"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Buyruklu rejim”le çöküş

Cevher İLHAN
02 Mart 2024, Cumartesi
TESBİT

Aslında en son Anayasa Mahkemesi’nin “Cumhurbaşkanının anayasa güvencesindeki temel haklara ilişkin düzenleme yapma yetkisinin olmadığı, Meclis’te kanun çıkarılmadan kararnâmelerle temel hak ve hürriyetlere müdahale edemeyeceği”ni bildirip, Cumhurbaşkanlığı ile bakanlıkların teşkilâtlarını düzenleyen ve eksenini teşkil eden ve ilk adımı olan ilk kararnâmesinin 37 maddesini oy birliğiyle iptali “tek kişilik rejim”in Anayasa, demokrasi ve hukuk dışılığını ifşa etti.

Partili Cumhurbaşkanı’nın partisinin Genel Başkanı olarak 6 Şubat depremi yıldönümünde gittiği Adıyaman Kahta’da halkın “İstasyon talebi” için, “İçişleri Bakanıma söyledim, Ulaştırma Bakanım da yanımda, ona da tâlimatı vereceğim, buyruğumu vereceğim!” sözleri, aslında “tek kişilik rejim”in karakterinin açıkça ikrarı oldu. (gazeteler, 92.24)

Ve Saray danışmanlarının tanımıyla “tek kişilik hükûmet”te bütün işlerin “tâlimat”, “direktif” ve “buyrukla” yürütüldüğünü, tek başına “yürütme”yi temsil eden Cumhurbaşkanı’nın millet irâdesinin temsilcisi Meclis’e “tâlimat”, “telkinat”, “emir” ve “buyruk”ta bulunduğunu ortaya koydu.

Oysa Anayasaya göre “yasama yetkisi millet adına TBMM’nindir, bu yetki devredilemez.” Keza “hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında -görevlerinde bağımsız olan- mahkemelere, hâkimlere emir-tâlimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

Oysa demokrasilerde, hatta “başkanlık sistemleri”nde bile “yürütmenin başındakiler”in “tâlimat”, “telkinat”, “emir” ve “buyrukları” ancak yürütmeye geçer. Amerikan Başkanı’nın Kongre’ye ya da Amerikan yargısına, mahkemelere “emir, tâlimat ve buyruk”ta bulunamazlar.

Sandıkların açılmasına beş kala iki buçuk milyon “geçersiz” oyun yasadışı olarak “geçerli” sayıldığı 16 Nisan 2017’deki referandumda geçirilen ve 9 Temmuz 2018’dan itibaren dayatılan ve dünyada hiçbir benzeri olmayan “buyruklu” “Türk tipi” “tek kişilik ucûbe otoriter rejim”de Türkiye’de “demokrasi endeksi”nde 167 ülke arasında 103. sıraya, “hibrit (karışık/melez) otoriter rejimler”in hüküm sürdüğü, çoğu kargaşa ve iç savaş kaosundaki Orta Afrika ülkeleri arasına düşmüş.

Yine “hukuk endeksi”nde 140 ülke arasında 116. sırada; basın özgürlüğünde134., “yolsuzluklarla mücadele”de 177 ülkede 53. sıraya gerilemiş. İnsan hakları ve hürriyetleri ihlâlinde, âdil yargılamada en dipte Zambiya, Namibia, Angola, Raunda arasında yer alıyor.

Hâsılı “buyruklu” “rey-i vahid-i istibdat”, ülkeyi demokrasiden hukuka, yolsuzluklarla mücadeleden ekonomiye her alanda ülkeyi çöküşe sürüklüyor… 

VAZİYET:  “Yüzde 92 oyu tebrik!”

Cumhurbaşkanı’nın, daha önce “darbeci”, “zâlim”, “onunla asla görüşmem” dediği, on iki yıl sonra “kardeşim!” deyip kucakladığı Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yi seçimlerde yüzde 89.6 oyla bir defa daha “seçilmesi”nden dolayı ”tebrik telefonu” 92 oy oranıyla yeniden seçilmesini “tebrik etmesi” yoğun gündemden kaydı.

Yine geçen ayki seçimlerde yüzde 93.9’la seçilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’i telefonla tebrikinde olduğu gibi “otoriter liderler”e “halklarını oylarıyla seçildikleri” övgülerinin yapılması dikkati çekti. İlginç olan, sözkonusu ülkelerde seçimlerin birkaç gün boyunca yapılması ve “göstermelik” de olsa “aday olmaları”na izin verilen “rakipleri”nin yine günler-haftalar sonra duyurulan seçim sonuçlarında yüzde 1.6 ile yüzde 3 dolayında oy almaları…

Belli ki her defasında “yüzde 52 oy”la “otomatikman seçildikleri”ni zanneden iktidardakiler, “otoriter liderler”in essahtan yüzde 80-90 oy aldıklarını zannetmiş.

Bu yüzden “tek kişilik rejim”de bütün “buyruklar”a, TRT’nin iktidar partisi adayına 58 saat, “millet ittifakı” adayına 52 dakika verdiği haksızlıkların dayatılmasına; devlet imkân ve araçlarının hoyratça kullanılmasına; bütün kamu kurumlarının iktidar partisi ile ortaklarının parti teşkilâtı gibi çalıştırılmasına, valilerin, kaymakamların il-ilçe başkanı gibi koşturmasına; bürokratların, memurların birer partili gibi çalıştırılmasına; sahte - montaj iftiralara ve “tehditlere, korkulara. hîlelere” rağmen “kotarılan” yüzde 52 oya “içerlenmişler.”

Ya da yüzde 80-90’larla seçildiklerini bile bile algısını vermekteler; “buna da şükredin, yüzde 80’le – 90’la seçildiğimizi ilân etsek ne yaparsınız!” dercesine…  

SÖZÜN ÖZÜ:  “İstibdat-ı zâlimâne...”

“Dikkat isterim ki şeriat (İslâmiyet) ile hiç münâsebeti olmayan o müthiş istibdat-ı zâlimâne, sırf milleti aldatmakla bir münâsebet-i mevhumeye (vehimlere, korkulara) isnatla (…)(dayanmakla) bu kadar zaman kendini muhâfaza etti.”

Bediüzzaman, Eski Said Dönemi Eserleri, Makalât, 59-69

Okunma Sayısı: 1495
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abidin

    2.3.2024 20:32:27

    Gerçekten akıllar durmuş gibi... %90'larla seçilmek!!! Allah, şerlerinden muhafaza eylesin... "Zalimler ve cehennem" güzel bir eşleştirme.Kaleminize emeğinize sağlık...

  • S.topuz

    2.3.2024 08:40:10

    "Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş. Şualar - 587 ..."Rivayetler, Deccal'ın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ Bunun bir tevili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır. Yoksa Büyük Deccal'ın cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz."... Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı Şualar - 585 Allahümme ecirna min fitneti AHIRIZZAMAN...! Amiiin!

  • Arda Yıldız

    2.3.2024 07:54:13

    Demokrasi rejiminin oy çoğunluğu ile iş başına gelme sistemi zarar veriyor. Menfaatçinin oyu ile bilinçli insanın oyu bir olmamalı. Biri vatanı milleti düşünürken biri kısa günün kârı diye hareket etmektedir. İki oy eşit olmamalı. Yoksa demokrasiyi içselleştirmiş kişiler iş başına gelemez ki.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı