Hayat sonsuz ilim-irade-kudret ve hikmetlerle programlanmıştır. İnsan organizmasının yaşayacağı süre içinde ihtiyaç duyacağı enerji kaynağı, gözle görülemeyen fonksiyonları ancak elektron mikroskobu ile izlenebilen ve trilyonlarca hücrenin içine yerleştirilmiş mitokondri adı verilen, sanat harikası İlâhî varlıklardır.
Çeşitli nedenlerle, mitokondrilerin azalması veya yok edilmesi sonucunda, hücrelerin fonksiyonları bozulacağından, hücrelere gelen besin maddelerinden yeterli enerjiyi elde edememeleri sonucu, vücudun bütün hücrelerinde fonksiyonlar durma noktasına gelir.
Mitokondrilerin “hücre içindeki toplam sayıları, hücrenin gereksinim duyacağı enerji miktarına göre yüz ile birkaç bin arasında değişebilir. Daha az aktivitesi olan ve daha az enerji kullanan yağ hücrelerine göre, daha fazla enerji kullanan kalp kası hücrelerinde mitokondri sayısı daha fazladır. Ayrıca mitokondriler, hücrede enerji metabolizmasının yoğun olduğu bölgelerde toplanırlar. Büyüklük ve biçimleri de farklı olabilir. Mitokondri içindeki boşluk besinlerden enerji elde edilmesi için gerekli olan büyük miktarlarda çözünmüş enzimleri içeren bir matriksle (hücre arası temel yapı) doludur. Bu enzimler raflara tutunmuş olan oksidatif enzimlerle iş birliği halinde çalışarak, besinlerin oksidasyonunu, sonuçta su ve karbonhidrat oluşumunu ve bunlarla eşzamanlı olarak enerji salınımını sağlarlar. Açığa çıkan enerji (ATP) adı verilen yüksek enerjili bir bileşiğin sentezlenmesi için kullanılır. ATP daha sonra mitokondri dışına taşınır, tüm hücreye difüze olarak (yayılarak) hücresel işlevlerin gerçekleşmesi için enerji gereken her yerde enerjisini verir.” 1 Mitokondride gerçekleştirilen biyokimyasal fonksiyonların detaylarıyla açıklanması, zihinlerimizi ve sabrımızı zorlayacağından bu kadarıyla yetiniyoruz.
Hayatın enerji santralleri olan mitokondrilerde, üretim sırasında meydana gelen kimyasal atıkların temizlenmesinin aynı alanda, aynı zamanda gerçekleştirilmesi takım halindeki başarının mu’cizeliğini açıkça göstermektedir. Fonksiyonlarının sağlıklı işleyebilmesi için, kaliteli yakıt niteliğindeki besleyici gerçek gıdalarla desteklenmeleri şarttır. Dengesiz, kontrolsüz ve kalitesiz gıdalarla gerçekleştirilen beslenme sonucunda “Açığa çıkan serbest radikalleri, dokuya zarar vermeden ortadan kaldırmak için mitokondrilerde bol bol “yangın söndürücü pas giderici” antioksidan molekülleri hazır durumda bulundurmak şart. Bu duman ve pas, derhal ve düzenli olarak temizlenmezse, mitokondri fonksiyonu aksayacaktır. Enerji üretimi aksayınca da hücrede, yani vücutta tüm biyolojik fonksiyonlar aksayacaktır.” 2
Günümüzde mitokondrilerin perişan durumuna ve doğurduğu sonuçlara bakıldığında, çeşitli kanser türleri başta olmak üzere, diyabet, obezitenin hızla kontrolden çıkması alışılmış durum halini almıştır. Besleyici özelliği bulunmayan, kimyasal maddelerle toksin deposu haline getirilen maddelerle gerçekleştirilen beslenme, bu vahim tabloyu yaşatmaktadır. GDO oyunlarıyla yapıları değiştirilen, emülgatör ve pestisit zehirleriyle mitokondrilerin fonksiyonları yıkıma uğratıldığından, enerji üretimi organizmanın ihtiyacını karşılayamayacaktır. Bu beslenme tarzı olumlu şekilde değiştirilmedikçe, mitokondrilerde dolayısıyla bütün organizmada fonksiyon bozuklukları yaygınlaşacaktır.
Organizmanın en bozuk ve tehlikeli fonksiyonu ise, mitokondrileri bilimsel olarak en detaylı noktasına kadar keşfedebildikten sonra, mitokondrinin Sanatkâr’ını (cc) tanıyamamaktır. Rızkını veren ve fonksiyonlarını kontrol eden Cenab-ı Hakk’ın ilim ve kudreti güneş gibi görünürken, görememek ne kadar hazin bir haldir. Kitaplar yazan, hayatlarını fizyolojinin derinliklerinde geçiren bazı bilim insanları, mitokondrinin “Aslında 2 milyar yıl önce köleleştirmiş olduğumuz bakteriler olduğunu biliyor muydunuz? Mitokondrilerin kendi DNA’larına sahip bulunduğunu, yaklaşık 2 milyar yıl önce ökaryot hücreyi enfekte etmiş olan bakterilerin ta kendileridir. Zaman içinde bu bakterilerin genlerinin büyük kısmı ‘çekirdek’e taşındı.” İşte onlar tüm bunların yüz milyonlarca yılda olduğunu düşünüyorlar. Yorumunu sizlere bırakıyorum.
Sağlıcakla kalın.
Dipnotlar:
1- John E. Hall-Mıchael E. Hall, Tıbbi Fizyoloji, Güneş Tıp Kitapevleri 2016, s. 18.
2- Dr. Mustafa Atasoy, Fonksiyonel Tıp, s. 304 Kendi yayını