"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Posta güvercininden kebap yapmak

İbrahim Aktaşcı
27 Şubat 2024, Salı
"Ne anası ölmüş, ne de babası, /Postanede telefonda duran kız. Elinde sant(ı)ral başta belâsı, /Postanede telefonda duran kız.

Abonesi milyonerse utanır, /Savcıyı, polisi, gözünden tanır.

Ne Allah’tan korkar ne de utanır, /Telefonda postanede duran kız.

İşine gelirse Bağdat bağlanır, /İngiltere bir dakkada sağlanır.

Rüşvet sezer ise diller yağlanır, /Telefonda postanede duran kız.

Vay vay vay postacı, /Nedir bunun ilâcı? 

Söyleyem Müdür Bey’e, /Dinlesin acı acı…” 

Dinlesin acı acı…”

Telefonun Türkiye’de yeni yeni kullanılmaya başlandığı yıllardır. Sabit telefonlar o yıllarda lüks ve pahalı bir ihtiyaçtır. Evlerinde telefon olmayan vatandaşlar; hastalık, ölüm gibi zaruri hallerde postaneye gider, santralden, ücreti mukabilinde arayacağı kişinin “bağlanmasını” ister.

Ancak yazımızın giriş kısmındaki türküden de anlaşılacağı üzere vazifeli memurlar adamına göre muamele ettiğinden, hatırlı kişilerden değilseniz postaneden telefon bağlatmak, hatta bazen mektup göndermek dahi oldukça zor. 

Aşık Mahzuni Şerif de almış sazı eline ve memurları böyle taşlamış. “Mahzuni gibi bir ozana yetişemedik, yaşasa da şimdi türkülerini dinleseydik” diyenler hiç üzülmesinler. Mahzuni bugün yaşamıyor belki ama türkülerinde eleştirdiği her şey bugün “katmerlenerek” devam ediyor. İşte bir örneği:

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu’nun haberi ve iddiasına göre; Hakkari hâkimi Ahmet Çakmak, Erdoğan’ın anayasaya göre aday olamayacağı iddiasıyla YSK’ya bir başvuru yapıyor. YSK, Çakmak’ın bu itirazını reddedince Çakmak, iç hukuk yollarının tükendiğinden bahisle konuyu AİHM’e taşıyor. 

İşte tam burada Mahzuni’nin sazı çalmaya başlıyor. Hakim Çakmak’ın 31 Mart’ta PTT’ye verdiği başvuru dilekçesi nasıl olduysa(!) birden postada kayboluveriyor. “Gönderinin akıbetini bilemiyoruz” diyen PTT, Hakim Çakmak’a bir de 500 TL tazminat ödüyor.

Hakim Çakmak’a bu durum resmen tebliğ edilince Çakmak, postada kaybolma hadisesini de anlatarak, AİHM’e ikinci bir başvuru daha yapıyor. Ne tesadüftür ki Çakmak’ın ikinci başvuruyu yaptığı gün, ilk başvuru dilekçesi PTT’de ortaya çıkıveriyor. 

PTT canla başla çalışırken HSK durur mu? Hakim Çakmak, hakkında daha önceden açılmış soruşturmalar gerekçe gösterilerek meslekten ihraç ediliyor. 

Gazeteci Barış Terkoğlu’nun bu hadiseyi köşesine taşımasının ertesi gününde ise Sabah Gazetesi Hakim Çakmak hakkında şöyle bir haber yaptı: “Hadsiz hakimin kardeşleri Bylockcu çıktı! Başkan Erdoğan’ın adaylığına itiraz etmişti...”

Hukukun göz göre göre ayaklar altına alınıp çiğnendiği Erdoğan Türkiye’sinde, insanların evvela hak arama hürriyetleri, ayaklarını denk almazlar ise de bu kere diğer bütün hürriyetleri ellerinden alınıyor. 

Anayasa’nın emredici hükmüne göre AYM kararları herkes için bağlayıcı olduğu halde AYM’nin kararlarını tanımayan Yargıtay’a sahip çıkan, Anayasa’ya uymayıp bunu Anayasa’nın bir kusuruymuş gibi lanse edip “Anayasa değişsin” diyen ve kendisini yargıdan yukarıda gören bir anlayışla yüksek mahkemeler arasında hakemliğe kalkışan Erdoğan Türkiye’sine türkü yaksak, sizce kaç albüm çıkardı?

Okunma Sayısı: 1478
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özkan

    27.2.2024 10:36:00

    Kaleminize sağlık en büyük sermayeniz sıratımüstakim yolu olan risalelerin yolu olur inşallah Allah sürdürebilir bir iman ve basiret versin sizlere

  • Oğuz Yiğiter

    27.2.2024 07:37:08

    Tek adam rejimimin demokratik kurumları darma dağın ettiği bir zeminde, hürriyeti imanın bir hassası gören ve kendini hürriyetin yirmi yıllık bir fedaîsi olarak takdim eden asrın sahibi bir Üstadın talebelerine istibdada ses çıkarmıyarak zillet ve meskenet içinde "ben iman hizmeti yapıyorum, kendi işime bakarım" demek hiç yakışıyor mu..? Önce bataklığı kurutmak ve bıkmadan usanmadan ısrarla hak, hukuk ve hürriyet zemininin tesisiyle siyasal İslâm dan farkımızı ortaya koyarak doğru Islâmla mütehayyir insanları buluşturma bizim misyonumuzun alâmet-i farikası değil mi? Tebrikler kardeşim önceliklerini kaybetmiş ve bataklık zeminde hizmet ettiğini sananlara karşı ısrarla öncelikler hiyerarşisindeki hassasiyeti vurgulayan makale dizileriniz için....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı