. Hayat, çoğu zaman aşırı kontrol altında verimsizleşir. İnsanlar nefes alamayacak kadar kuralla çevrelendiğinde, yeni bir şey ortaya koyma cesaretini kaybederler. Çünkü her ayrıntının önceden belirlendiği yerde hayal gücü daralır; sürekli denetlenen insan da zamanla yalnızca kendisine söyleneni yapan bir varlığa dönüşür.
Hâlbuki büyük neticeler, çoğu zaman küçük prensipler ve geniş bir hürriyet alanı içinde ortaya çıkar. Bu hakikat ailede de böyledir, eğitimde de, cemaat hayatında da, idare anlayışında da… Esas olan, temel ölçüleri korumaktır. Onun dışındaki her şeyi mutlak kontrol altına almaya çalışmak ise hayatı fıtrî mecrasından koparır. Çünkü insan makine değildir. Her insan farklıdır. Her ruh ayrı bir tecellinin aynasıdır. Aynı hakikate baksalar bile farklı renkler ortaya çıkarırlar.
İmtihanın sırrı da biraz burada görünür. Eğer herkes tamamen aynı düşünse, aynı hissetse, aynı tepkiyi verseydi; iradenin, tercih etmenin ve mesuliyetin ne anlamı kalırdı? Cenab-ı Hak insanı robot gibi yaratmamıştır. İnsan, düşünen, tercih eden, hata yapabilen, bazen farklı yönlere gidebilen bir varlıktır. Farklı esmaların tecellileri de bu çeşitlilik içinde daha görünür hâle gelir.
Bu yüzden mutlak kontrol arzusu, çoğu zaman insanın haddini aşmasına dönüşür. İnsan fark etmeden kendisini her şeyi düzenlemek zorunda olan bir merci gibi görmeye başlar. Hâlbuki mutlak kontrol yalnız Allah’a mahsustur. İnsana düşen, vazifesini yapmaktır; neticeyi ve insanların tercihlerini bütünüyle kontrol etmeye çalışmak değil.
Peygamberlerin vazifesinde bile tebliğ esastır; zorlamak değil. Kalpleri mutlak şekilde yönlendirmek değil, hakikati göstermek… Sonrasında tercih insana bırakılır.
Demek ki hürriyet sadece siyasî veya sosyal bir mesele değildir. İnsanın yaratılış sırrıyla da ilgilidir. Bazen yapılması gereken şey, insanları sürekli yönlendirmek değil; doğru birkaç ölçü koyup kabiliyetlerin açılmasına müsaade etmektir.
Çünkü en büyük düzen, her şeyi sıkı sıkıya kontrol etmekten değil; hikmetli sınırlar içindeki serbestlikten doğar.