Türkiye’nin son günlerde gündemine giren mevzulardan biri, yine cemaatler meselesi.
Cemaatlerin tarihî ve maziden gelen hâlini, dinî hizmetlerdeki yerini ve ehemmiyetini bilmeden, Türkiye’de din üzerinde oynanan oyunları görmeden, son günlerdeki operasyonları anlayabilmek ve değerlendirmek oldukça zor olur. Zira mesele yalnızca bugünün meselesi değil.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde dine yapılan muhalefetin, hangi boyutta olduğu, Üstad Bediüzzaman’ın hayatıyla da sabit. Süfyan ve Süfyanizm’in en birinci maksadı ve gayesi; “din öldürülecektir, dinsiz nesil yetiştirilecektir!” projesinin tahakkuku idi. Bunun için de, ellerinden geleni arkalarına koymadılar ve bu sebepten dolayı da, bin senedir “İslâm’ın bayraktarlığını” yapan bu aziz milletin başına gelmeyen şey kalmadı. “Allah” demenin, Kur’ân okumanın cebren yasaklandığı devirler bu milletin hafızasındadır. Onların bu şeytânî plânlarını, oyunlarını, tuzaklarını bozan Allah, bu millete, Üstad Bediüzzaman Said Nursî gibi bir kahraman-ı İslâm’ı göndermişti.
Üstad, her türlü; zulüm, hapis, işkence, zehirleme vs. gibi menfî şeylere aldırmadan, Kur’ân’ın bu asra bakan tefsiri olan Risale-i Nurları telif ediyordu. Daha doğrusu, ilhâm-ı İlâhî tarafından yazdırılıyordu. Küfrün o şedit zamanlarında, Üstaddan başka, yekten çıkıp haykıran pek yoktu. Risale-i Nur küfrün belini kırdı, Üstad imanlı Anadolu insanına yeniden bir ümid oldu. Üstadla birlikte bu dönemde bir çok İslam âlimi, sessizce, gizlice İslâmî faaliyetlerini yapıyordu.
Bunlardan biri de, Süleymaniye Hilmi Tunahan Hazretleriydi. O mübarek zat, Kur’ân’ın unutturulmaması için, bu milletin evlâtlarına, gizli olarak Kur’ân öğretiyordu. Her iki mübarek zatın da ortak gayesi, usûlleri farklı olsa da, Kur’ân ve iman hizmetinde bulunuyorlardı. Ve işin garibi, ikisi de birbirini görmemesine rağmen, her zaman birbirine hürmetli ve dua eder olmuşlardır.
Nitekim bazı hatıra ve nakillere göre; Bediüzzaman Hazretleri, Süleyman Efendi ve talebelerinin Kur’ân hizmetini takdirle yâdetmiş ve “Onlar Kur’ân’ın lâfzına, biz de mânâsına hizmet ediyoruz” demiştir.
Şimdi, acâib günler geçiriyor, acâib hâller yaşıyoruz. Şimdiye kadar, yüz senelik Cumhuriyet tarihinin (ilk seneleri müstesna) görülmedik şeylere şâhit oluyoruz. Fikir hürriyetinin, demokrasinin geliştiği, din ve vicdan hürriyetinin daha çok seslendirildiği ve koruma altına alındığı bir zamanda bunlara hiç de uymayan hadiselere şahit oluyoruz. Şimdilerde, işin çok garip, farklı bir boyutu var. Şimdiye kadar, hep dinsizler dindarlara hücûm ederdi. Şimdilerde, öyle veya böyle, dindar görünenler birbirine vurduruluyor. Dindar, muhafazakâr olduğunu her fırsatta tekrarlayan bir iktidar döneminde, cemaatlere baskı uygulanıyor. Bilesiniz ki, bundan, en çok kârlı çıkan da, o din düşmanları oluyor.