"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her sabah kurulan manevî meclis

Hasan GÜNEŞ
04 Nisan 2012, Çarşamba
Unutmak, terk etmek ve terk edilmek, birbirlerinin hem aynası, hem gereği, hem de gerekçesi. Aynı zamanda benzer cinsten bir cezası. Cezadan kurtulmak ve yüz üstü bırakılıp terk edilmemek için bazı hususları hep hatırlamak ve asla unutmamak gerekiyor. Yokluk karanlıklarından, hiçlik derelerinden, nisyandan ve sanki unutulmuşluktan alınıp, varlık âlemine binler nimetlerle gönderilen insan en çok unutmamayı ve kendisine edilen iltifatı hatırlamalı.
Malûm, unutmak en mühim zaaflarımızdandır. İnsanoğlu hep unutur. Kendisine yapılan iyilikleri unutur, nimetleri unutur, vazifesini unutur. Basit bir terk ve ihmal ile hadsiz cinayete sebep olur. Kendi cinayetini, ihmalini ve terkini unutur, fakat mukabilinde gördüğü cezanın en hafifine bile feryat eder.
İnsan unutur, ama hiç unutulmamak ister. Evet, insanoğlu, acz ve zaafı ve geçiciliği dolayısıyla hep bilinmek hatırlanmak ister. Ancak ekserisi, kendisi gibi fani, unutkan, ihmalkâr ve çaresiz dünyevî insanlara müracaat eder, tarihlere şan ve şöhretle geçmek ister, fakat suiistimali sebebiyle maksadının aksiyle tokat yer.
Tahrif olmuş bugünkü İncillerin bir kısmında Hz. İsa’ya (as) atfedilen bir ifade vardır. Çarmıha gerildikten saatler sonra kontrol için gelen askerler ve halk: “Allah’ım! Allah’ım! Beni neden terk ettin!” feryadını duyarlar. İfadedeki tezatlar hemen ilk bakışta göze çarpar. Peygamberlerin önemli vasıflarından olan iman, tevekkül ve asla ümid kesmemek gibi hususların eksikliği hemen dikkati çeker. Ayrıca semavî bir kitabın Kur’ân-ı Kerim’de olduğu gibi, vahiyle başlayıp vahiyle bitmesi, peygamberden sonrasında ise bir harfin bile olmaması gerekir. Tahrif olmuş İncil’de ifadeler çarmıhta, sonrasında, halkın ve havarilerin görebildikleri ve duyabildikleriyle devam eder gider. Yani vahiy, tarih ve şahıslara göre değişen yorumlar ve rivayetler iç içe bir karmaşa içindedir. Tabi, Hz. İsa’ya (as) inen orijinal İncil’i tenzih ediyoruz.
Gerçekte hadisenin çözümü Kur’ân’dadır. Çünkü peygamber sözüne hiç benzemeyen ifadeleri söyleyen kişi, onu ispiyon etmenin cezası olarak Hz. İsa (as) zannedilerek yakalanıp çarmıha gerilen kişidir. Rabbinin verdiği bunca nimeti unuttuğu gibi ihbar ettiği peygamberin hamisinin ve koruyucusunun Âlemlerin Rabbi olduğunu da unutmuştu. Unutmanın en kötüsü kendisini de unutmuştu: Hz. İsa (as) semaya çekilince orada, ortada Romalı askerlerin gözü önünde kala kalmıştı. En nihayetinde dağ başında dört çiviyle sehpaya mıhlanmış şekilde terk edilmesine feryat etmişti. Iztırabı o kadar fazlaydı ki, belki de en çok Azrail’in kendisini unuttuğu zannına feryat ediyordu.
Cenâb-ı Hak Tevbe Sûresi’nde ferman eder: “Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” Zerrelerden yıldızlara kadar her şeyin sahibi ve hâkimi, şehadet ve gayb âlemlerinin, mazi ve müstakbelin, ezel ve ebedin tamamını istisnasız her an kabza-i tasarrufunda tutan Âlemlerin Rabbi, bir teşbih ile gafil insanoğlunu tokatlayarak amel cinsinden olan cezanın ne kadar şiddetli olduğunu ifade eder.
Şüphesiz, Kur’ân’ın her bir âyetinin mânâsı okyanuslar gibidir. Her bir kelâmın her bir teşbihin binler vechi var… Konuya farklı bir yönden bakmak ve daha iyi kavramak için “rızık vermek” bahsiyle ilgili Yirmi Sekizinci Lem’a’dan bir cümle aktaralım: “Cenâb-ı Hak, Resulüne ait olabilecek bazı halleri, Resulünü tekrim ve teşrif noktasında bazan kendine isnad eder.” Bu açıdan bakıldığında, âlemlere rahmet olarak gönderilen ve haşrin dehşetli anında “ümmetî, ümmetî” diyecek olan Peygamberimizin (asm), acz ve zaaftan müteşekkil, kusurlarla dolu biz ahirzaman mü'minlerini şahsen hatırlaması kâinata bedel bir iltifattır.
Hatırlanmak için hatırlamak gerekiyor. Unutulup terk edilmemek için unutmamak ve terk etmemek gerekiyor. Cenâb-ı Hak Bakara Sûresinde ferman ediyor: “Beni zikredin Ben de sizi zikredeyim.” Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden ve Peygamberimizin (asm) şefaatinden mahrum kalmamak için, Kur’ân hakikatlarını tezekkür ve tefekkür etmek, Sünnet-i Seniyyeye tabi olmak bizi Âlemlerin Efendisine (asm), dolayısıyla Rabbimize bağlayan en kuvvetli bağdır ve en mühim vesiledir.
Hakikatı daha iyi anlamak için bir kademe daha kat etmek gerekiyor. Bediüzzaman Hazretleri Mektubat’ta dost, kardeş ve talebeyi izah eder: “Eğer talebe ise; her sabah mütemadiyen ismiyle, bazan hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar olur. Eğer kardeş ise, birkaç defa hususî ismiyle ve suretiyle duâ ve kazancımda hazır olup hissedar olur. Sonra umum ihvanlar içinde dâhil olup, rahmet-i İlâhiyeye teslim ediyorum ki, duâ vaktinde ‘ihvetî ve ihvanî’ dediğim vakit onlar içinde bulunur. Ben bilmezsem, rahmet-i İlâhiye onları biliyor ve görüyor. Eğer dost ise ve feraizi kılar ve kebairi terk ederse, umumiyet-i ihvan itibariyle duâmda dâhildir. Bu üç tabaka dahi, beni manevî duâ ve kazançlarında dâhil etmek şarttır.”
Sünûhat’ta ifade edildiği gibi “İslâmiyet vasıtayı red, delili kabul ve vesileyi nefiy, imamı isbat eder.” Âyetin manası şumülünde, hatırlama ve hatırlanma silsilesinde zamanımızın imamının fonksiyonu büyüktür. Ayrıca tasarrufu devam eden mühim evliyadan olması ve devam eden Risâle-i Nur hizmeti dolayısıyla kesintisiz bir devamlılığı vardır. Yine Risâle-i Nur’daki ifadeyle: “Birimiz dünyada, birimiz âhirette, birimiz şarkta, birimiz garbda, birimiz şimalde, birimiz cenubda olsak; biz yine birbirimizle beraberiz.”
Her sabah ismen ve bazen hayalen Üstadın manevî ve yüksek meclisinde olmak ve manevî kazançlara hissedar olmak gibi önümüzde muazzam bir fırsat var. Şüphesiz bunun için de, zikredilmeye, hatırlanmaya ve kıymet verilmeye değer bir insan olmak için talebeliğin ve kardeşliğin şartını unutmamak, ihmal etmemek ve ihsan-ı İlâhî olarak verilen vazifenin hep şuurunda olmak gerekiyor.
Okunma Sayısı: 992
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı