"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve Prens Sabahaddin

Abdülbakî ÇİMİÇ
06 Eylül 2021, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-127

Adem-i Merkeziyetçilik adını verdiği siyasî düşünceyi savunan Prens Sabahaddin, II. Meşrûtiyet’in ilânından sonra devleti yöneten İttihâd ve Terakkî’ye yönelen muhalefetin öncülerindendir. II. Meşrûtiyet ilân edildikten sonra liberal görüşleri savunan Jön Türkler’in kurduğu Türk siyasî tarihinin ilk muhalefet partisi olan Osmanlı Ahrâr Fırkası’nı destekledi ve perde arkasından yönetti. Osmanlı Ahrâr Fırkası 31 Mart Olayı’nda payı olmakla suçlandı ve kapatıldı. Prens Sabahaddin tutuklandı, ancak Mahmut Şevket Paşa ve Hurşid Paşa’nın aracılığı ile serbest bırakıldı.

Bediüzzaman Said Nursî, 1910 yılında Nutuk isimli eserini yayınladı. Bu eserinde, ortaya çıkan en köklü problemlere çok net ifadelerle, akıl ve mantık çerçevesinde cevaplar sundu. Ayrıca bu risalede, Prens Sabahaddin ve onun adem-i merkeziyet fikrine karşı “Prens Sabahaddin Bey’in Su-i Telâkki Olunan Güzel Fikrine Cevap” 1 başlığıyla yol gösterici ve tenkitler ihtiva eden bir makale kaleme aldı.

Bu mektubunda Said Nursî, Osmanlı Devleti için federal bir sistemin teorik olarak kabul edilebilir olduğunu; ancak değişik dinî ve etnik grupların gelişme seviyelerinin de birbirinden farklı olmasından dolayı, bu sistemin o zamanda uygulanamayacağını söylüyordu. Buradan hareketle ayrılık ve ihtilâfların zararını, “hayat ittihattadır” ifadesiyle dile getirdi. Bu yazısında, eğitimin, ilmin ve terakkinin önemini vurgulamakta kullandığı ilmî mecazlar da dikkat çekiciydi. 2

Bediüzzaman Said Nursî’ye göre birlik, beraberlik ve bütünleşme, ancak millet sevgisiyle, birlik ve bütünlüğü hatıra getiren bağlarla sağlanabilirdi. “Merkeziyetçi” ortak hedeflerin hayata geçirilmesi hâlinde, düzenli bir terakki kaydedilebilirdi. Diğer yandan Said Nursî, etnik farklılıkların yok edilmemesi gerektiğine inanıyordu. Nutuk ve hitabelerinde müşahede ettiğimiz gibi, devleti meydana getiren bütün unsurların “âdât-ı milliyesine, lisân-ı kavmiyesine ve istidad-ı efkârına” göre projeler hazırlamasını; ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ve herkese eşit haklar sunulmasını yönetimin en önde gelen görevleri arasında olduğunu vurguluyordu. Böyle yapıldığı takdirde “makine-i terakkiyat-ı medeniyet” olarak tarif ettiği sağlıklı bir rekabet teşekkül edecekti. 3

Bu hususların ardından Said Nursî, Prens Sabahaddin’e adem-i merkeziyet düşüncesinin yanı sıra, “onun ammizâdeleri” olarak nitelediği siyasî kulüpler ve çeşitli azınlıklar tarafından kurulan teşkilâtların, farklı unsurlar arasında yaşanan çatışmalardan dolayı bir merkezkaç kuvvetine dönüşeceğinden dolayı ikazda bulunuyordu. Gittikçe artan şiddet, “tevsi’i mezuniyet kabına” sığmayıp taşabilirdi. Bu durum, “Osmanlıcılık ve meşrûtiyet perdesinin birden feveran ile yırtılmasına,” otonomi ve bağımsızlığa ve bir sürü küçük devletin ortaya çıkmasına sebep olacaktı. Aralarındaki rekabet ve hâkimiyet kurma isteği yüzünden daha da şiddetlenen eşitsiz ve âdil olmayan icraatların neticeleri, sonunda ülkeyi karışıklığa sürükleyecekti. Said Nursî’ye göre; Prens Sabahaddin gibi iyi bir eğitim almış kabiliyetli bir insanın hamiyeti ve asaletinin, devleti parçalayacak, ihtilâf çıkartacak ve istikbali mahvedecek işler yapmasına izin vermesi düşünülemezdi. 

Osmanlı sınırları içinde yaşayan insanların çoğu tevhid inancına sahipti. Allah’ın birliğine inanıyorlardı. Birlik ve bütünlüğün tesis edilmesi ve kendi milliyetlerinin yeniden neşv-ü nemâ bulması için gayret ediyorlardı. Onların çoğuna göre İslâm yeterliydi. Çözümler İslâm çatısı altında aranmalıydı. 4

Bediüzzaman’ın görüşü, Osmanlı Devleti’ni meydana getiren milletlerin ortak noktası, İslâm ve tevhid inancının pekiştirilmesiydi. “Milliyetimiz İslâmiyet’tir” düşüncesinin yaygınlaştırılmasına ve yerleştirilmesine çalışılmalıydı. İslâm kardeşliği en önemli unsurdu. İlk önce her etnik grubun içindeki birlik ve sevginin gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Birlik ve muhabbetin yaygınlaşmasıyla birlikte bütün Müslüman etnik unsurların devlete olan muhabbeti kendiliğinden gerçekleşecekti. “Eğer bize unsur lâzım ise, unsur için bize İslâmiyet kâfidir.” 5 diyordu.

Burada önemli bir noktayı hatırlamakta fayda mülâhaza ediyoruz. Bediüzzaman’ın bu konuda Prens Sabahaddin’e karşı çıkması, her konuda ona muhalif olması manasına gelmez. Meselâ memuriyet konusunda “Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa, yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nevi çingenelik eder.” 6 HAŞİYE şeklinde Bediüzzaman ile Prens Sabahaddin aynı şeyleri söylemektedir.

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri (Nutuk), 2013, s. 183. 

2- Bediüzzaman Said Nursî, Entelektüel Biyografi, Mary F. Weld, 2006, s. 84, Etkileşim Yayınları. 

3- Age, s. 85. 

4- Age, s. 86.

5- Eski Said Dönemi Eserleri (Nutuk), 2013, s. 184. 

6- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2031, s. 253; 

HAŞİYE: Ey memurlar! Eski Said’in kırk beş sene evvel söylediği bu sözünden gücenmeyiniz.

Okunma Sayısı: 1068
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı