Allah ayette; “Mü’minler ancak kardeştir” 1 buyuruyor. Peygamber Efendimiz (asm) ise hadis-i şerifte; “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona hıyânet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez. Her Müslümanın, diğer Müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Takvâ buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.” 2
Naslar doğrultusunda her Müslüman kardeşini sevmeli, kucaklamalı, her zaman yanında olmalıdır.
Ama üzülerek söylemek gerekir ki Müslümanlar birbirinin aleyhinde olabilmekte; düşüncesini, tarzını beğenmediği kardeşine karşı gıybet, su-i zan, tahkir gibi haramları işleyebilmektedir. Siyasette de, cemaatlerde de, tarikatlarda da fikrî ayrılıklar olunca, dövüştürülen horozlar veya ringte dövüşen boksörler gibi birbirlerini perişan ediyorlar.
Dövüştürülmüş horozları görmüşsünüzdür. İkisi de bitmiş, perişan olmuşlar. Acınacak durumdalar.
İnsanların hırsları, bencillikleri, zalimlikleri yaptırıyor zavallı hayvanlara bunu.
Boks maçları da öyle. İki boksör birbirine ölümüne saldırıyor, binlerce insan da heyecanla seyrediyor, attığı yumruklara, rakibini perişan edişini alkışlıyor. Seyretmek için gelmişler zaten. Normal görüyor.
Boksörler de birbirini dövmek için bütün gücüyle birbirine saldırıyor. Kafasına kafasına yumruk sallıyor. “En hassas yeri, ölümüne sebep olabilirim“ düşüncesi yok. Vicdanı sızlayıp; “böyle meslek olmaz olsun, bu mesleği yapmayacağım, vicdanım elvermiyor,“ demiyor. Günlerce, aylarca, yıllarca hırsla çalışıyor.
Rakibini perişan ettiği zaman da havalara hopluyor, zafer çığlıkları atıyor. Ama onlar da horozlar gibi perişan olmuşlar. Belki sağlıklarından olacak darbeler almışlar, umurlarında değil. Yeter ki para kazanıp zengin olsunlar, yeter ki şöhret olsunlar.
Siyasî tarafgirlik aşkıyla, mezhep ve cemaat taassubuyla vb. sebeplerden dolayı kavga edenler, birbirlerine girenler, söylemedik kötü laf bırakmayan hatta maddî kuvvet kullananlar, boksörlerin ve horozların vücutlarına verdiği zarar gibi manevî dünyalarını zarara sokuyorlar. Maneviyatlarını felç ediyorlar. Maneviyatın yerini hırs ve öfke alıyor, ama haberi olmuyor. Allah’ın ve Resûlünün kardeş ilan etmesi, “bir vücudun azaları gibi dayanışma içinde olun” demeleri fayda etmiyor.
Siyaseten veya hizmet anlayışında veya Kur’ân’ı ve hadisleri yorumlamada kendisi gibi düşünmeyen kardeşinin, aynı Allah’a inanması, aynı Peygambere bağlı olması, aynı kıbleye yönelmesi fayda etmiyor. Horozlar gibi insafsızca gagalıyor, boksörler gibi ölümüne yumruk atıyor kardeşine.
Kavga edenlerin içi dışına çevrilse, birbirleriyle kavga eden tüyleri gitmiş, derileri görülen horozlar gibi ve birbirlerini perişan eden, ayakta duramayacak hale gelen iki boksör gibi ruhları perişan, gönüllerinin yıkık-dökük, iç âlemi çökmüş, korkunç durumda olduklarını görecekler.
Bu hatalardan kurtulmak, horozlar ve boksörler gibi perişan olmamak için Allah (cc) ve Rasülü (asm) dinlenilmelidir.
Yoksa kavga edenler, kendileri perişan olduğu gibi, uzaktan seyreden insanlar da kendilerinden ve değerlerinden uzaklaşıyorlar. Deistlik, ateistlik gibi batıl akımlara yöneliyorlar.
Kavganın ve boğaza sarılmanın olduğu yerde hizmet olamaz, güven olmaz. Birbirleriyle boğuşanlar müsbet hizmet edemezler, diyen Üstad Said Nursî çareyi de sunar.
Çare olarak müsbet hareket edilmesini yani kendi hizmetiyle meşgul olunmayı, başkalarının kusurlarıyla uğraşılmamasını tavsiye eder. “Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte [hangi mezhep, tarikat, cemaatte] olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak [birbirimizi sevecek, birbirimizle kardeş olacak ve birbirimizle birlik] olacak çok rabıta-i vahdet [birlik bağları] bulunduğunu düşünüp ittifak ederek... “ diyerek birleşilmesini ister. 3
Dipnotlar:
1- Hucurat Suresi: 10;
2- Tirmizî, Birr 18;
3- Lem’alar; 20. Lem’a.