"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyetin içindeki nizam

M. Said BAYRAKLILAR
01 Ağustos 2026, Cumartesi
İnsanın zihnini hayrete düşüren manzaralardan biri kuş sürüleridir. Yüzlerce, bazen binlerce kuş; sanki tek bir beden gibi hareket eder. Birbirlerine çarpmazlar, dağılmazlar, bir anda yön değiştirirler. İnsan bu manzarayı görünce ister istemez sorar: Bunu nasıl yapıyorlar?

Bu büyük ahengin arkasında, ilk bakışta sanıldığından daha sade bir düzen vardır. Her kuş, çevresindeki kuşlarla arasındaki mesafeyi korur, yön değişimlerine uyum sağlar ve sürüden tamamen kopmamaya çalışır. Temel ölçüler bellidir; fakat bu ölçülerin içinde geniş bir hareket alanı vardır. Belki de asıl hayret verici taraf burasıdır: Düzen, her şeyin tek tek kontrol edilmesinden değil; hikmetli sınırlar içindeki serbestlikten doğar.

Bu manzara, insan hayatı için de düşündürücü bir işaret taşır. Hayat, çoğu zaman aşırı kontrol altında verimsizleşir. İnsanlar nefes alamayacak kadar kuralla çevrelendiğinde, yeni bir şey ortaya koyma cesaretini kaybederler. Çünkü her ayrıntının önceden belirlendiği yerde hayal gücü daralır; sürekli denetlenen insan da zamanla yalnızca kendisine söyleneni yapan bir varlığa dönüşür.

Hâlbuki büyük neticeler, çoğu zaman küçük prensipler ve geniş bir hürriyet alanı içinde ortaya çıkar. Bu hakikat ailede de böyledir, eğitimde de, cemaat hayatında da, idare anlayışında da… Esas olan, temel ölçüleri korumaktır. Onun dışındaki her şeyi mutlak kontrol altına almaya çalışmak ise hayatı fıtrî mecrasından koparır. Çünkü insan makine değildir. Her insan farklıdır. Her ruh ayrı bir tecellinin aynasıdır. Aynı hakikate baksalar bile farklı renkler ortaya çıkarırlar.

İmtihanın sırrı da biraz burada görünür. Eğer herkes tamamen aynı düşünse, aynı hissetse, aynı tepkiyi verseydi; iradenin, tercih etmenin ve mesuliyetin ne anlamı kalırdı? Cenab-ı Hak insanı robot gibi yaratmamıştır. İnsan, düşünen, tercih eden, hata yapabilen, bazen farklı yönlere gidebilen bir varlıktır. Farklı esmaların tecellileri de bu çeşitlilik içinde daha görünür hâle gelir.

Bu yüzden mutlak kontrol arzusu, çoğu zaman insanın haddini aşmasına dönüşür. İnsan fark etmeden kendisini her şeyi düzenlemek zorunda olan bir merci gibi görmeye başlar. Hâlbuki mutlak kontrol yalnız Allah’a mahsustur. İnsana düşen, vazifesini yapmaktır; neticeyi ve insanların tercihlerini bütünüyle kontrol etmeye çalışmak değil.

Peygamberlerin vazifesinde bile tebliğ esastır; zorlamak değil. Kalpleri mutlak şekilde yönlendirmek değil, hakikati göstermek… Sonrasında tercih insana bırakılır.

Demek ki hürriyet sadece siyasî veya sosyal bir mesele değildir. İnsanın yaratılış sırrıyla da ilgilidir. Bazen yapılması gereken şey, insanları sürekli yönlendirmek değil; doğru birkaç ölçü koyup kabiliyetlerin açılmasına müsaade etmektir.

Çünkü en büyük düzen, her şeyi sıkı sıkıya kontrol etmekten değil; hikmetli sınırlar içindeki serbestlikten doğar.

Okunma Sayısı: 900
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Said Bayraklılar

    1.08.2026 12:19:53

    Güzel değerlendirmeleriniz ve nazik sözleriniz için çok teşekkür ederim. Yazının sizlerde karşılık bulmasına memnun oldum.

  • Hasan

    1.08.2026 10:11:50

    Aksi hâlde “hürriyet” adı altında herkes kendi kararını uygulamaya başlarsa, orada artık meşveret değil; başına buyrukluk, ferdiyetçilik ve dağınıklık hâkim olur. Meşveretin olduğu yerde şahsî hevesler değil, şahs-ı mânevî konuşur. Karar alındıktan sonra asıl imtihan, o karara uyup uymamaktır.

  • Hasan

    1.08.2026 10:11:36

    Şahs-ı mânevîyi kabul edip onun aldığı kararlara uymamak, bir bakıma şahs-ı mânevîyi sadece kendi fikrimize uygun olduğu zaman kabul etmek demektir. Bu ise meşveretin ruhuna tamamen zıttır. Hürriyet, meşvereti istediğimiz zaman kabul edip istemediğimiz zaman reddetmek değildir. Hakikî hürriyet; şahsî kanaatinden fedakârlık ederek meşveretin ortak kararına riayet edebilmek ve nefsin hoşuna gitmese dahi hak ve tesanüdün gereğini yerine getirebilmektir.

  • Hasan

    1.08.2026 10:11:19

    Ortak akıldan süzülen ve şahs-ı mânevînin teşekkülüyle alınan meşveret kararlarına uymamayı “hürriyet ve özgürlük” adı altında meşrulaştırmak, hürriyet değil; meşveret anlayışını ve şahs-ı mânevînin hukukunu hiçe saymaktır. Meşveret yapılırken herkesin fikri hürdür; fakat meşveret neticesinde ortak bir karar ortaya çıktıktan sonra, “Ben böyle düşünüyorum, kendi bildiğimi yaparım” anlayışı hürriyet değil, nefsin ve şahsî kanaatin ortak iradenin önüne geçirilmesidir.

  • Bülent Bektaş

    1.08.2026 06:31:12

    Güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık

  • Güler Aslan

    1.08.2026 06:28:35

    Çünkü her ayrıntının önceden belirlendiği yerde hayal gücü daralır; sürekli denetlenen insan da zamanla yalnızca kendisine söyleneni yapan bir varlığa dönüşür.👌 Kaleminize sağlık hürriyet kavramına mütealik çok değerli tespitler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı