"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Muhabbet dolu Karabük

İlknur Maraş Çalık
28 Şubat 2016, Pazar
Tarih kokan Safranbolu’nun, Bulak Mencilis Mağarasını, Cam Terası ve Saklı Cennetini gezip, görüp, Allah’ın san’atını tefekkür için Cumartesi sabahının ilk ışıklarıyla yola koyulduk.

Ve Karabük sınırları içerisine girdik. İlk durağımız merkez ilçesi Bulak Köyü’nde bulunan Mencilis Mağarası idi. Bu mağaranın uzunluğu 6,5 km ve ülkemizin 4. büyük mağarası. İçerisindeki traverterler tasarrufat-ı İlâhiyeyi öyle güzel yansıtıyorlar ki, o san’atının Cemal isminin karşısında ‘Allah-ü Ekber’ diyerek şaşkınlığımızı saklayamıyorduk. O nazik su, ‘kün’ emrini aldığı gibi taşın parçalanması Allah’a olan itaatinin katı kalplerimize göz penceremizden göstermiş oldu. Bulak Mencilis Mağarası aynı zamanda yarasalara mekân olmuş durumda. Onların o küçücük ayaklarıyla koca bedenlerini başaşağı sarkarak taşıyabilmeleri ayrı bir ibret levhası. 

Kanyonlarıyla ünlü olan Safranbolu’nun Tokatlı Kanyonu’nun üzerine kurulmuş olan Cam Teras yolculuğumuza başladık. Yol üstündeki çeşmelerde mola vererek şifa niyetine yudumladık. Cam Teras yerden 70 metre yüksekliğe kurulmuş ve aşağısı uçurum sanki bir boşlukta gezer gibi hissettiriyor. Oradan manzarayı izlerken akla şu cümleleri getiriyor: ‘’Tahtezzemin ve o sert, sağır taşlarda o derece sühûlet ve intizam ile, hatta damarlara karşı kanın cevelânı gibi muntazam su cetvelleri ve su damarları  kemal-i hikmetle o taşlarda mukavemet görmeyerek cereyan ediyor.’’1

Buradaki güzelliği, san’atı da tefekkür ederek temiz havayı da soluduktan sonra yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik. Bir sonraki durağımız ‘Saklı Cennet’ti. Suyun, ruy-î zeminde haşyet verici bir şekilde dolaşması, tecelliyat-ı Celâliyesini gözlerimize göstererek kulaklarımızda adeta Ya Celal ismini zikretti. Ve yine şu sözleri akla getirterek tefekkür etmemize vesile oldu:

‘’Evet, zemin denilen muhteşem ve seyyar sarayın temel taşı olan taş tabakasının Fâtır-ı Zülcelâl tarafından tavzif edilen en mühim üç vazifeyi beyan etmek, ancak Kur’ân’a yakışır. İşte, birinci vazifesi: Toprağın, kudret-i Rabbâniye ile nebâtâta analık edip yetiştirdiği gibi, kudret-i İlâhiye ile taş dahi toprağa dâyelik edip yetiştiriyor. (...) Evet, taşlar, bütün kuvvetiyle ve ağızlarının dolusuyla akıttıkları âb-ı hayat suretinde delâil-i vahdâniyeti zemin yüzüne yazıp serpiyor.’’2

Böylelikle gezimizin birinci gününü bitirmiş bulunduk. Bizi güler yüzüyle karşılayan ve ağırlayan Ayla Ablamız ve ‘Medresetüz Zehra’da kalan kardeşlerimizle tanışıp konaklamak için dersaneye geçtik. O akşamı hoş ve güzel bir muhabbetle geçirdik.

Gezimizin ikinci günü Safranbolu Eski Çarşı’daydık. Tarih kokan sokaklarında kaybolmak, meşhur olan Safranbolu evleri ve konaklarını inceleyerek gezmek faydalı oldu. Çeşmelerin isimlerini öğrenemesem de üzerlerinde işlenmiş san’atları incelemek ayrı bir güzellikti. Safranbolu’nun bütün camileri güzel olmasına rağmen benim dikkatimi çeken ve oraya yolu düşen kardeşlerime tavsiye edebileceğim ‘Kaçak Cami’si var. Küçük bir cami, fakat çok güzel. ‘Altından su akan cami’ dediklerinde böyle hayal etmemiştim doğrusu. Gördüğümde şu âyeti aklıma getirdi: ‘’Altlarından nehirler akar.’’3

Namaz kılmak nasip olmadı, kapısı kilitliydi. Sebebini oradan geçen bir ağabeye sorduğumda aldığım cevap karşısında şaşırdım. Yakın zamanda iki defa hırsızlık olduğundan namaz vakitleri haricinde kapıyı kilitliyorlarmış. İçerisini göremediğimden dolayı biraz hüzünlenerek suyun aktığı yöne doğru patika yoldan ona eşlik ederek yürüdük. Biraz bayır çıkarak Safranbolu Hıdırlık Tepesine ulaştık. Çok güzel ve kaçırılmaması gereken bir manzaraydı. 

Yolda karşılaştığımız ve tanıştığımız 2 yaşındaki Emir’inde ismini zikretmeden geçmemek lâzım. Safranbolu’dan ayrılmadan önce sevdiklerimize küçük hediyeler aldık. Tekrar dershanemize döndük. Dershanede beni karşılayan güler yüzler mutluluğumu daha da arttırıyordu. 

Karabük’teki gezimi bana göre tamamlamıştım. Üçüncü günümü bu dostlarla geçirmek onları daha yakından tanımak istiyordum. Tuğba, Fethiye, Kübra, Kübra Ö, Hatice Kübra, Kiraz ve ismi aklıma gelmeyen diğer bütün kardeşlerime teşekkür ederim. Aralarındaki ihlâs ve uhuvvet beni çok etkiledi maşaallah ve Allah daim etsin. Dördüncü gün oradan hüzün ve huzurla ayrıldım. Hüzünlendim çünkü, oradaki kardeşlerimi çok  sevdim. Huzurluydum çünkü, kardeşlerimin arasındaki muhabbet beni derinden etkiledi. Beni güzel bir şekilde ağırladıkları için tekrardan Allah razı olsun diyerekten sözlerime son veriyorum.

Selâm ve duâ ile.

Dipnotlar:

1. 20. söz 3. Nükte.
2. 20. söz 3. Nükte Haşiye.
3. Bakara Sûresi: 25.

Okunma Sayısı: 1705
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı