"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İsrail’deki “insan”lar

Faruk ÇAKIR
25 Mayıs 2024, Cumartesi
Gazze özelinde Filistin’de yaşananlar bütün dünya ve insanlık için ayırt edici bir “turnusol kâğıdı” mahiyetini kazandı. “İyi”ler İsrail’in zulmüne itiraz ederken “kötü”ler zalimlere destek olmayı tercih etti.

Tabii ki dünyanın neresinde olursa olsun zulmü itiraz etmek en başta “İslam alemi”nin vazifesidir. Ayırım yapmadan bütün zalimlere itiraz etmek, en azından destek olmamak Müslümanların özelliğidir ve öyle de olmalıdır. Filistin’deki İsrail zulmü karşısında “İslam dünyası”nın güçlü ve kararlı bir sesle itiraz ettiğini söylemek mümkün olur mu? Elbette itiraz edenler var fakat bu itirazlar süreklilik kazanmış değil. 

Buna karşılık İsrail zulmüne itiraz eden “İsrailli akademisyen”leri görünce “Nerede İslam aleminin akademisyenleri ve diğer meslek gurupları?” diye sormamak mümkün mü?

Şu da var ki, İslam alaminin İsrail zulmüne itirazı ile İsrail’de yaşayan İsrailli akademisyenlerin itirazı aynı terazide tartılamaz. İslam dünyasından zulme itiraz gelmesi zaten işin tabiatı gereğidir. Peki, hem İsrail’de yaşayan hem de kendi “başbakanları”na itiraz eden akademisyenlerin tavrı çok daha fazla tebrik ve takdiri hak etmez mi?

İsrail’de Gazze’ye 7 Ekim’de başlatılan saldırıların 7 aydan uzun sürmesinin ardından bazı sanatçı, akademisyen ve farklı meslek gruplarından savaşın sonlandırılması için çağrılar yapılmış. 1300 akademisyen, imzaladıkları ortak bildiride “kendini savunma hakkının, gerçekçi olmayan bir amaç ya da liderlerin siyasi olarak hayatta kalması için savaşı sürdürme hakkı sağlamadığını” belirtmişler.

Haaretz’in haberine göre “Gazze’deki sivillere feci zarara, açlığa ve altyapıda eşi görülmemiş yıkıma yol açtığına” işaret edilen bildiride, saldırıların “İsrail’de can kayıpları, binlerce kişinin akıl sağlığının bozulması, devasa ekonomik zarar ve hukukun çiğnenmesini beraberinde getirdiği” hatırlatılmış. Haberlere göre Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları ve İsrail kamuoyunda bir kesim, Başbakan Netanyahu’yu siyasi gerekçelerle ateşkes anlaşmasına engel olmakla suçluyor. (AA, 21 Mayıs 2024)

İnanın, İsrail’de yaşayan 1300 akademisyenin kendi idarecilerine karşı yükselttikleri bu ses “insanlığın ve fıtratın sesi” olarak anılmaya adaydır ve çok önemlidir. Türkiye’de ya da başka bir İslam ülkesinde benzer bir bildiri yayınlanması bu derece etkili olamaz. 

Bu durum aynı zamanda akademisyenlerin her zaman ve her yerde “iyiden ve doğrudan yana” tavır alması icap ettiğini de gösterir. Acaba “İslam dünyası ülkeleri”ndeki akademisyenlerin kendi idarecileri aleyhinde ya da yaptıkları işleri eleştiren “bildiri” yayınlama imkânı var mı?

Dünyadaki bütün “insan”lar ve “insanlık” el ele versin ve zulmü ve zalimleri mağlup etsin inşallah. 

Okunma Sayısı: 902
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İbrahim Ersoylu

    25.5.2024 08:56:03

    Çok güzel yazı. Faruk Bey kardeşimizi tebrik ederim. Genelde dünyada, özelde İslam ülkelerinde devleti yöneten tek adam rejimlerinde akademisyen ve diğer fikir adamları, kendi yöneticilerin yaptıkları zulümlere karşı böyle bir bildiriye imza atmaya cesaret edemezler. AKP iktidarı, geçmişte benzer bildiriye azma atan binlerce değerli akademisyeni üniversitelerden ihraç etmişti. Halbuki akademisyen bir ülkemin düşünen beyindir. Ne olursa olsun onu açığa almak, ülkenin aklını susturmak demektir. Tek adam rejimleri, düşünen, fikir üreten, yanlışları ikaz eden akıl ve beyinlere ihtiyaç hissetmezler. Onlara kör destek veren ilim adamı ve halk lazımdır. Bu yüzden dünyada ülkesini ilim, sanayi ve refahta ileri götürmüş tek bir adam rejimi yoktur. İsrail’de her ne kadar zalim bir yönetim varsa da, demokrasi olduğu için oradaki akademisyenlerin bir kısmı, böyle hakperest bir bildiri yayınlamaya cesaret edebilmişlerdir.

  • S.topuz

    25.5.2024 06:37:03

    ..."Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kàdir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır." ..."Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır." Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat 57

  • S.topuz

    25.5.2024 06:34:03

    ..."İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır."... Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı Mektubat - 57

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı