Hakikatleri temsille anlatma, kadîm bir tefsir geleneğidir. Bediüzzaman da pek çok yerde, özellikle Sözler kitabının başındaki bahislerde bunu yoğun olarak kullanmıştır.
Yedinci Söz, temsille anlatılan yerlerin başında gelir. Hikâyede sağında ve solunda iki derin yara, önünde darağacı, arkasında bir aslan olan ve uzun bir yolculuğa çıkmak zorunda kalan bir asker vardır. Bu vaziyetinde iken sağ tarafından bir zat gelir ve ona bir tılsım vereceğini, o tılsım ile önündeki darağacının salıncağa döneceğini, arkasındaki aslanın musahhar bir ata döneceğini, sağ ve solundaki yaraların iki güzel çiçeğe dönüşeceğini ve gitmesi gereken yolculuk için vereceği biletle göz açıp kapayıncaya kadar gidip döneceğini söyler.
Tam o sırada da sol tarafından ayyaş, aldatıcı bir adam gelir. Ve adamın diyaloğu şöyle:
Gel, gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.
-Ne okuyorsun?
-Bir tılsım.
Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım.
-Şu ellerindeki nedir?
-Bir ilaç.
-At şunu. Sağlamsın. Neyin var? Alkış zamanıdır.
-Şu elindeki kağıt nedir?
-Bir bilet.
-Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lazım der. Herbir desise ile onu iknaya çalışır.
Şimdi bu satırlarda dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi şu oldu:
Sağ taraftan giren zat, adamın yarası, hastalığı her ne ise, tam olarak onun tedavisi olan çareleri sunuyor. İki tarafında iki yara var, onun için süreceği bir ilaç veriyor. Gitmesi gereken bir yolculuk var. Bir anda oraya gidip döndürecek bir bilet veriyor. Arkasındaki aslanı ata, darağacını salıncağa dönüştürecek tılsımı öğretiyor. Baktığımızda birebir mukabil gelen şeyler. Peki diğeri ne yapıyor? Tatlı yemekleri yiyelim, güzel şarkılar dinleyelim, yolculuk nemize lazım, güzel kız suretlerine bakalım... Buna baktığımızda da tamamen zıt şeyler. Asla kişinin problemine çözüm olan şeyler değil. Ama devamında “Hatta o bîçare ona biraz meyleder. Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.” diye bir cümlesi var.
Problemleriyle yüzleşmek, insan için o problemin çözümü adına atılacak ilk adımdır. Fakat insan çözüm yerine problemden kaçmayı ve ertelemeyi geçici bir rahatlama usulü olarak çok sık kullanır. Gözünü kapar, dertlerinin olmadığını hayal eder ve bu şekilde geçici, hissi bir rahatlama yaşar. Fakat sorunlar hâlâ olduğu yerde duruyordur ve eninde sonunda gelip ayağına dolanacaktır. Bu satırlar bunu çok güzel anlatıyor. Çünkü çözüm için uğraşmak belli bir dizi gayreti gerektirir ve bu insanı yoran bir şeydir. Ve insan aldanır diyerek insanın bu yönüne dikkat çekiliyor.
Peki bize bakan yönü ne? İki kişi arasında bir problem yaşandığında, -bu eşler olabilir, arkadaş, dost, çocuklar, cemaat, her türlü ilişkiler olarak düşünebiliriz- problem olarak zikredilen şey her ne ise, onun birebir çözümüne odaklanılmalı. Problemin kendini ortadan kaldıran çözümleri kim sunuyorsa ona kulak vermeli. Diğer türlü olanlara kulak vermemeli.
Diğeri de insanın aldanan tarafı, tembelliği seven tarafı gözönünde tutulmalı. Gayret etmenin, rahat ve rehavetin önündeki en büyük kalkan olduğu bilinmeli ve idrakinde olmalı. Problem için geçici çözümler, hissi rahatlamalar yerine, sorunun kendisini ortadan kaldıracak çözümlere koşulmalı.
Nihayetinde Üstadın da dediği gibi; ‘Rahat zahmette zahmet rahattadır.’