Çocuk, Cenab-ı Hak tarafından anne-babaya tevdi edilmiş en kıymetli emanettir.
Temel kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimizin (asm) söz ve uygulamaları ile asrımızın iman hakikatlerini duyuran Risale-i Nur, bu baha biçilmez emanetin muhafazası, terbiyesi ve geleceği hususunda bizlere eşsiz ölçüler sunar. Yüce Kitabımız Tahrim Suresi 6. ayette “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” emriyle evlatlarımızın imanını ve ahiretini korumayı birinci vazifemiz kılarken; İbrahim Suresi 40. ayetteki “Rabbim! Beni ve soyumdan gelenleri namazı dosdoğru kılanlardan eyle!” duasıyla da dinin direği olan namaz için kalbi bir yakarış öğretir. Peygamber Efendimiz (asm) “Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar...” 1 hadis-i şerifiyle çocuğun tertemiz bir ruhla dünyaya geldiğini hatırlatıp adalet ve sevgiyi esas alırken; Bediüzzaman Hazretleri hakikî şefkatin çocuğun sadece dünya istikbalini değil, ebedî hayatını kurtarmakla mümkün olacağını ve lisan-ı hâlin (yaşantının) lisan-ı kâlden (sözden) çok daha tesirli olduğunu vurgular.
Ancak bu ulvî düsturların ve iktibasların zihinlerde sadece teorik birer temenni olarak kalmaması, evdeki saatlere, mutfaktaki sofralara ve çocukla kurulan birebir diyaloglara somut birer eylem planı olarak yansıması gerekir. Örneğin, lisan-ı hâlin tesirini göstermek istiyorsak, çocuklardan ekranı bırakmalarını istemek yerine her akşam saat 20:30’dan sonra anne ve baba dâhil tüm aile fertlerinin telefonlarını ortak bir sepete bırakacağı bir “ekran süresini kısıtlama/azaltma” ve kitap okuma saati başlatılmalıdır. Çocuktan dürüstlük ve erdem bekleniyorsa, ebeveyn önce yaptıkları hatadan dolayı hatasını kabullenme cesareti göstermelidir. Hz. İbrahim’in niyaz ettiği namaz bilincini aşılarken de zorlayıcı bir dilden kaçınılmalı; haftada en az iki akşam yatsı namazı evde cemaatle kılınarak çocuğa müezzinlik veya dua etme görevi verilmeli, ibadet sevimli bir aile âdetine dönüştürülmelidir. Risale-i Nur’da vurgulanan “ebedî hayatı kurtarma” şefkati ise kuru nutuklarla değil; akşam çay içerken dışarıda yağmuru, açan bir çiçeği veya gökteki yıldızları izlerken “Bunu bu kadar muntazam şekilde kim idare ediyor?” diyerek kâinatı birlikte okumakla kazandırılmalıdır. Yatmadan önce ise sadece “iyi geceler” deyip geçmek yerine, “Bugün Allah’ın sana verdiği hangi nimet için O’na teşekkür etmek istersin?” sorusuyla kısa bir şükür ve dua halkası oluşturulmalıdır.
Netice itibarıyla anne-babalık; sadece rızık temin etmek veya akademik başarı kovalamak değil; ruhu beslemek, kalbi imanla aydınlatmak ve evladı Cennet ehline komşu edecek bir nur parçasına dönüştürme gayretidir. Unutmayalım ki sözlü nasihat rüzgârda savrulan toz gibidir; yaşantı ise toprağa düşüp kök salan tohumdur. Emanetin hakkını vermek; teorik cümleler sıralamak değil, çocuğun gözü önünde seccadeye varan bir duruş sergilemek, evde adil ve şefkatli bir iklim oluşturmak, mutfaktaki tebessümü, akşamki sohbeti ve secdedeki samimî duayı inşa etmektir.
Dipnot:
1- Buhârî (Cânaiz 80, Tefsir sûre 2, Kader 3) ve Müslim (Kader 22-25)