Başta iktidar mensupları olmak üzere onların yanlışlarına da destek olan taraftarları bilerek ya da bilmeyerek tabaklarına iyi şeyler doğramıyorlar.
Oysa tecrübeli büyüklerimiz “Ne doğrarsan tabağına o gelir kaşığına” demişler. Türkiye’yi idare edenler bu hakikatli sözü bildikleri halde niçin ısrarla tabaklarına “ah” doğramayı tercih etmiş olabilirler?
İdarecilik ağır sorumluluk gerektiren işlerin başında gelir. Türkiye’yi idare edenler “Ne istersem onu yaparım” tavrı sergileyerek güya güçlerini sınıyor ve muhaliflerine ne kadar kuvvetli olduklarını gösteriyorlar. Fakat bu durum geniş kitleler nezdinde “ah”ların alınmasına da yol açıyor. Bir yerde hak, hukuk ve adalet kâmil manada tecelli etmiyorsa idarecilerin “dua” alma ihtimali var mıdır? Dua almayan, aksine onun yerine “ah” alan idareciler, dolaylı olarak tabakları “ah” doğramış olmaz mı? Vakti ve zamanı gelince bu “ah”lar o tabağa kaşık sallayan idarecilerin kaşıklarına gelmez mi?
Yakın zamanda Üsküdar’da bir ‘başkan’lık seçimi oldu. Seçim sürecinde yaşananlar “hür seçim” kuralına gölge düşürdüğü halde, iktidar sahipleri bu yüzde yüz yanlış işleri onayladı ve bir bakıma tabaklarına “ah” doğramış oldular.
Türkiye çok çeşitli ve renkli seçimlere sahne olmuş bir ülkedir. Mesela, 1950 öncesi “açık oy gizli sayım” kuralı uygulanmış ve tabii ki millet iradesi tecelli etmemiş, edememiştir. Düşünün ki o yıllarda “açık oy gizli sayım”ı savunan ve uygulayan idareciler olmuş. Nihayetinde o yıllarda tabaklara doğranan bu haksızlıklar sonraki yıllarda “kaşık”lara gelmiş ve millete rağmen iş yapanlar bir daha “helal iktidar” yüzü görememişler.
Üsküdar’da yaşanan hadiseye “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diye bakanlar yanlış yaparlar ve yapıyorlar. Haksız, hukuksuz ve adaletsiz bir şekilde “Üsküdar’ı geçen”ler yanlış yaptıklarını mutlaka görür ve anlar. Çünkü “Ne doğrarsan tabağına, o gelir kaşığına” tespiti umumi bir kuraldır ve her zaman için geçerlidir. Seçimlerde oy kullanma hakkı olan kişileri “hukukî yol”larla devre dışı bırakmak, onların rey kullanma hakkını ellerinden almak savunulabilir mi? Bu adımlar hukuki olsa bile, insaf düsturuna sığar mı?
Bir de “Atı alan Üsküdar’ı geçti” tavrını “din” adına savunan hocalar var ki onların İslama ve Müslümanlara verdiği zarar “tabağa haksızlık doğrayanlar”dan daha fazladır. Kamuoyunda “hoca” olarak bilinen biri, bu kadar açık haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe nasıl “din kisvesi” giydirmeye çalışabilir?
Esasında “resmi görevliler” dışında bu yanlışı iç huzuruyla savunanların olmaması ya da çok az olması “fıtratı bozulmamış olanlar”ın varlığını haber vermesi bakımından sevindiricidir.
Yapmayın, yapmayalım; tabaklara haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, keyfilik doğramayın, doğramayalım!