NATO Zirvesi (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapıldı.
32 devlet ve hükûmet başkanının yanı sıra, davetli çok sayıda lider, yaklaşık 100 bakan, üst düzey diplomat, uluslararası kuruluş temsilcisi, binlerce yabancı misafir ve gazetecinin katıldığı toplantının sonuçlarından çok, magazin boyutunun konuşulması aslında toplantının olumlu geçmediğinin göstergesi oldu. Liderlerin mehter marşlarıyla karşılanmalarından tutun da ne giydiklerine, nasıl yürüdüklerinden bakışlarına kadar birçok ayrıntı konuşulurken, toplantının ne için yapıldığı ve hangi sonuçların çıktığı ise çok az gündeme geldi.
Türkiye açısından büyük bir tanıtım oldu. Misafirler büyük bir şatafat içinde ağırlandı. Yöresel lezzetlerden oluşan zengin ikramlarda bulunuldu.
Hazırlıkları günler öncesinden başlatılan, başta ABD Başkanı Trump olmak üzere bazı devlet başkanlarının uçaklarının inmesi için Etimesgut askerî havaalanı hazırlandı. Sokaklar temizlendi, levhalar silindi, kötü görüntü oluşturduğu düşünülen alanların önleri dev panellerle kapatıldı.
Liderler gitti, paravanlar kaldırıldı: Kirli görüntüler tekrar ortaya çıktı. Ankara gerçek gündemiyle baş başa kaldı. Liderlere zengin ve refah içinde bir ülke görüntüsü verilirken, gerçekte açlık sınırının altında hayat mücadelesi veren emeklilerin ve asgarî ücretlilerin varlığı ortada duruyor.
***
TRUMP BİLDİĞİNİZ GİBİ
Zirve adeta Trump zirvesi gibiydi.
Türkiye’nin yeniden F-35 programına dönmesi konusunda somut bir gelişme yaşanmadı. Gelmeden önce “Türkiye’yi mutlu edeceğim” diyen Trump, önce “F-35 neden almasın?” dedi; ancak ayrılırken “Henüz karar vermedim.” diyerek geri adım attı. Bu da Trump’ın sözlerine güvenilmeyeceğini bir kez daha ispat etti. Yine Erdoğan’ı överken, diğer liderleri küçümseyen tavırlarını sürdürdü.
Sabah “insanlar ölmesin” diyen Trump akşam İran’a füze yağdırdı. Her fırsatta Brunson olayını yeniden gündeme getirmesi de dikkatlerden kaçmadı.
***
DAHA FAZLA SİLAH
Peki zirveden ne çıktı?
Sonuç bildirgesinde, Beşinci Madde’ye “Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır” vurgusunun güçlü şekilde yer alması dikkat çekti. ABD’nin İran’a saldırmasından sonra Trump’ın NATO’dan çıkabileceği yönündeki sözlerinin ardından bu vurgunun özellikle öne çıkarıldığı ifade ediliyor.
Rusya açık şekilde uzun vadeli tehdit olarak tanımlanıyor. Ukrayna’ya 2026 yılı için 70 milyar avroluk dev bir askerî destek paketi taahhüt edildi.
50 milyar doların üzerinde yeni savunma alımı açıklandı.
İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulandı ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine saygı göstermesi istendi.
Yani zirveden çıkan sonuç, daha fazla silahlanma ve daha fazla savunma harcaması oldu.
***
SİLÂH MI, BARIŞ MI?
Bir yanımızda ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı, İsrail’in Lübnan’a yönelik operasyonları ve Gazze’deki saldırıları sürerken; kuzeyimizde de Ukrayna-Rusya savaşı devam ediyor. Dünyanın huzura ve barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde, iki gün boyunca savaş ve savunma bütçelerinin artırılmasının konuşulması, bölgemizin ve dünyanın önümüzdeki günlerinin de sıkıntılı geçeceğine işaret ediyor.
Zirve başlarken “NATO Zirvesi’nin barışa, istikrara ve dünyada huzurun güçlenmesine katkı sağlamasıydı” şeklinde bir temennimiz vardı. Öyle görülüyor ki, dünyada kan ve gözyaşı dinmeyecek, savaşlar bitmeyecek...
Daha fazla silah yerine, barışın konuşulmaması da bunun göstergesi.
***
TABANCA HEDİYESİ
Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO zirvesine katılan devlet ve hükümet başkanlarına üzerlerine isimleri kazınmış birer tabanca ve bir kutu mermi hediye etmesini de not düşelim. Silah ve mühimmatın gümrükten sorunsuz geçirilebilmesi için gerekli belgeler de liderlere verilirken, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in hediye edilen tabancayı İngiliz yasaları nedeniyle ülkesine götürememesi önemliydi.