"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İrşad ile vazifeli olanların yükü...

Hüseyin GÜLTEKİN
16 Mayıs 2022, Pazartesi
Üstad Bediüzzaman’ın, vatan, millet ve İslamiyet için Demokratlara dua ediyorum mealinde tespitleri vardır. Bazı dostlar bu mesajları görmezden gelerek, demokratlıkla alakası olmayan partiler için duacı olup, onlara nokta-i istinat olabiliyorlar.

“Ekmeksiz yaşarım; hürriyetsiz yaşayamam...” diyen Üstad’ın ifadeleri kulak ardı edilebilir mi? Hürriyetleri gasp eden darbecilere ve adaleti, hürriyetleri hiçe sayan sivil müstebitlere nokta-i istinat olunabilir mi?

Üstad’ın: “Şeriat âleme gelmiş; tâ istibdadı ve zalimâne tahakkümü mahvetsin şeklindeki beyanlarından bihaber olmadıklarını bildiğimiz dostlarımız, Üstad’ın bu önemli tavırlarını ve duruşunu dikkate almayıp kanunsuz, hukuksuz, keyfî baskılarla, dayatmalarla iktidarlarını devam ettirmeye çalışan siyasi kadrolara taraftar olup, aynı safta yer alıyorlar ise… 

Yine Üstad’ın bilmana; bir elinde siyaset topuzu, bir elinde Nur tutanların dine hizmet edemeyeceklerini ifade etmemiş mi? Üstadın bu tespitlerinden haberdar olanlar bu dikkat çekici tespitleri görmezden gelerek, malum siyasilerin dinî değerleri kullanarak aldatmaya yönelik propagandalarına kapılması ve demokratlıkla alakası olmayan siyasi kadrolara destek vermeleri anlaşılabilir mi?

Yine Üstad, nebilerle beraber; dört halifenin ve bir de Ömer İbn-i Abdülaziz ve Mehdi-yi Abbasi’den başka hiç kimsenin tam dindar siyasetçi olamayacağını söylememiş mi? Bu şaşmaz tespitlerden haberdar olduklarını bildiğimiz kişilerin, günümüzdeki bazı siyasetçileri, haklı görüp onlara sonsuz bir güven duymaları akla uygun bir hareket midir?

Üstad’ın, “Lisân-ı siyasette lâfız, mânânın zıddıdır...” dikkat çekici beyanlarından haberdar olanların çoğu siyasinin ağızlarından dökülen beyanları sağlam ölçülere vurmadan, akıl terazisinde tartmadan kabul ediyorlar ise ne denir?

Siyasilere gerekli ikazları ve tavsiyeleri yapmakla vazifeli olanların tam tersine siyasilerden ders alıp, onlara tabi olup, onların istekleri doğrultusunda siyasi tavırlarda ve tercihlerde bulunuyorlar ise…

Peki “Riyaset-i şahsiyenin katiyyen aleyhindeyim...” diyen bir Üstad’dan ders alanlar her türlü keyfîliğe, hukuksuzluğa devam edenlere nasıl itiraz etmez?

Bir de Risale-i Nur’daki ölçülerle ve prensiplerle katiyyen örtüşmeyen yanlış tavırlarına ve tercihlerine kaynak olarak, referans olarak Bediüzzaman’ı dolayısıyla Risale-i Nur’ları göstermeleridir ki bu durum; Üstad’a ve onun bütün insanlığın istifadesine sunduğu Risale-i Nur’a hürmetsizlik anlamına gelir ve mesuliyeti gerektiren azîm bir haksızlık olmaz mı?

Okunma Sayısı: 1298
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Osman Yıldırım

    16.5.2022 09:28:20

    Hüseyin Hocam, bu ölçüleri ne kadar anlatırsan anlat ve bu dostlar ne kadar olurlarsa okusunlar bu şahısperestlik devam ettiği sürece bu hususları anlatabilmek imkansızdır. Zira demokratlık,hüriyetçilik hiç önemli değil herşey bu şahıstan mevcuttur anlayışı herşeyin önüne set çekmektedir.Hani adam namaz kılıyor Kur'an okuyor ya bu yetiyor diğer herşey in hiç bir önemi yoktur. Son yıllarda Nurcu denilen çevrelerinde büyük bölümü bu noktaya içildi tamamen siyasal İslamcıların arkasına vagon yapıldı.

  • S.topuz

    16.5.2022 04:23:26

    Eğer denilse: Neden hilafet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevî'de takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstahak onlardı?" Elcevab: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'aniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilafet ve saltanata geçen, ya Nebi gibi masum olmalı, veyahut Hulefa-yı Raşidîn ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi hârikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın. Halbuki Mısır'da Âl-i Beyt namına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilafeti ve Afrika'da Muvahhidîn Hükûmeti ve İran'da Safevîler Devleti gösteriyor ki; saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz, vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur'ana hizmet etmişler. Mektubat - 100

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı