"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Memuriyet, maişet ve ihlas

Abdurrahman TAN
23 Eylül 2026, Çarşamba
Hayatımızın akışı içerisinde en temel imtihanlarımızdan biri, hem kendimiz hem de aile efradımız için rızık temini yani derd-i maişet meselesidir.

Devlet dairesinde görev almak için okuyor, sınavlara çalışıyor ve sonradan vazife üstleniyoruz. Burada herhangi bir anormallik yoktur; ancak Bediüzzaman Said Nursî’nin tespiti, özellikle dinî ilimlerle hemhal olmuş, hakikatleri tanıyan ancak geçim derdi veya kurumsal baskılar sebebiyle geri duran hocaların ve dindar memurların ruh halini muazzam bir tahlille gözler önüne serer. Bugün dindar bir insanın devlet dairelerinde memuriyet icra etmesi, hem kendi imanını koruması hem de ahlâkî duruşunu muhafaza etmesi açısından derin manalar taşır. 

Maişet telaşı ve insanı kuşatan dünya hayatı, kimi zaman en kıymetli hakikatlerin bile gölgede kalmasına sebep olur. İnsan, ailesinin geçimini sağlamak ve maddî güvenceye sahip olmak adına memuriyeti güvenli bir liman olarak görebilir; ancak bu liman, kimi zaman manevî dinamikleri törpüleyen bir rutine dönüşebilir. Özellikle “kendi tahsil ettiği ilm-i dinî, kendi imanını kurtaracak derecesindedir zannıyla lakayt kalıp”1 düşüncesiyle ruhsatla amel etmeye fetva aramak, iman hizmetinden uzaklaşmak için sık düşülen bir hatadır. “Heyet-i ulemâdaki büyük hocalara itimat edip lakayt kalmak”2 ifadesi de bu noktada kritik bir uyarıdır; zira insanın kendi imanı ve zamanın vazifesi, başkalarının sırtına yüklenemeyecek kadar şahsî bir mesuliyettir.

Üstad Hazretlerinin ifade ettiği gibi: “Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa, yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nevi çingenelik eder.” (Eski Said Dönemi Eserleri, s. 188.) Bu çarpıcı ikaz, memuriyetin şahsî çıkarlardan arındırılarak sadece bir maaş kapısı olarak görülmesinin, insanı sürükleyebileceği manevî zafiyeti en net şekilde gözler önüne serer. Hangi statüde veya sınıfta olursa olsun her memur, bulunduğu ortamda iman ve Kur’ân hizmetine vesile olabilir; bunun için lisan-ı hal başta olmak üzere pek çok farklı tebliğ yolu mevcuttur. Yalnızca dünyaya ve menfaate endekslenmiş bir memuriyet anlayışı ise insanın ruhî dünyasını daraltarak onu hakikî vazifesinden uzaklaştırır.

Buna karşın, dindar bir insan için memuriyet sadece maaş alınan bir mesai mekânı değil, aynı zamanda ahlâkın, adaletin ve ihlâsın yaşandığı bir temsil ve tebliğ alanına dönüştürülebilir. Hakikî bir memur, işini ibadet telakki ederek görev tanımına karşı dürüstlüğünü, millete karşı şefkatini ve işine karşı ahlâkını bir iman borcu olarak görür. Dairedeki dürüstlük, vazifeyi hakkıyla ifa etmek ve güzel ahlâk, en tesirli hâl dilidir. Memuriyetin getirdiği yoğunluk içinde imanî okumalara, hizmetlere ve neşriyata vakit ayırmak, maişet belasını bertaraf eden en keskin kılıçtır.

Netice itibarıyla memuriyet, dünyevî meşguliyetlerle bir imtihan olduğu kadar, o meşguliyetleri rıza-yı ilahiye çevirme fırsatıdır. Maişet derdi insanı fizikî olarak daireye hapsedebilir; ancak kalbin ve ruhun hakiki nurî dairelerle irtibatını koparmamak, memuriyeti bir mahrumiyet değil, manevî bir kazanç kapısı kılacaktır.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası, s. 249.

2- Age., s. 250.

Okunma Sayısı: 124
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı