Her ülkenin olduğu gibi ülkemizin de dertleri vardır. Bu dertleri çözmek için önce ‘dert’ olduğunu kabul etmek gerekmiyor mu?
Dertler bilirse, çarelerin bulmak daha dolay olmaz mı? Çare ararken de çok kişi konuşursa, fikrini ifade ederse; kısa yoldan çareler bulunmaz mı?
Bu apaçık gerçek varken, Türkiye’yi idare edenler “Susan Türkiye”yi ister ve özler gibi bir tavır içene giriyorlar. Onlara göre çoğunluk konuşmazsa, dertler dile getirilmezse çok daha iyi olur... Oysa bu, eşyanın tabiatına aykırı olur. Dert bilinmeden çarenin bulunduğu nerede görülmüştür?
Önemli bir nokta da, her konuşan ve fikrini ifade edenin illa ‘kendileri gibi konuşmasını’ bekliyorlar ki bu da doğru değildir. Slogan haline geldiği üzere, “Siyasi parti her idarede, muhalefet ise sadece demokrasilerde olur.” Türkiye’yi idare edenler hadiseye bu pencereden bakabilmiş olsa pek çok gerginliğin sona ermesi mümkün olurdu.
TBMM’de kabul edilen ve tartışmalara yol açan sosyal medya kanununa (Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) ilişkin Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün’ün değerlendirmesi dikkat çekici. Çok sayıda siyasetçi, STK temsilcisi ve gazeteci bu hususta görüş beyan etti. Büyük çoğunluk, kabul edilen kanunun Türkiye’nin menfaatine olmadığı yönünde. Fakat idareciler böyle bir kanunu gerekli gördüler ve ikazları da dikkate almadan kabul ettiler.
“İfade özgürlüğü daha önce görülmemiş şekilde tehdit altında” diyen Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün’ün değerlendirmesini bir bölümü şöyle: “Sosyal medyanın getirdiği fırsatları değerlendirirken karşılaşılabilecek tehditleri ortadan kaldırmak, iletişimde tam mahremiyet sağlamak, ifade özgürlüğün en ileri seviyeye taşımak, halkın her türlü bilgi, fikir ve görüşe en kısa zamanda en etkili şekilde ulaşmasını sağlamak ile mümkün. Kamuoyunun sağlıklı kanaat oluşturabilmesi için aynı konudaki farklı görüşlerin ve yorumların hiç endişe duymaksızın yayılmasını, bu amaçla kullanılan, sosyal medya dahil kitle iletişim araçlarının önündeki engellerin kaldırılmasını sağlamalıyız.
“Ancak, insan hakları ve temel hak ve özgürlükler alanında otorite olan fikir önderlerinin dile getirdiği gibi, iktidardakilerin özgürleştirici değil farklı ve muhalif görüşleri baskılayıcı, kısıtlayıcı, engelleyici önlemler alması, toplumu geriye götürecek sonuçlara neden olacak. (...) Özellikle 29. maddesindeki hukuki belirsizlik, muğlaklık ve sübjektif değerlendirmelere imkân ve ihtimal veren hususlar, topluma yarardan çok zarar getirecek, ülkeyi uluslararası demokrasi endekslerinde daha da geriye götürecektir.
“Sosyal medya yasası hakkındaki tartışmalar da göstermektedir ki yargı, sosyal medya konusunda da Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisidir. Türkiye’nin sosyal medyanın tehlikelerinden korunması, fırsatlarını hayata geçirmesi yargının siyasetten ve her türlü güç odaklarının nüfuzundan âri olan, etkin ve verimli çalışan, kendisi hesapverir ve hukukun üstünlüğüne riayet eden, tam bağımsız olmasına bağlıdır.”
Türkiye meselelerini susa susa değil, konuşa konuşa aşabilir, vesselam.