"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suriye’nin sulh ve selâmeti

Cevher İLHAN
28 Kasım 2019, Perşembe 00:02
Milli Savunma Bakanlığı’nca “Barış Pınarı Harekâtının sona erdiği”nin resmi duyurusundan bir gün sonra toplanan MGK bildirisinde “harekâtın amacına ulaşana kadar sürdürüleceği”nin vurgulanıp “Suriye’de güvenli bölgenin tesisi amaçlı mutâbakatların tarafı ülkelerden, bölgeyi teröristten arındırma çalışmalarının bir an önce tamamlamasının beklendiği”nin bildirilmesi oldukça çarpıcı.

Aslında her fırsatta en üst düzeyde “harekâtın amacına ulaşıncaya kadar devam edeceği”, “amacın da bölgede tek terörist kalmaması olduğu ilân edilirken, Bakanlığın sözkonusu açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı’nın “Daha önce ilân ettiğimiz gibi 30-35 km derinliğe ulaşana kadar harekât sürecek, bunda hiçbir tereddüdümüz yoktur” diye konuşması ve Bakanlığın bilgilendirmesinde “harekâtın bittiği” duyurulurken “ama sızma, taciz ve saldırılara meşru müdafaa kapsamında karşılık verildiği”nin belirtilmesi, çelişkinin arka perde arkasını aralıyor.  

Bu vaziyet, öncelikle ABD ile “müşterek askeri harekât merkezi”nce yürütülen harekâttan bir sonuç çıkmadığının örtülü itirafı olarak okunurken, 911 kilometrelik Suriye sınırında Fırat’ın doğusundaki 444 km’lik hat bir yana, son harekâtla Türkiye’nin kontrolüne aldığı 120 km genişliğinde 32 km derinliğindeki alanın dahi terörden arındırılamadığının teyidi oluyor. 

“TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİN ‘GÜVENLİ BÖLGE’ PEŞİNDE”

Özetle, MSB ve MGK açıklamalarıyla “harekât”ın asıl amacı olan “güvenli bölge” alanı terör örgütleri ve silâhlardan temizlenmiş ve Suriye sınır hattının güvenliği sağlanmış değil.

Fırat’ın doğusunda Amerikan askerleri YPG militanlarıyla birlikte devriye gezerken, ABD’nin desteğiyle örgütün petrolden vergi alması ve Trump’ın tâlimatıyla parası Suudilerden alınan silâh ve mühimmat sevkiyle silâhlandırılmayı sürdürmesi, “harekât”ın ilân edilen amacına ulaşmadığını bir defa daha ortaya koyuyor. 

En son Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Kenneth McKenzie’nin Bahreyn’de “Önümüzdeki günlerde ve haftalarda IŞİD’den arta kalanlarla mücadele yeniden hız kazanacak” sözünün ardından The New York Times’ta (26.11.19), Trump’ın ABD birliklerini bölgeden çekme kararına rağmen Suriye’deki 500 askerin operasyonlara devam ettiğinin yazılması ve Amerikalı askeri yetkililere ve Pentagon’daki üst düzey komutanlara dayandırılarak Türkiye’nin terör örgütü kabul ettiği YPG’nin çatısını oluşturduğu SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile IŞİD’e karşı tekrar geniş çaplı operasyonlara başlandığının aktarılması, “harekât”ın dayanağını oluşturan ABD ile “on maddelik mutâbakat”ın kırılganlığını ele veriyor.

Neticede, kapsamı ve derinliği muğlak bırakılan “güvenli bölge”nin güvenliğinin sağlanamadığı, PYD/YPG’yi destekleyen ABD’nin sözünü yine tutmadığı açıkça deşifre oluyor.

Bundandır ki bir yandan “güvenli bölge” kurulması istenirken, diğer yandan Cumhurbaşkanı’nın ikrarıyla “Anlaşılan o ki müttefikimiz, bizim için değil, terör örgütü için güvenli bir bölge oluşturmanın peşinde” gerçeği ortaya çıkıyor. ABD ve işgal ortakları, “güvenli bölge” üzerinden Türkiye’nin yanıbaşında İsrail’in bölgedeki egemenliği hesâbına SGD paravanında PYD/YPG’ye “koridor devlet” kurdurma plânını göz göre göre dayatıyorlar. 

“ADANA MUTÂBAKATI” ZEMİNİNDE “ASTANA SÜRECİ” İLE…

Böylece, Amerikan Dışişleri Konseyi kıdemli üyesi Philip Gordon’un, “Suriye’yi‘Kürdistan’, ‘Dürzistan’, ‘Alevistan’, olarak parçalama senaryoları sahneleniyor.  

Ortadoğu’daki Müslüman ülkeleri cetvellerle taksim eden İngiliz-Fransız mâmulü menhus “Sykes-Picot anlaşması”nın devamı ve Bediüzzaman’ın “âlem-i İslâma ve merkez-i hilâfete bir suikast” takbihiyle tanımladığı “gaddarâne Sevr Muâhedesi” yeniden hortlatılıyor. Fas’tan Afganistan’a 22 İslâm ülkesini bölüp parçalama maksatlı “genişletilmiş büyük Ortadoğu projesi (BOP)”la Ortadoğu ve Suriye’yi etnik ve mezhebi iftiraklar üzerinden bölüp parçalama plânı adım adım uygulanıyor.  

Yapılacak olan, sonu muhataralı askeri harekâtlar yerine, merhum Cumhurbaşkanı Demirel’le dönemin Suriye Devlet Başkanı Baba Esad’ın “iki ülkenin birlikte terör örgütlerini tanımlamalarını, birbiri aleyhinde terör örgütlerini barındırmamalarını, birlikte terörle mücadele etmelerini” esas alan 20 Ekim 1998 tarihli “Adana mutâbakatı” zemininde buluşmak. 

Bu zemin üzerinde inşa edilen, Türkiye, Rusya ve İran’ın “garantörü” oldukları “Astana-Soçi mutâbakatları” gereğince Şam yönetimiyle muhalefetin ortak anayasa sürecine işlerlik kazandırmak, ülkede “siyasi çözüm”le barış ve istikrarı sağlamak. 

Suriye’nin ve bölgenin sulhu ve selâmeti bunda…

Okunma Sayısı: 916
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı