"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsanlığın adı, soyadı (1)

Ali HAKKOYMAZ
08 Ağustos 2026, Cumartesi
-“Yaşamak körü” değilsin; değil mi?!-

Allah rahmet etsin, bir arkadaşım vardı. Nezaket, sükûnet, cömertlik, ağır başlılık, bir fotoğraf gibi üstüne yapışıktı. 

Ne zaman paraya sıkışsam kapısını çalardım. Vermesine verirdi de bir sorusuna katlanırsan: “N’etçen?” 

Bu soruyu da işi yokuşa sürmek için değil; duruma göre akıl fikir ortaklığı yapmak için sorarmış meğer!

O zamanlar -nerden aklıma düştüyse- ticaretle uğraşıyordum. Edebiyattan birden para hattına… 

Yangındı, ortaklarla şuydu buydu derken -yüklü miktarda- vakit nakit zararıyla ticaret kapısını kapattım (ya da araladım; ne bileyim!) 

Hayatta -noktalardan çok- üç noktalara yakın durduğumdan öyle iddialı kararlardan da sarf-ı nazar eylerim. (Kesin kararım belki de bu!)

Rahmetli (ev) komşum hac arkadaşım Önder Yıldırım “n’etçen” sorusuyla yanlış bir iş yapacak olursam bir kardeşlik tavsiyesinde bulunacakmış. 

Önceleri biraz tuhaf karşılasam ve sessiz kalsam da sonraları onun samimiyetini anlayınca alınmamaya başladım. 

Nasıl mı anladım samimiyetini; bilmem. Ama şu var ki emaneti (parayı) verirken yüzüme bakmazdı veya bakmamaya çalışırdı. 

(Hattâ dürüstlüğünden, patronlara eğilmediğinden işinden sık sık “kovulan” -kendini kovdurana kadar “gayret” eden- ortak bir dostumuz ondan para istemediği bir zamanda bile iş yerinden tam çıkarken, burada emanetiniz var, ağabey, deyince bunu bana anlatanın heyecanını buraya hangi kelimelerle yazayım!)

Vermeyi teşvik eden şu güzel söze bak: “Veren el, alan elden üstündür.” 

Bir ağabeyim bunu ne güzel yorumlamıştı bir gün. 

Veren el kim, dedi. 

Bir şeyler dedim de o, taşı gediğine koydu. 

Veren elin “Allah” olduğunu söyledi. 

İşte O hep verdiği için üstün... 

Bizler de verince nice Esma’nın yansıması oluyoruz. 

Fânîlerden alırken verirken de esas vereni hatırlayınca almak, “almak” oluyor; vermek de  “vermek...”

Hey canım benim,  çoktan merhum kardeşim, hac arkadaşım!

Sen de bilemezdin ben de böyle bir gidiş aceleciliğini. 

Çarçabuk gittin; n’ettin böyle ha! 

Senden sonra da kapısını rahat çalacağım bir “n’etçenci” bulamadım; iyi mi! Bunu da bil istiyorum. 

Sen verirken de güzel veriyordun; alırken de... Emanetçi olduğunun şuurundaydın. Sonsuz Veren’in huyundan huy kapmışsın demek.

Halk verirse başa kakar; Hak verirse baştan aktarır ya... Atalar böyle diyor. Sen o başa kakmayanlardandın. Mülkün umumen O’nun olduğunu ezberlemiştin.

Dünyada değilsin diye adını buraya rahat yazıyorum. Yoksa bilirim burada adını böyle sitayişle okurken yüzün kızarırdı. Utanması yakın adamlardandın. O melek hâleti nerelerden giyinip geldin! 

Senin gibi cömert, sakin, akıllı uslu olmaya özeniyorum da beceremiyorum. Sen başkaydın. 

Sadece beni değil; kimi göndersem; onları da boş çevirmezdin. 

Çok yük olduk sana, ha! Olsun! Öte yanda böyle güzel şahitlik yapacaklar var; haberin olsun. 

Bu yazıyı da sana oradaki melekler okusun. Nasıl olsa artık “övünebileceğin kadar övünebileceğin” yerdesin. İmtihanın bitti. 

İyi bir niyetin tecessüm etmiş hâllerindendi Önder Yıldırım. Hep tebessümle karşılardı. Canı sıkkın olduğunda bile... İçi içini yese de yüzü gülerdi. Açsam doyururdu. Kahvesi, çayı; biri gider, öteki gelirdi. Kenarda bir takım Risale dizili masan gözümün önünde… Bir gün sen esnaf ziyaretine gittiydin. Elimi atmışım Şualar’a… Çayım, sütüm hazır… Dördüncü Şua Hasbünallah ile o yazıhanede tanıştımdı. Bir rahatlamışım ki sorma. O Şua hâlâ derinden derine içime işli durur.

“Genç” terk ettin bu âlemi. Bir müddet kendime gelemediğim nadir ölümlerdendin. Senden önce beraber kaldığımız Mustafa Ramazan Uğur Polat’ta olduğu gibi… O da yirmi beşinde terk-i kahır eylemişti. Sen ihtiyarlığın alameti olan beyaz kılların tek tük tulû ettiği zaman…

Ey okur!

Bunları ister hatıra olarak okuyun; isterseniz günlük... Hatıra geçmişe; günlük geleceğe seslenirken, oralardan bize ibretler, dersler, aynalar düşer. İyi ki de düşer. Yoksa nasıl görürüz maziyi, hâli, müstakbeli?!

Okunma Sayısı: 249
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı