"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Düşman’lara karşı

Faruk ÇAKIR
25 Kasım 2021, Perşembe
Türkiye’yi idare edenler üzerlerine düşen vazifeleri tam olarak yapmadıkları gibi, ‘hata’larını gösterenlere de kızgınlıkla cevap verip tepki gösteriyorlar. Oysa atasözü haline geldiği üzere, “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.”

İnkâr edilemeyecek bir ekonomik krize sürüklenmiş görünüyoruz. İdareciler de bunu inkâr etmemekle birlikte, krizin sebebini kendi icraatlarında değil de başka yerlerde arıyorlar. En çok da ‘başka ülkeler’in bu işte dahli olduğu iddiasını dile getiriyorlar. 

Mümkündür ve muhtemeldir ki ‘başka ülkeler’ Türkiye’nin önünü tıkamak ve krize sürüklenmesini isteyebilir, istemiştir. 

Ancak idarecilerin işi sadece bu tesbiti yapmak ve onlara kızmak mıdır?

Uzun süreden beri bu tartışmalar yaşanıyor. Daha önce benzer tartışmalar TV ekranlarında da yaşandı. Bir defasında bir konuşması bu iddiaları dile getirince, programdaki başka bir konuşması da şu mealde cevap vermişti: “Dünyada sadece bir devlet olmadığı ve çok sayıda devlet olduğuna göre her devletin ‘düşman’ları olur ve olacak. Meselâ bugün bakıldığında neredeyse bütün devletler Amerika’ya ‘düşman.’ Fakat Amerika bunu dert etmediği gibi gündeme de taşımaz. İşini yapar, işine bakar ve güçlü olmaya çalışır. Türkiye de böyle yapmalı. ‘Herkes bana düşman’ diyerek başarısızlıklar örtülemez.”

Dövizdeki artış sonrası yaşanan tartışmalara bakılınca aynı filmin yeniden önümüze konduğu akla geliyor. ‘Herkes bize düşman’ ise ne yapmalı? Türkiye’ye düşen, kendisini gereği gibi savunmak değil mi?

Şöyle düşünelim: Allah muhafaza, ‘sanal’ değil de fiilî bir savaş çıkmış olsa ve 3 ya da 5 devlet ülkemize karşı savaş başlatmış olsa, idarecilere düşen ne olur? “Bize karşı savaş başlattılar” demek mi yoksa bu ‘düşman’lara karşı elimizde olan imkânlarla ‘karşı koymak’ mı gerekir? Elbette ve tartışmasız olarak bu ‘düşman’lara karşı vatan savunması yayılır ve karşı konulur. 

Aynı zamanda idarecilere düşen başka bir görev de ‘barış’ zamanında her türlü tedbiri alıp, ‘muhtemel savaş’lara hazır olmak değil midir? Maddî ve manevî tedbirleri almayıp ‘savaş’ başladığında “Bize saldırıyorlar, komşularımız çok kötü” demek bir mana ifade eder mi?

Fiilî savaşta böyle olduğu gibi ‘sanal ve ekonomik savaş’ta da durum buna benzer. Türkiye’nin ‘cebi’nde milyar dolarlar olsa, tonlarca altını olsa, sanayisi, ticareti, tarımı, teknolojisi velhasıl ne gerekiyorsa onlara tam anlamıyla sahip olsa ‘sanal savaş’lardan etkilenir miydi? 

‘Barış’ günlerinde, ekonomik şartlar iyi olduğu yıllarda ‘zor günler’i düşünüp hazırlık yapmayan idarecilerin bu ‘saldırı’lar karşısında sorumlulukları yok mu? Dünyada ‘iki ayrı devlet’ olduğu müddetçe muhtemel düşmanlar her zaman olacaktır. O halde Türkiye’yi idare edenlere düşen vazife, ‘kötü günler için’ çok erkenden tedbirler almaktı ve almaktır. Bunun yerine hamasete sığınıp “Soğan yeriz” demek çare olur mu?

Hem zengin, hem âdil, hem büyük, hem huzurlu olmak Türkiye’de yaşayan herkesin ana sütü gibi hakkı değil mi? Niçin başka ülkelerde yaşayanlar için bunlar hak olsun da bizin için ‘lüks’ olsun?

Okunma Sayısı: 994
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ferhat ardıç

    25.11.2021 07:47:36

    İnsanla dalga geçer gibi cebinde telefon var diye başımıza kalkıyor lar ne söylemek lazım bilmiyorum

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı