Geçtiğimiz hafta sonu, Bursa mezunlarının aile pikniği münasebetiyle Bursa’daydık. Çevre il ve ilçelerden gelen kardeşlerimizin iştirakiyle gerçekleşen bu güzel buluşma, uhuvvet, muhabbet ve tesanüdün yaşandığı manevî bir iklime vesile oldu.
Bu mübarek ortamda, Kur’ân’ın bu asırdaki manevî tefsiri olan Risale-i Nur’dan bahisler mütalaa edildi. Kâinat mescid-i kebîrinde Kur’ân’ın ders verdiği hakikati etrafında toplanan ehl-i iman, iman ve Kur’ân hizmetinin esaslarını yeniden tefekkür etti.
Buluşmanın en dikkat çekici misafirlerinden biri, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini bizzat görmüş ve duasına mazhar olmuş son şahitlerden Rıdvan (Erdoğan) Utangaç ağabeydi. 1939 yılında Bursa’nın Aksu köyünde dünyaya gelen Rıdvan ağabeyden, hizmet-i imaniyeyle tanışmasını ve Üstad Hazretleriyle yaşadığı unutulmaz hatırayı dinledik.
Sohbetimiz devam ederken Gemlik’ten gelen liseli genç kardeşlerimiz de halkaya katıldı. Bu vesileyle Rıdvan ağabeyden, Üstad’ın hafızalara kazınan tavsiyesini bir kez daha anlatmasını rica ettik.
Şöyle anlattı: “Risale-i Nur’u 21 Kasım 1951 tarihinde merhum Mehmet Fırıncı ağabey vesilesiyle tanıdım. Daha sonra Mustafa Acet ağabeyin rehberliğiyle Ahmed Urfalı ağabeyin evinin önünde Üstad Hazretlerini ziyaret etme şerefine nail oldum.
Üstadımızın arabası evin önünde durdu. Yanında Zübeyir Gündüzalp ağabey, önde Bayram Yüksel ağabey, direksiyonda ise Ceylan Çalışkan vardı. Zübeyir ağabey Üstadımızı arabadan indirip sandalyeye oturttu. Ben de hemen yanındaydım.
‘Esselâmü aleyküm Üstadım.’ dedim.
‘Aleykümselâm.’ buyurdular. Mübarek ellerini öptüm. Bir müddet benim için dua ettiler. Sonra sırtımı sıvazlayarak: ‘Kardeşim, nereden geldin?’ diye sordular.
‘Bursa’dan geldim Üstadım.’ dedim.
Bunun üzerine: ‘Maşallah, barekâllah. Bursa öyle mübarek bir beldedir ki altı da evliya, üstü de evliyadır. Bursa’ya gelemedim; fakat Bursa’ya öyle bir muhabbetim var ki tarif edemem. Bursa, Osmanlı’nın payitahtıdır. Osmanlı, Kur’ân’a büyük hizmet etmiştir. Onun için Bursa’nın bizim yanımızda hususî bir yeri vardır.’ buyurdular.
Ardından: ‘Risaleleri okuyor musun evladım?’ diye sordular.
‘Okuyorum Üstadım.’ dedim.
Bunun üzerine: ‘Okuyun, okutun, okunmasına vesile olun inşallah. Okuduğunuzu anlamaya, anladığınızı yaşamaya ve yaşadığınız hakikatleri başkalarına ulaştırmaya çalışın.’ buyurdular.”
Bu kısa cümleler, Kastamonu Lâhikası, 118. Mektubundaki şu hakikati adeta ders veriyordu: “Her şakirdin vazifesi yalnız kendi imanını kurtarmak değil; belki başkalarının imanlarını da muhafaza etmeye çalışmaktır.”
Rıdvan ağabey hatırasını şöyle tamamladı: “Üstadımız ismimi sordu. ‘Erdoğan.’ dedim.
‘Ben onu Rıdvan olarak değiştiriyorum. İnşallah bu ismi taşırsın evladım.’ buyurdular.
Sonra yanlarındaki ağabeyleri göstererek: ‘Şimdi bunları görüyor musun? Aynı bunlar gibi seni de talebeliğe kabul ediyorum. Bursa’daki ağabeylerine ve kardeşlerine bizden çok selâm söyle.’ dediler.
Yaklaşık on beş dakika süren bu görüşmeden sonra hayatım boyunca Rıdvan ismini kullanmaya başladım.”
Aradan uzun yıllar geçmiş olsa da Üstad Hazretlerinin Bursa’ya duyduğu hususî muhabbet ve hizmet-i Kur’âniyeye dair bıraktığı bu veciz düstur hâlâ tazeliğini muhafaza ediyor:
“Okuyun, okutun, okunmasına vesile olun…”
Bu düstur, yalnız okumayı değil; anlamayı, yaşamayı ve iman hakikatlerinin neşrine vesile olmayı da ihtiva eden, bugün de hizmet-i imaniyenin en özlü rehberlerinden biri olmaya devam ediyor.