"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Darlık, bolluk ve narh uygulaması

Ayşe Nur
03 Ağustos 2022, Çarşamba
Geçtiğimiz günlerde fiyatların tayini noktasında verilen bir ‘vaaz’ birçok kesimde tartışılırken, hadis-i şeriften alınan bu sözlerin tamamını anlamaya yönelen; kime söylenmiş, ne makamda, ne manada kıstaslarıyla değerlendirilmedi.

Bir de ülke ekonomisinin gidişatı, en temel gıda maddelerindeki fiyat artışıyla beraber okununca sanki hiç beşerî bir sorumluluk yokmuş gibi algılandı. Bu hatalı okuma, meselenin özünden uzak, uç kutuplarda siper halinde, mukaddesatı tenzil ve tahfife bahane oldu.

Aynı açıklamanın, pahalılık ve fiyat artışlarının sorumluluğunu her fırsatta sadece esnafa, market sahiplerine yönlendiren anlayış tarafından nasıl karşılandığı da ayrı bir merak konusuydu…

***

Medine’de fiyatlar arttığı zamanlar; Enes (r.a.)’ın Hz. Peygamber (s.a.s.)’dan rivayetle; halktan bir kısım, “Ey Allah’ın Elçisi (s.a.s.)! Fiyatlar aşırı yükseldi, sen bize narh koymaz mısın?” der.

Rasulullah (s.a.s.) cevaben; “Sıkan/daraltan, genişlik veren ve [herkesin] rızıkını tayin eden Allah (c.c.)’tır. Sizden birinin benden, bir mal veya kan adına alacağı hakkı olmadığı halde Allah’ın huzuruna varmak isterim” der. (Ebû Davud, Tirmizî, İbn Mace)

Serbest pazar ekonomisine işaret edilen kıssada arz, talep, fiyat dengesine müdahale edilmez. Ve kâinatın her unsurunda, her faaliyette olduğu gibi piyasanın pahalılığına sebep olan kuraklık vb tabiî afetler de belli hikmete, gayeye binaen Allah’ın tasarrufu dairesindedir ki, muhatap iman edenlerdir.

Günümüz şartlarında sistemli bir ekonomi düzeninde karar alıcı mekanizmanın uygulamalarındaki sorumluluk, eleştiriler Medine örneğindeki mesajdan ayrı değerlendirilmelidir.

Hâl böyleyken; Allah Rasulü (asm) narh ile piyasaya müdaheleyi uygun bulmaz. Üreticinin, satıcının hakkına girme, zulmetme tehlikesine dikkat çekilir. Mal ve ürün bollaştıkça fiyat düşecek, azaldıkça yükselecek tüm bu piyasa mekanizması da neden-sonuç ilişkileriyle Allah’ın ilmindedir.

Medine’deki fiyat artışlarının, hicretin 7-8. yılında meydana gelen kuraklık sonucu yaşandığı kaydedilirken, İslâmın her hâl ve şart için davranış pratiği Nebevî ölçüyle de gösterilir.

***

Narh; Osmanlı ekonomi politikasında uygulanmış, devletin bir mal/hizmetin fiyatını belirlemesi olarak tanımlayabileceğimiz bir araçtı. Ekonomide örfî hukuk da uygulanmış, şer’î vergilerin haricinde örfî vergiler de konulmuş ve toplumda serbest ticarete izin verilmeyerek sermaye birikimi olan varlıklı sınıf oluşması engellenmişti.

Kadılar pazarlarda muhtesiplerle (bir nevi zabıta memurları) narh teftişi yapar, uymayanlar oracıkta falakaya yatırılır yahut farklı cezalarla “hakkından gelinir”di. Dördüncü Murad’ın İstanbul’da sade yağın az ve pahalı olduğu şikâyetini duyunca, narh uygulamada sıkı davranan kadı Abdülaziz Efendi’nin Adalar’ın birinden denize atılması emrini vermiş, vezirin araya girmesiyle ceza Kıbrıs’a sürgüne çevrilmişti. Uygulanan narh, üretimin miktar ve kalitesini etkilemişti.

Halkın iaşesi için alınan tedbirler, değişen ekonomik sistemle beraber yetersiz kalır. Avrupa keşiflerle beraber yeni ticarî yollar bulmuş, Osmanlı coğrafyasındaki liman ve sınır gümrüklerin önemi azalmıştı.

Üstelik Kanunî devri Fransızlara verilen ticarî ayrıcalıklar (kapitülasyonlar) zamanla diğer Batılı devletlere de verilmiş; Batılı tüccarlar Osmanlı yurtlarından ucuz hammaddeyi alarak kendi ülke sanayilerinde ürün haline getirip yine Osmanlı topraklarında pazarlamış, yerli esnafın rekabet gücü kalmamıştı.

Narh halkın ihtiyaçlarına uygun fiyatla ulaşabilmesi için alınmış tedbir olsa da, özellikle 16. yy sonrası az ve zor üretilen malların yüksek kârla gayrimüslim tüccarlara satışı, karaborsacılık ve kaçakçılıkla devletin ekonomi politikasına zarar verdiği ifade edilir. Nihayetinde dönemin şartlarında fetva ile uygulanan narh politikasından 1860’lardan sonra vazgeçilir.

İslâm hayatın her alanını disipline eder. Ticarî hayatta serbest piyasa ekonomisine yakın ancak sermaye birikimine karşı yatırımı teşvik ederek, ortak ticarî faaliyetleri destekler. Zekâtın farz kılınması, sosyal adaleti temin eder.

Ve evet; darlık ve bolluk veren Allah’tır. Bu darlık ve derd-i maişetin sebeplerini halk eden, Müsebbibü’l-Esbab olan Allah’ın kader-i İlâhîde; denizleri, verimli ovaları, dört mevsim iklimiyle bu topraklarda darlığa, pahalılığa fetva vermesinin hikmetini, nefsleri tezkiye etmeden düşünmek de cümle iman edenlerin kârıdır.

Okunma Sayısı: 864
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Rasim

    3.8.2022 18:21:54

    Zekatın uygulanması, faizin alışveriş yapan kişiler arasında karşılıklı rıza esasına uyarak kaldırılması... işte bir reçete

  • Said Yüksekdağ

    3.8.2022 16:55:39

    Kaleminize kuvvet...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı