"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hangi harfi öğretene köle olunur?

Ahmet BATTAL
05 Ağustos 2022, Cuma
Önceki günkü yazımızda bahsettiğimiz Perşembe Öğretmen Lisesi mezunları buluşması vesilesiyle bir soru: Bu türden buluşmalarda eski öğretmenlerin de özel bir yeri ve statüsü olmalı mı?

Öğretmenlik mesleği, öğrettiği ve örnekliği ne olursa olsun her öğretmen için “kutsal” mıdır? 

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü elbette doğrudur. Ama anlamı nedir?

Mesela “harf”ten kasıt nedir? Resim öğretmeni ya da müzik öğretmeni harf öğretemez mi? Bu sözdeki “harf” Alfabetadaki 29 harften biri midir? 

Öncelikle hatırlayalım ki Arapça dilindeki “harf” ile Türkçedeki “harf” farklı anlamlara geliyor. 

Arapçada kelimeler iki ana gruba ayrılabilirler: 

Birinci grup; söylendiğinde zihne anlam düşüren kelimelerdir. Bunlar kabaca isimler ve fiillerdir ve hepsine birden “isim” denilir. (Zira fiilin ismi de bir isimdir).  

İkinci grup ise tek başına söylendiğinde bir anlam ifade etmeyen kelimeler ve takılardır. Bunlara da “harf” denilir. 

Arapçada “harf” kendisini göstermeyen kelimedir. Harf daima başkasına yani bir isme ve müsemmasına (ve fiile ve failine) işaret eder, ona atıf yapar, onu gösterir. İsim gibi değildir. Kendisini ifade etmez. Kendisini göstermez. 

Hazreti Peygamber’den iman ilmini layıkıyla almış ve “ilmin kapısı” haline gelmiş olan Hazreti Ali’nin, ilmi teşvik ederken, “seküler ilmi” kastetmeyeceği açıktır. O halde “harf öğretme” işi, “seküler eğitim”deki türden bir “isim ve fiil öğretme” işi değildir. 

Aynen “ben okuma bilmem” diyeceği açık olan ümmî bir Peygambere hitabına “oku” emri ile başlayan Alimler Alimi’nin, Habibine, “bir kitapta yazılı olan harfleri ve isimleri-fiilleri oku” demiş olmayacağı gibi. (Aslında o zamanlar matbu kitap olmadığına göre o zamanın kitabı da “el yazısıyla yazılmış kitap” yani bugünün “defter”idir.) 

Yani mesele matbaada basılan kitapları okumak değil. (Zaten bu “kitap” da anlamını yitirdi. Hele günümüzde, artık evlerimiz kitap çöplüğü. Çocuklarımıza artık “oku da ne okursan oku” değil, “seçerek oku ve kalitelisini bulunca aynısını tekrar be tekrar oku” diyoruz.

Mesele, Allah’ın kalite matbaasında basılan (ve bu sebeple her biri ayrı bir kalıpla basılan) “kitap gibi” manzaraları ve güzellikleri “hakkını vererek” okumaktır. 

Belli ki bu “okuma” için Alfabeta bilmek gerekmez. Karşılaştığı her karanlığı Hakikat Güneşinden kalbine aldığı ilham ışığıyla aydınlatan basiretli bir çoban, bu okumayı, akıl fenerine güvenen bir profesörden çok daha iyi yapar. 

Zira bu okuma için yukarıda tarif ettiğimiz harf ile ismi ayırmak gerekli ve yeterlidir. 

Bu okuma için, her gördüğümüzün bize aslında neyi göstermek için orada “var edilmiş” olduğunu bilmemiz yani hikmet bakışına sahip olmamız gerekli ve yeterlidir. 

Bu bakışla her şey Sanatkâr Yaratıcısını gösterir.

Bu bakışla bakıldığında, Yaratan “en güzel” olduğu için onun yarattığı her şey güzeldir. Hatta bazılarımıza –şimdilik- güzel görünmese de… 

Bu sebeple bu bakışla her şey güzeldir. Ya bizzat güzeldir (çiçek, bebek, nimet gibi) ya da neticeleri itibariyle güzeldir (yaşlılık, hastalık, musibetler gibi). 

“Görünen güzel”i herkes görür ve hisseder. Bunun için öğretmen gerekmez. Önemli olan arkasındaki Güzeli yani Yaratıcıyı görebilmektir. Ve öğretmen işte orada işe yararsa hakiki öğretendir. 

Musibetler ve hastalıklardaki görünmeyen güzelliği görmek ise bir maharet ve basiret ister. Buna öğretmen yetmez. Gösterebilene şimdilerde “yaşam koçu(!)” diyorlar. Ama burada da asıl önemli olan o dolaylı güzelliği “vereni” görebilmektir. O “görmek” artık “güzel görmek”tir ve “Güzel’i görmek”tir. 

Okumak, işte o güzelliği ve güzellikte görünen Hakiki Güzel’i okumaktır. O da isimde takılmadan manayı okumakla olur. O zaman zaten bütün isimler ona döner ve onun olur. O zaman eşyadaki bütün isimler harf olur ve kendisini değil O’nu gösterir. O zaman sadece O’nun ismi görünür ve hissedilir. Asıl okumak odur. Asıl harf o harftir. 

Özetle; elbette öğretmene hürmet edilir. Ama yaratıkları bilmeyi ve sevmeyi öğretirken “yaratılanı Yaratan”a hürmeti ve ibadeti öğretmeyi ihmal eden ve hatta bunları saçma bulduğu için öğretmeyi reddeden bir öğretmene neden hürmet edilir ki? 

Ahirette işe yaramayacak ilme ve “dünyadan ölüm” yaklaşınca çöpe giden bir diplomaya “vesile” olduğu için mi? 

Okunma Sayısı: 1406
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kenan

    5.8.2022 23:29:19

    Işte makale budur Maşallah 😊😊👍👍👍👏👏

  • M. Selim

    5.8.2022 18:53:54

    Ahmet Hocam, Rabbim sizden ebediyyen razı olsun. Bugünkü yazınızı okuyunca bir öğretmen ve Risale-i Nur talebesi olarak yine hiç bir şey bilmediğimi hissettim. Daha öğreneceğimiz ve öğrencilerimize öğreteceğimiz çok şey var. Yüreğinize ve kaleminize sağlık ağabey.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı