İnsanın sağlıklı bir hayat yaşayabilmesi, merkezde kendine değer verme prensibinin konmasıyla ve ideal düşünce tarzı olarak yaşanması temeline dayandırılması ile gerçekleşebilir.
Kendine değer vermek derken, egoizm veya narsizm (kendini aşırı sevmek) anlamında anlaşılmaması gerekir. Kendine değer vermek, kaliteli ve sağlıklı gıdaların araştırılmasıyla, dengeli beslenmenin hayat prensibi edinilerek, pratikleştirilmesi olarak anlaşıldığında gerçek anlamını bulacaktır. Kendine değer vermek, sevgi temeline dayandığında, İlâhî sağlık emanetinin korunması, bir sanat haline getirilecektir.
Sağlığı koruma, bir düşünce ve sanat olarak geliştirilip, yaşanması sonucunda güçlü bir bağışıklık sistemi, sağlıklı dokular, olumsuz düşüncelerden ve kronik stresten uzak sağlıklı bir hayat yaşanabilir. Zira “Sağlığınız kendinizle ilişkinizin aynasıdır. Tıbba göre stres ‘salgını’nın, hayat tarzı rahatsızlıklarının ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, temeldeki nedeni henüz bilinmiyor, ama bizce neden çok basit: Temelinde kendimizi sevmeme hastalığı var. Hasta olduğunuza inanıyorsanız, hücreleriniz sizi dinliyor. Aynı şekilde sevgiye layık, sağlıklı, güzel bir insan olduğunuzu düşünüyorsanız, hücreleriniz sizi dinliyor. Kendinizi sevmek, kendinize iyi bakmak demektir. Gerçek sağlık sorununun, kişinin kendisiyle bağının kopması olduğuna inanıyoruz. Bedeniniz kendini güvende hissedince, iyileşecektir.”1
Organizmanın sağlıklı ve güçlü gelişebilmesi için, uygulanacak en etkili programın başında işlenmemiş, genetik yapısı değiştirilmemiş, emülgatör maddelerle toksin deposu haline getirilmemiş gıda maddelerinin araştırılarak bulunması ve bunların tüketilmesi gereklidir. Toprakta fıtratın sadeliği içinde yetiştirilen sebze ve meyvelerin bulunmaya çalışılması, hayatın güzellikleriyle bağ kumanın heyecanını yaşatacaktır. Zira gıdalarımızın özelliği ve beslenme tarzımız, mitokondrilerin ve dolayısıyla bütün organizmanın sağlığını etkilediğinden gıdaların araştırılıp seçilmesi, insanın kendine değer vererek sevmesinin bir göstergesidir.
İnsan sağlığını temelinden yıkıma uğratan margarin ve trans yağlar gerçeği, toplum sağlığı ve kendimize değer verme açısından gözden geçirilmesi gereken en tehlikeli faktörlerdendir. “Randall Fitzgerald “Yüz yıllık yalan: Besinler ve ilaçlar sağlığımızı nasıl mahvediyor?” adlı kitabında, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı, ABD’de yiyecek kıtlığına neden olmuştur. Tereyağı kıtlığı yaşanınca, onun yerini yaygın olarak ‘margarin’ alır. Zaman içinde margarinin tereyağından daha sağlıklı olduğu söylendi ve çoğu insan bu görüşe inandı. On yıllar sonra margarin gerçeği ortaya çıktı; bu yapay yağ aslında sağlığınız için en zararlı yağlardan biri olan ‘Trans yağ’ idi. Yaptığı araştırmada verdiği istatistikler var. Kanserden ölüm oranı, tüm ölümler içinde %3’ten %20’ye yükseldi. Diyabet nüfusun %1’inden %20’sine yükseldi. Kalp hastalığı neredeyse hiç görülmezken 700.000’den fazla kişinin ölümüne neden oldu. Sağlık giderleri büyük miktarda arttı. Alzheimer ve Parkinson üç kat arttı.”2
Sağlığımızı kaybedince değerini anladığımız günümüzde, hastalık kaynaklarının fast-food yiyecekler, gıda endüstrisinin ambalajlı ve besin değeri bulunmayan, gıda benzeri maddelerle çok hızlı bir şekilde arttığını, sağlıklı ve dengeli beslenme düşüncesi geliştirilemediğinden, en trajik olanı da önem ve değer verilmediğinden yeterince düşünülmemektedir. Oysa hayatî dengenin sağlıklı kurulabilmesini engelleyen uygulamalardan birisi de işlenmiş gıdaların pestisitlerle yoğun oranlarda yüklenmesi sonucu yaşanan olumsuzluklardır. Üreticilerinin “Kâr oranını yükseltmek ve daha çekici kılmak için yiyeceklere zehirli kimyasallar katıyorlar: paketlerin boyutlarını ve renklerini değiştiriyorlar; reklamlardan, diğer sinsi tekniklerden yararlanıyorlar. Gerekli besinler olmayınca bedeniniz ve beyniniz işlevini en üst düzeyde yerine getiremez. “Eğer toprakta yetişmiyorsa, yemeyin. Bu uyarılarla kendinize yardımcı olabilirsiniz.”3
Sağlıcakla kalın.
Dipnotlar:
1- Louıse Hay-Ahlea Khadro-Heather Dane, Sağlıklı Yaşam İçin Kendini Sev, Altın Kitaplar 2016, s. 27.
2- Age., s. 47.
3- Age., s. 47.