"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hz. Ali’den (ra) Bediüzzaman’a muktesid meslek (5)

Ali Demir
02 Mayıs 2021, Pazar
Vasiyet ve Meçhul Mezar(lar)

Kabir veya mezar, ehl-i iman için ebediyete açılan ilk kapı, fani âlemden baki âlemlere geçilecek bir berzah, itikad ve yaşantıya bağlı olarak insanların mezarları Cennet bahçesinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukur… insanların en sevdikleri ve yakınlarını defnettikleri yer… dolayısıyla vefat edenleri yad etmek, hatıralarıyla yaşamak gibi maksatlarla ziyaret edilen ziyaretgâh… İşte tam burada devreye, kabir ya da mezar ile türbe denilen mekânların ziyaret adabı girmektedir. Bunun için İslâm Fıkhında, vefat eden insanların mezarlarının ziyaretleri ile ilgili hüküm ve ölçüler tayin edilmiştir.

Tarih boyunca diğer toplumlarda olduğu gibi İslâm toplumlarında da ölçüsüz ziyaretler ile batıl itikatlar zuhur etmiştir. Bu noktada Üstad Hazretleri’nin sağlığında vasiyet ettiği mezarının meçhul olması talebi ve kabul olan duâsı dikkat çekiyor. Aynen Bediüzzaman’ın “benim hakaik-i imaniyede hususî üstadım, İmam-ı Ali’dir (ra).” diye bahsettiği İmam Ali’nin (ra) vasiyeti doğrultusunda şehadeti sonrası mübarek naaşının meçhul bir yerde meçhul bir kabre defnedilmesi gibi..

H. 40 (M. 661) yılının Ramazan ayında şehid edilen Hz. Ali’nin (ra) vasiyeti üzere bir meçhule defnedilmiştir. Hz. Ali (ra) bu vasiyetiyle, birilerinin (onun muhabbetini dâvâ eden müfrit insanların) mezarını ziyaret amacı dışına çıkaracaklarını düşünerek tedbir aldığı düşünülmektedir. Görünen maddî sebep ise, Hz. Muâviye b. Ebû Süfyân (ra) taraftarlarının zarar vereceği endişesiyle gizlenen mezar Abbâsîler zamanında, şehid edildiği Kûfe Mescidi ile Kûfe’yi Fırat nehri taşkınlarından koruyan setlerin altında aranmış, nihayet Necef’te olduğu kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla Hz. Ali’nin (ra) mezarı Kufe’de (Necef) olup yeri belli değildir. Günümüzde Hz. Ali’ye (ra) ait olduğu kabul edilen kabirler H. 300. seneden sonra ortaya çıkmıştır. (Hz. Ali /M. A. Kaya)

Hz. Ali’nin (ra) ahir zamandaki sırdaşı olan ve 1960 yılının Mart ayında vefat eden Bediüzzaman Hazretleri de tıpkı ceddi gibi benzer endişelerle mezarının gizli kalmasını vasiyet etmiş, fakat bilinen bir mekâna Urfa’da defnedilmiştir. 

Risale-i Nurlar tetkik edildiğinde, Üstad Hazretleri’nin meçhul kabri hakkında yeterli malûmat elde edilebilmektedir. Defnedildiği yer bilinmesine rağmen, kabrinin kırılacağını Bediüzzaman yıllar öncesinden kaleme almış ve “Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde” demişti...

Daha sonraki yıllarda talebelerine yazdığı lâhikalarda şöyle vasiyet etmiştir: 

“Isparta vilayetinde kıymettar kardeşlerimin kucaklarında, teslim-i ruh edip, o mübarek toprakta defnolunmamı kalben niyaz ettim… Ve Isparta’ya mevkufen beşinci nefyimi, o kalbî duânın kabul olmasına delil eyledi”, “(Isparta) benim için taşı-toprağı ile mübarektir… onun için ben kabrimi o havalide istiyorum.” ve “Mezarımı birkaç kişi bilsin!”

Hayatta iken arzu etmediği bir hususun, vefatından sonra gerçekleşmesini asla istemedi. Vasiyetnamenin Haşiyesi’nde gereksiz kabir ziyaretinin yapılmaması ikazında bulunarak “Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî duâ ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risâle-i Nur’daki azamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum” dedikten sonra, kendisini Nurlar’a vakfetmiş birinin kabri başında nöbet tutarak, lüzumsuz ziyaret edenlere bu hususu bildirmesini ister.

Fakat helâket ve felâket asrında tecdid vazifesini bihakkın ifa eden müceddidin duâsı ve arzusu nasıl gerçekleşecekti? On binlerce insanın iştiraki ile cenazesi defnedilmişti. İşte burada yine onun tabiriyle beşer zulmedecek, fakat kaderin adaletiyle arzusu ve duâsı zalimlerin elleriyle kabul edilmiş olacaktı. Ve de 27 Mayıs 1960 ihtilâli sonrası 12 Temmuzda, yıllar öncesinden haber verdiği gibi, kabri gece yarısından sonra kırılacak ve mübarek naaşı tıpkı ceddi Hz. Ali (ra) gibi bir meçhule defnedilecekti. Ve öyle de oldu.

Hakikaten mezarın zorba bir usûlle naklinden sonra nereye defnedildiği kesin olarak bilinmemekte olup, lâhikalarda yazıldığı gibi Isparta civarında olduğu tahmin edilmektedir. Günümüzde Hz. Ali (ra) sevenlerin Kufe / Necef’te ifrata varan kabir ziyareti gibi olmadan, Emirdağ Lâhikası’nda (346. Mektup) yer alan lâhikaya uygun hareket edilmektedir. Üstadımızdan naklen bu mektupta özetle, “benim kabrim gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni meneden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor” denilmektedir.

Evet, Hz. Ali’nin (ra) ahir zamandaki gerçek sevenleri olan Nur Talebeleri, Hz. Ali’nin (ra) iradesine muvafık bir şekilde Üstadları Bediüzzaman’ı Risâle-i Nur sayfalarında bulabiliyor ve sohbet edebiliyorlar. Ruhuna Fatiha göndermek isteyen herkes, bulunduğu yerde okumak suretiyle (mezarına uğramasına gerek kalmadan) gönderebilir ve göndermelidir.

Biri Asr-ı Saadette birisi de ahir zamanda yaşamış iki Kahraman-ı İslâm’ın birbirine benzeyen vasiyetnemeleri ve meçhul kabirleri… Her ikisinin de hayatlarında uyguladıkları ve fiilen ders verdikleri “muktesid meslek”e tam riayet edebilme duâsıyla…

Okunma Sayısı: 624
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı