Okullar açıldı.
Açılır mı kâinatın ucu bucağı?
Uçulur mu âlemlerden âlemlere?
Geçilir mi her nefes yeni bir derse?
Ben böyle konuşunca ya çok bilen biri:
“Otur yerine!” derse?
Okullar açıldı;
Açılır mı nefeslerim:
Kitap gibi,
Kalem gibi,
Defter gibi...
*
Yine söylüyorum: Bu on iki yıl mecburî eğitim; eğitim değil; insanımızı hayattan koparan bir şey... Öğretmen yetersiz, öğrenci bıkkın, veli şaşkın... Okuma yazma, kitap sevgisi, derdini kaleme dökme işinin ardından herkesi kabiliyetine göre yola koyarsın. Arkası gelir; merak etme. Ey Azîz Hürriyet nerdesin?
*
Şurda anlaşalım: Şikâyetlendiğimiz şeylerin hepsinin temelinde eğitimin eğitimsizliği (terbiye edilmemişliği) var!
Türkçe dersi mecburî; Türkçe öğretemiyoruz. Din dersi mecburî; Allah’ı anlatamıyoruz. Matematik, İngilizce ve saire bir çuval mecburî ders var; sonuç; dünya kaçıncılığı?! Ne yapıyoruz? Zorla ders anlatıldığı, bir şeyin sevdirildiği nerde görülmüş! Başarısızlıklarımıza gözlerimizi kapatarak nereye böyle; bir bilen, sözü dinlenen olmaması ne acı!
*
Okullardan şair, yazar yetişmez; bunu anlıyorum da mimar ve saire? Meselâ birbirine benzemesi şart mı evlerin, okulların? Mevsimler gelip geçiyor ve hiçbiri birine benzemiyor. Biz ne kadar benziyoruz birbirimize! Aynı tip okullardan çıktığımız ne kadar belli!
*
Eğitimi soruyorsunuz; söyleyeyim: Dünya çapında bir edebiyatçı ve/veya ilim adamı yetiştiremiyor. Niyesinin cevabı vardır da şunu demesem olmaz gibime geliyor: Meselâ kitap yazan öğretmenle yazmayan bir sayılıyor ve aynı ücreti alıyor. Böyle şey olur mu?
*
Eğitim büyük yaramız... Kimse mecbur olmasa devlet okullarına çocuğunu veresi değil. Gerçi özel okullar da “özel” değil. Adı öyle ve bir bardak çayları ve yapmacık tebessümleri... Ne olacak peki? Eğitimi sadece eğitimcilere teslim etmeyerek düzelir diyorum. Bu dert hepimizin. Kitaba uzak okullar böyle olur: Adı var; kendi yok. Ders bitsin; evimize gidelim!
*
Veliler ne kadar rahat. Çocukları okulda; yarınlara hazırlanıyor. Öyle değil. Sadece gün doluyor. Eğitime gün doğmuyor. Kurtuluş zor değil ama zorlu bir iş. Boş çuval ayakta durur mu! Futbola ayrılan paranın binde biri yok ki eğitimde. Öğretmen kendi derdini halledememiş ki öğrencisiyle yoğrulsun. Eğitimi kendi halinde yürüyen bir şey zannetmeye devam edelim de nereye kadar?! Fabrika gibi okullardan özel adamlar çıkacak, ha! Efendim?
*
Lisedeki gence yirmiye yakın ders... Her şeye el at; hiçbir şey elde kalmasın; komedi; acısı da yanında... Yaş sayılarından fazla dersler... Ve hepsinden de başarılı olmaları isteniyor; hı?! İsteniyor mu gerçekten? Eğer iş resmiyetten ciddiyete dönse ihtisaslaşma (branşlaşma) olur. Ve şişirme notlarla ne ders ne öğrenci pişiyor.
*
Yenilikleri en kabul etmesini zannettiğiniz yerler, okullar, diyeceksiniz; değil! Öyle olsaydı/k bugün “yeni” memleketler listesinde yerimizi alabilirdik. Şimdi ne eskiyiz ne de yeni... Aynı müfredat aynı okul soğukluğu dün neyse bugün de o. Bir kere sükûnetin olmadığı yerde eğitim mi olur!
*
Evet eğitim... Yine ve yine eğitim... Gündemimizde yok. Yıllardır malum şeyler bizi işgal ediyor. Evet eğitim. Unutulan bir şey... Fakat burada düştüydük biz. Buradan kalkacağız. Eğitim çorak bir ülke; ülke inşaat fışkırıyor. Çaresi var bu işin? Sanki ölüme terk edilmiş bu güzelim iş. Bu kilit nasıl açılır; bilen var mı? Bu çocuklar, gençler bizim... Göz göre göre bunların heder olmalarını seyretmenin acısını bilen bilir. Çareyi hep beraber arayalım. Evet eğitim... Şakaya gelir yanı yok. Okullar bir ülkenin aynası... Bu ayna göstermiyor şimdi. Bunu bu fakir söylemiyor. Araştırma sonuçları ve siz de görüyorsunuz. Dikkat buyrula: Eğitimsiz hiçbir kemalat bayrağı dalgalanmaz.
*
Polonya eğitimde bizden fersah fersah öndeymiş. Adamlar açık kapılar ardında tartmışlar tartışmışlar ve merkeziyetçi olmayan; öğrenci merkezli, öğretmenin durumunu iyileştiren bir güzel sistem oturtmuşlar. Vırt zırt plan program değişmiyormuş.
Biz niye hastayı, hastalığı görmezden geliyoruz? Niçin, nasıl, ne hakla, ne sebeple, aslı ne faslı ne, neyi bekliyoruz; yoksa dünya çapında bir eğitim var da haberimiz mi yok?
*
İşler düzelsin diyorsanız; işe eğitimden başlayın. On iki sene şart mı? Az olsun; öz olsun. Dert seneler olacağına; dört sene olsun; yeter!
*
Meselâ başarılı eğitimcileri ödüllendirin.
Meselâ öğrencilerine kitabı, yazmayı sevdirebilmiş mi?
Meselâ bir özgün çalışması var mı öğretmenin?
Öyle durup dururken nasıl olacak ki... Burası dünya; sebepler âlemi... Ekelim ki biçelim. Yoksa böyle çelimsiz, zevksiz işlerden başımız döner.
*
Biraz saf mıyız; yoksa işin önemini mi anlamadık? Karnını zor doyuran öğretmenlerin ufuklu, farklı, dünya ve ahiret çapında eğitim vereceğini sanıyorsanız; sanmayın.
*
Bedava ders kitapları... On iki yıl eğitim…Süt kokulu bebeklerin evden zorla alınışı... Sonuç? Sınavlarda görülüyor; dökülüyoruz.
*
Hocaların ve öğretmenlerin geliri devletten olmamalı; esir ve evir konuşamaz zira; yaa!