Bir nesil çürütülüyor.
Sessizce, sinsice, planlı ve göz göre göre…
Popüler kültürle, fenomenlerle, ekranlarla; futbol üzerinden… Bir nesil çürütülüyor.
“Özgürlük” sihirli bir kelime hâline getirildi. Yanlışın her türlüsü özgürlük ambalajı içinde sunuluyor. Ahlâksızlık eğlence diye pazarlanıyor, ölçüsüzlük başarı olarak takdim ediliyor. Gece uyumayan, sabah kalkamayan, yatağını bile toplamaktan aciz; sorumluluk bilinci zayıflamış bir gençlik profili hızla yaygınlaşıyor. Zihinler ve kalpler, bin bir yalanla ve subliminal mesajlarla kuşatılıyor.
Okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan; sadece tüketen, hazırcı bir gençlik inşa ediliyor. Külfetten kaçan, nimete koşan; marka düşkünlüğünü kimlik zanneden bir nesil… Bu tablo bir tesadüf değil. Uzun zamandır ihmal edilen, ustaca kurgulanmış saldırılarla yıpratılan değerler dünyasının tabiî bir neticesidir.
Popüler kültür; mana derinliğini değil gösterişi, fazileti değil hazzı merkeze alıyor. Fenomenler; ilmiyle, edebiyle değil, teşhiri ve ölçüsüzlüğüyle rol model olarak sunuluyor. Ekranlar ise bu tahribatı her eve, her cebe taşıyor. Haram hassasiyeti sıradanlaşıyor; edep mizah malzemesi hâline getiriliyor, ahlâk ise geri kalmışlığın alâmeti gibi gösteriliyor.
Ortada ciddi bir sosyal ifsad problemi vardır. Bu mesele yalnızca ebeveynlerin omuzlarına yüklenerek çözülemez. Devlet, vakit kaybetmeden sorumluluk almalı ve ağırlığını koymalıdır. Yeni Zelanda’da olduğu gibi, ekranlara kontrol ve sınırlama getirecek tedbirler kararlılıkla hayata geçirilmelidir. Gençliği ifsad eden dijital muhtevalar denetimsiz bırakılamaz. Fenomenler için ölçü ve kriterler belirlenmelidir. Ahlâkı tahrip eden yayınlar, “özgürlük” ve “çağdaşlık” perdesi arkasına saklanarak meşrulaştırılamaz.
Eğitim sistemi; yalnızca meslek kazandıran değil, şahsiyet ve ahlâk inşa eden bir hüviyete kavuşturulmalıdır. Medya ve dijital platformlar, toplumu çürüten değil; değerleri koruyup kollayan bir mesuliyet anlayışıyla hareket etmeye mecbur edilmelidir. Aileyi güçlendiren sosyal politikalar öncelik hâline getirilmeli, zayıflatan unsurların ortadan kaldırılması için topyekûn bir seferberlik ruhu ortaya konulmalıdır.
Zira gençlik meselesi, göz ardı edilecek bir mesele değildir. Çürüyen bir nesil, yok olan bir istikbaldir. Bununla birlikte ahlâk çöker; paralelinde hukuk, adalet ve güven de çöker. Bugün suçlu arama zamanı değil; gençlerimizi kuşatan bu ahlâksızlık girdabına karşı devletin, toplumun ve ailenin birlikte ve açık bir duruş sergileme zamanıdır.
Aksi hâlde kaybedilen sadece bir nesil değil, istikbalin ta kendisi olacaktır.