"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Kanal İstanbul” tartışması

Cevher İLHAN
17 Aralık 2019, Salı 00:31

TESBİT

Geçtiğimiz haftanın önemli tartışmalarından biri de siyasi iktidarın yeniden ortaya attığı “çılgın proje”si Kanal İstanbul üzerinde oldu. 

Öncelikle başta yerbilimi ve deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür olmak üzere birçok bilim adamı, “Kanalın geçeceği vadi ve çevresindeki ekosistem büyük ölçüde tahrip olacaktır. Beklenen 7 şiddetindeki depremde Kanalın Marmara ağzı 9-10 şiddetinde etkilenebilecektir. Orta Avrupa’nın tüm sanayi kirliliği Marmara’ya dolacaktır” ikazıyla projenin sonuçları tek tek sıralayarak, Kanalla depremde riskin artacağı ve Marmara Denizi’nin büyük zarar göreceği uyarılarında bulunuyorlar.

Sözkonusu zeminin yer yer çok sert kireçtaşları ile görece daha yumuşak kiltaşı, silttaşı, kumtaşı ve marnlardan oluştuğunu, kanalın Karadeniz’e girişi de çürük zeminden ibaret olduğunu ve kazılması halindeki kaçınılmaz olumsuzlukları sıralıyorlar. 

Prof. Görür’e göre, “Yaklaşık 1-1,5 milyar m3 malzeme kazılacaktır. Bu malzemenin kazılması yıllarca sürecek, kazıda iş makineleri ve patlayıcı kullanılacak, dolayısıyla vadi ve çevresindeki ekosistem, fauna ve flora büyük ölçüde tahrip olacaktır.

 “Keza bu boyuttaki bir malzemenin herhangi bir yere serilmesi mümkün değildir. Bir ihtimalle Marmara içerisinde adacıklar oluşturulacaktır. İçerisindeki aktif fay sistemiyle bu son derece riskli olacaktır. Kanalın kazılması esnasında zemin özelliklerine göre fazla kayma, heyelan ve göçmeler olacaktır. Deniz seviyesine kadar kazılınca bir drenaj sistemi olarak çalışacak olan kanal çevresindeki yeraltı su rezervuarlarını tahrip edecek ve yörede tuzlanmaya neden olacaktır.”

“Yine kanal ile Boğaz arasındaki bölge bir ada haline gelecek dolayısıyla tüm ulaşım sistemleri değişecek ve zorlaşacaktır. Özellikle Kanalı üstten geçecek yapılar irtifa, zemin şartları nedeniyle daha riskli ve maliyetli olacaktır. Bu adanın Trakya’dan ayrılması askeri açıdan da riskli olabilecektir.”

Ayrıca kanal dünyanın en kirli denizlerinden biri olan Karadeniz ile şu anda can çekişmekte olan Marmara’yı birleştireceğine ve Orta Avrupa’nın tüm sanayi kirliliği bu vesile ile Marmara’ya dolacağına, Marmara’nın oşinografik sistemi bozulacağına ve bu denizde oksijen tüketimi daha da hızlanacağına dikkat çeken Prof Görür ile uzmanlar, İstanbul’a üç-dört milyon nüfus ekleyecek kanalın tabiat, ekolojik, su yolları, bitki örtüsünün bozulmasıyla, Marmara’nın içine döküleceği söylenen 3.5 - 4 milyar metreküp hafriyatla oluşturulacak üç suni ada deprem hattı kuşağının üzerinde olmasıyla deprem riskini arttıracağını, daha fazla can ve mal kaybına sebebiyet vereceğini, büyük iktisadi zararları olacağını belirtiyorlar. 

VAZİYET

Endişe ve istifhamlar…

Kanalın gereği, “iktidar cephesi”nce en çok Montrö Anlaşmasına göre İstanbul’u tehlikeye sokan maddeleri taşıyan tankerlerin artık bu kanaldan geçmesi olarak propaganda ediliyor. 

Oysa diplomatlar, öncelikle İstanbul Boğazı için yapılmış Montrö Sözleşmesi’ne göre para ödemeden Boğaz’dan geçen gemilerin bir “su yolu” olan kanaldan geçirilemeyeceğini, “projenin amacı” olarak bildirilen Boğazdan gemilere geçiş kolaylığı sağlamak, kazaları önlemek ve gelir sağlamak” beklentisinin yerine gelmeyeceğini nazara veriyorlar.  

En son Suriye krizinde “stratejik müttefiki” ve “model ortağı” ABD’nin ağır ekonomik yaptırımları tehdidinde açığa çıktığı gibi başka devletlerce verilen sözlerin tutulmayacağı, Türkiye’nin yine bir oldu bittiyle karşı karşıya gelebileceğini kaydeden diplomasi çevreleri, Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması halinde bugünkü vaziyette Karadeniz’in, Amerikan, İngiliz ve müttefik donanmalarının rekabet alanına döneceğini Türkiye’nin dış politikadaki manevra alanının ciddi olarak kısıtlanacağını, inisiyatif kaybedeceğini ifâde ediyorlar. 

Diğer yandan öne sürülen tanker trafiğinin petrol ve doğalgaz boru hatlarının çoğalmasıyla gittikçe azaldığını, Boğazlardaki transit trafikte daha da azalma olacağını, bu “çılgın proje” yerine Boğazlardan günün şartlarına uygun geçiş düzenlemeleri yapılabileceğini anlatıyorlar. 

Bu arada Türk bandıralı ticari gemilere Kanaldan geçme zorunluluğu getirilse dahi Türk armatörlerin yabancı bandıralı gemilere kapatılamayacak olan İstanbul Boğazından masrafsız geçmek için gemilerini yabancı bandıraya dönüştürerek bu yaptırımdan kurtulacaklarını, bunun yanısıra alt yapı yatırımlarının 50-100 yıl içinde yenilenmesi/modernizenin de büyük bir sorun olduğunu söylüyorlar. 

 

Okunma Sayısı: 1866
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ceyhan

    17.12.2019 13:16:20

    Bahsi geçen olumsuzluklar yetkili makamı işgal edenlerce bilinmemesi olası olmasa gerek. Hal böyleyse neden yaparlar. İşte misyonumuz bu mu demek istiyorlar? Ne dersiniz milletim?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı