"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yüz yıllık teşhis, değişmeyen reçete: Bediüzzaman’ın ikazları

Abdurrahman TAN
06 Ekim 2026, Salı
Bediüzzaman Said Nursî’nin bir asır öncesinden yükselen dertli feryadı, ne yazık ki bugün hâlâ tazeliğini ve yakıcılığını koruyor.

Bizlerin de aynı dertle muzdarip olması ve “ciğerimizin” yanması gerekirken, maalesef sathi bir dertlenme söz konusudur. Bediüzzaman, “Tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, ‘Ah, ah, ah! Vâ esefâ!’ der ki: İslamiyet’in mağz ve lübbünü (özünü ve çekirdeğini) terk ederek kışrına (kabuğuna) ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık...”1 Bu cümle, bir medeniyetin neden durakladığının, zihnen ve ahlaken neden sefalete sürüklendiğinin en açık teşhisidir. Dini, ahlakı, adaleti, dürüstlüğü, liyakati ve hakikati hayatımızın merkezinden çıkarıp şekilciliğe, yüzeyselliğe ve hurafelere hapsettiğimiz gün kaybettik. Bugün özelde bizlerin ve genelde İslam coğrafyasının içinde bulunduğu dağınıklık ve bocalama, hakikatten uzaklaşmamıza verilmiş amansız bir ilahi terbiye ve ikazdır.

Said Nursî bu beyanında, milletin gerileme ve sıkıntı sebeplerini temel olarak şu hususlara bağlar ve feryadının gerekçesini sunar: Meşveret-i şer’iyye (istişare ve hürriyet) eksikliği, ahlaki yozlaşma, maddi terakkinin terk edilmesi, birlik ve beraberliğin bozulması.

Ayrıca; dinin adalet, dürüstlük, liyakat ve güzel ahlak gibi özünü bir kenara bırakıp yalnız şekilsel ritüellerle yetinen kışr-perest (kabukçu) bir anlayışa sığınmamızdır. Asırlar boyunca İslam’ın arı ve duru kaynaklarına karıştırılan hurafeleri, asılsız hikâyeleri ve İsrailiyatı dinin aslı zannettik; mukaddes metinlerdeki derin mecazları dar zihniyetlerle harfiyen kabul ederek dini akılla ve ilimle çelişir hale getirdik. Su-i fehim ve laubaliliğimiz yüzünden İslamiyet bizden nefret edip bulutların arkasına saklandı. Bu cehalet ve hürmetsizliğin cezası olarak da toplumsal ayrışma, ahlaki yozlaşma, zillet ve sefalet içinde kaldık.

Bediüzzaman’ın sunduğu reçete ve tek çıkış yolu ise son derece nettir: “Bizi kurtaracak yine onun merhametidir. Öyleyse geliniz, ona tarziye vereceğiz.”2 İslamiyet’e tarziye vermek; yaptığımız yanlışlardan vazgeçip ahlakı, adaleti ve dürüstlüğü yeniden merkeze almak demektir. Bu da toplumsal kararların ortak akıl ve adalet prensiplerine göre alınmasıyla; yabancı taklitçiliğinden ve sefahatten uzaklaşarak gerekli tedbirlerin uygulanmasıyla mümkündür. Dinî ilimler ile pozitif bilimleri barıştırıp hurafeleri dinden ayıklamak, Kur’an’ın aklı çalıştırmayı emreden evrensel mesajına dönmektir. İlim, fen, çalışma ve üretimden uzak kalmanın getirdiği fakirlik ve ataletten kurtulma çarelerine başvurmalı; şahsi ve hususi düşmanlıkları topluma yaymadan, ortaya çıkabilecek tefrika (ayrışma) ve nifakı önlemeliyiz. Kısır çekişmeleri bir kenara bırakarak İslam’ın kopmaz ipine elbirliğiyle, samimiyetle sarılmalıyız.

İslamiyet, üzerine yığdığımız evham bulutlarının arkasında hâlâ dipdiri duruyor; zaman, o dertli feryada kulak verip kabuktan öze geçme ve haksızlık ettiğimiz hakikate samimiyetle ve sadakatle tarziye verme zamanıdır.

Dipnot:

1-2. Muhakemat s.22

 

Okunma Sayısı: 81
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı