Bu dünyaya irademiz dışında "Kalu Bela" denilen ruhlar âleminden gönderilmişiz. Her şeyin bir başı bir de sonu olan dünya burası. Her fânî; doğar, büyür ve ölür. Asırlardır değişmeyen düzen...
Bediüzzaman'ın ifadesiyle: "İnsan bir yolcudur; sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder."
Bu yolculukta uğradığımız duraklardan birisi de ihtiyarlıktır. Sergüzeşt-i ömrümüzün bir safhasıdır. Varlık âlemi, zaman ve mekân kaydıyla sınırlandırılmış ve bazı şartlar dahilinde yaratılmıştır.
Kâinat, hayretengiz, tefekkürü muhteşem bir kavramdır.
Herşey sebepler dairesinde hareket eder. Feza âlemindeki yıldızlardan tutun da, okyanusların derinliklerinde enva-i çeşit hayat hüküm sürer. Her biri şerait-i İlâhiye ve irade-i Rabbaniye dairesi içinde, hayatlarını idame eder. Yerkürede her varlık doğar, aşama aşama var olur, sonrasında kademe kademe inişe geçer, toprağa karışır ve ebediyete kavuşur. Topraktan gelen insanın toprağa dönüşüdür bu. Tıpkı toprağın arasından çıkan bir fidan gibi fide verir, boy atar, kök salar. Sonrasında, tıpkı ömrü sona eren, yapraklarını döken ağaçlar gibi, hayatı boyunca bir bir sevdiklerini ahirete gönderir, dalı budağı kırılmış kuru bir ağaç gibi de yaşlılığın zafiyetine uğrar.
İhtiyarlık; sona gidiş, ölüme yaklaşmak olarak görüldüğünden hüzün vericidir. Bu işleyiş yavaş gibi görünse de hızlı seyreder. Anlayamadan yaşlanıverir insan. Her ne kadar bu gerçekle yüzleşmek istemese de bedeni haber verir. Saçları ağarır. Bedeni pörsür. Gençliğinde uçarcasına gittiği yollar, gözünde dağ gibi büyür. Selvi boyu giderek ufalır. Günden güne uzuvları işlemez hale gelir. Gürültüden kaçar, sakinlik arar. Eskiden zevk aldığı hayattan tat alamaz olur. Bu durum, ruhun bu dünyaya ait olmadığının bir işareti, beka âlemine duyduğu özlemdir aslında. İşte bu vaziyet öte âleme gitmenin ön hazırlığıdır.
"İhtiyarlık mevsimiyle dünyevî, güzel ve cazibedar şeyler üstünde fena ve zevalin damgasını ve acı manasını göstererek o insanı dünyadan ürkütüp o fâniye bedel, bâkî bir matlubu arattırıyor."
Son derece dakik programlanmış, azametli bir icraat-ı İlâhiye olan kâinat tablosunun içinde yer alan insan hayatının sadece bir parçası olan ihtiyarlık, aslında; bir geçiş koridoru olma niteliğinde ve kolaylığında, son derece tabiî, normal karşılanması gereken bir süreçtir.
Zahiren ölüm; ayrılık, yok oluş gibi görünse de; ahiret inancı imdada yetişir. Bu inanç sayesinde ölüm; ebedî hayatın başlangıcı, sevdiklerimizle buluşma, bir vuslat olarak anlam kazanır.
Ömrümüzün üçte birine haiz olan geniş ve nadide bu zaman dilimi; insanın saygın olacağı, hürmet göreceği mübarek bir mevsimdir. Kulluğun zirvesini görmüş geçirmiş bir bilgedir artık.
Hayatın zahmeti gitmiş rahmeti kalmıştır. Onca meşgale içerisinde, hayat yolcu-luğunda karşılaştığı türlü belâya inançla göğüs germiş, isyana düşmemiş, düştüğü yerden Allah diyerek kalkmış ve bu yaşa gelmiş insan, bir azizdir, azizedir. Yaşlılıkta yaşadığı sıkıntılar, mahrumiyetler de günahlarına kefaret olacaktır inşallah.
Evet, "Dünya ise bütün şaşaasıyla âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana çıkmak ve mahlukatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzur-u Rahman’a gitmek; bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir."