"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Şahs-ı vahid” ifsad projesine gelir -1

Cevher İLHAN
05 Aralık 2019, Perşembe
İslâm âlemi ve mazlum milletler üzerindeki emperyal sömürü plânlarını sürdürmek peşindeki küresel güçler, bu ülkelerde demokrasinin gelişmesini, parlamentoların hâkim olmasını, demokratik mekanizmaların devreye girmesini istemezler; dikta yönetimlerinin ve krallıkların devamını isterler.

150 yılı aşkın demokrasi deneyimi olan Türkiye’de bu kez “demokrasi” paravanında “şahıs yönetimleri” üzerinden menhus tefrika ve fitne projelerini dayatma stratejilerini güderler. 

Bu vaziyet, Cumhurbaşkanı’nın “samimi olduğunu gördüm” diye övdüğü Trump’la “şahsi dostluk ve ilişkileri”ne odaklanan çarpıklıklarla da su yüzüne çıkıyor.  

“Yüzlerce insanımızın öldürülmesine neden olan bir teröristin stratejik ortağımızca karşılanması bizi üzmüştür” diyen Erdoğan’a “hayranıyım!” deyip “teşekkür” eden Trump’ın, “kırmızı bülten”le aranan, karakol baskınlarında yirmi yedi terör saldırısının sorumlusu terörist “Mazlum Kobani” kod adlı kişiye “Güzel sözlerin ve cesaretin için teşekkürler General Mazlum, yakında Beyaz Saray’da görüşmeyi dört gözle bekliyorum” güzellemesi ve pervâsızca “Sizin Cumhurbaşkanınızla görüştüğümüz gibi Kobani’yle de görüşüyoruz” diye konuşması garabeti deşifre ediyor. 

ÇIKMAZA VE ÇÖZÜMSÜZLÜĞE SÜRÜKLER…

Keza Erdoğan’ın “S-400 ile F-35’leri müzâkere ile çözeceğiz” sözüne karşı, Trump’ın “S-400’ler sorununun ciddî sıkıntı ve zorluk çıkardığını” söylemesinin akabinde Beyaz Saray’ın “S-400’ler çözülmedikçe diğer başlıkların çözümünün imkânsız olduğu” açıklaması ve Amerikan basınında “silâhların kutulardan çıkarılmayıp füzelerin hangarlarda bekletilmesi” haberleriyle baskı yapılması; Trump’ın “PYD/YPG ile çalışacağız” çıkışı, ilişkilerin “şahsi ilişkiler”e endekslenmesiyle problemlerin tam bir çıkmaza ve çözümsüzlüğe sürüklendiğini ortaya koyuyor. 

Bu arada aşağılayıcı, hadsiz “hakâretâmiz mektup”tan dolayı tek kelime “özür” dilenmemesi, “Trump’la şahsî ilişkiler”e hapsedilen dış politikanın bir diğer garip skandalı olarak kayıtlara geçiyor. 

Özetle “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”nde Saray’daki dar kadroca dış politikanın ve bilhassa ABD ile ilişkilerin tamamen “şahsi ilişkiler”e bağlanması Türkiye’ye kaybettiriyor. Bu ilişkilerde Amerikan Kongresi’nde “ağır ekonomik yaptırımlar” sopası sallandırılıp “F-35 şantajı” sürdürülürken. Pentagon’un 50 bini aşkın TIR dolusu silâh ve mühimmat verdiği YPG ile ortak devriye ve her türlü destek ve işbirliği devam ediyor. 

Londra’daki NATO zirvesinde Trump’ın bir yandan “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iyi anlaşıyoruz, iyi iş çıkarıyorlar” deyip, diğer yandan “S-400 nedeniyle Türkiye’nin F-35 alımının askıda olduğu” ifadesiyle “yaptırımları” yinelemesi bunun son tezâhürü. (AA, 3.12.19)

ŞAHIS İDARESİ, TEHDİT, ŞANTAJ VE MANİPÜLEYE GELİR!

Beyaz Saray eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’un, “iş modelini dış politikaya uyarlamaya çalışan, emlak piyasasındaki ‘kazan veya kaybet’ modelini uluslararası siyasete uygulayan eski patronu Trump’ın hiçbir danışmanının katılmadığı dış politikada şahsi kazanımlarına öncelik verdiği,“Türkiye’ye yönelik pozisyonunu şahsi bir ilişkinin veya iş ilişkisinin belirlediği” eleştirisi de, uluslararası ilişkilerde “şahsî ilişkiler ve dostluklar” üzerinden yürütülen politikaların akıbetsizliğinin o cenahtaki açık ikrarı. (gazeteler, 12.11.19)

Bunun içindir ki, “şahs-ı vâhid”i tehdit, şantaj ve manipüleyle kandıranlar, “şahs-ı mânevî” olarak tâbir ettiği meclisleri kandıramazlar. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Fert, te’sirât-ı hâriciyeye (dış etkilere, baskılara) karşı daha az mukavimdir (dayanıklıdır.)” 

Yine bunun içindir ki, yürütmenin, yasamın ve yargının toplandığı “tek kişilik rejim” “tesirât-ı hâriciyeye kapılma” tehlikesine maruzdur. Şahıslar dıştan dayatılan ifsad plân ve projelerine, oyun ve tuzaklara düşebilir, tehdit ve şantajlara mâruz kalabilir, bunlara ancak demokratik temel hak ve hürriyetlerin hükümrân olduğu millet irâdesinin temsilcisi Meclis’le karşı konulabilir. Onun için “şahs-ı vâhid (tek şahıs) hükûmetleri” değil “şahs-ı mânevi”yi temsil eden meclislerin yetkili ve hâkim olduğu demokratik karar mekanizmalarının etkili olmalıdır (Münâzarât,31-32)

Okunma Sayısı: 895
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı