"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir 15 Temmuz Muhasebesi-2: “Fethullah’ı kullanıp attılar”

Kadir AKBAŞ
29 Temmuz 2026, Çarşamba
F. Gülen “Hoca Efendi” kisvesi altında bir açıklama yayınlayarak 1999 Marmara Depremini İlâhî bir ikaz olarak değerlendiren Mehmet Kutlular Ağabeyi ve Yeni Asya’yı tekzip etti, 28 Şubat zalimlerini akladı. Yeni Asya Gazetesi’nin uzun bir süre kapalı kalmasına, yazarları hakkında neredeyse her bir yazı için dava açılmasına varan, onlarca mahkûmiyet kararına dayanak olan bir süreç başladı.

DİZİ: BİR 15 TEMMUZ MUHASEBESİ-2
AV. KADİR AKBAŞ

F. Gülen bununla da iktifa etmemiş, yüz binlerce insana, hassaten tesettürlü hanımlara kan kusturan Kemalist zalimleri hâşâ müçtehid, zalimane kararlarını ise içtihad olarak vasıflandırmış ve bu zulümlere kudsiyet atfetmiştir.

6- 1999 Marmara Depremini İlâhî bir ikaz olarak değerlendiren rahmetli Mehmet Kutlular Ağabeyin bu beyanı bütün dünyada ses getirmiş ve bu dehşetli musibetin üstümüze gelmesine vesile olan zulümlerin müsebbipleri bütün bir insanlık karşısında suçlu durumda iken bu zalimlerin imdadına okyanus ötesinden biri yetişmiş ve onları himayesine almıştır. 

Bütün Türkiye’de medya, Yeni Asya ve Kutlular Ağabeyin aleyhinde yayın yaparken, Kutlular ve Yeni Asya bin bir iftira ve suçlamaya maruz kalırken, bu koroya Zaman Gazetesi, STV ve Fethullah Gülen’de katılmıştır.  

O günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı da Mehmet Kutlular Ağabeyi ve Yeni Asya’yı tekzip etmek için özel bir hutbe hazırlatıp okuttu. Haşa hutbe makamında Allah’a abesiyet atfettiler, Allah’ın hikmetle iş görmediğini iddia ettiler. 

F. Gülen “Hoca Efendi” kisvesi altında bir açıklama yayınlayarak M. Kutlular ağabeyi ve Yeni Asya’yı tekzip etti, 28 Şubat zalimlerini akladı. Yeni Asya Gazetesi’nin uzun bir süre kapalı kalmasına, yazarları hakkında neredeyse her bir yazı için dava açılmasına varan, onlarca mahkumiyet kararına dayanak olan bir süreç başladı. 

7- Risale-i Nur’da hayat ve hürriyet en ehemmiyetli hakikattir. Üstad sadece bir meselede farklı bir değerlendirme yapar. Ahirzamanın dehşetli şahıslarının hakikî mahiyetinin bilinmesi için binler insan hapsedilse veya idam edilse yine ucuz düşer der. Çünkü ahirzamanın dehşetli şahıslarının hakikî mahiyetinin bilinmesi imanla doğrudan alakalıdır. Bu yüzden 5. Şua için ehl-i imanın imanını tashih eder, kurtarır kaydı vardır. 

Fethullah Gülen ve Grubu, ahirzamanın dehşetli şahıslarının hakikî mahiyetinin anlaşılmasına hizmet etmek yerine, tam aksine bu dehşetli şahısların  hakikî mahiyetinin perdelenmesine, dehşetli tahribatlarının görülmemesine, aksine o şahısların hamiyetperver, vatanperver birer kahraman olarak görülmesine hizmet ettiler. 

Hakikî mahiyeti hakkında herhangi bir yayın yapmadıkları gibi ölüm yıldönümleri ve diğer özel günlerde abartılı övgülerle neşriyat yaptılar. Belli bir kesime şirin görünmek adına bu dehşetli şahısları sevdiklerini televizyon programında kamuoyuna ilan ettiler. 

Yurt ve okullarında resmî müfredat ve mecburiyeti aşan köşeler ihdas edip, programlar icra eylediler. Adeta 5. Şua Risalesi’ni fiilen tekzip ettiler, Nebevî ve Kur’ânî ikaza sırt çevirdiler. 

8- “Mevrid-i nasda içtihada mesağ yoktur.” Bir meselede kesin hüküm varsa bu konuda içtihat edilmez. F. Gülen 80’li yılların başında, uzun pardösü ve başörtülü kıyafeti yeterli bulmayan, bu kıyafet tarzını çıplaklık olarak gören bir hassasiyete sahipti. Bu yüzden onun müntesibi hanımlar siyah eldiven, siyah büyük gözlük, yerlere sürünen siyah ferace giyer, ayrıca başörtüsü ile burunlarını bile kapatacak şekilde yüzlerini gizlerlerdi. 28 Şubat zalimleri tesettür İlâhî emrine savaş ilan etmişlerdi. Her ne pahasına olursa olsun tesettürü ref’ edip gençliği bu suretle ifsad edeceklerdi. 

Bütün Türkiye’de tesettürün, başörtüsünün farz olup olmadığı, siyasî bir sembol olup olmadığı tartışılıyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dahi “farzdır” diyerek müstakim bir tavır aldığı o günlerde Gülen, “Tesettür füruattır,” “Başlarınızı açın, eğitiminizi tamamlayın” diyerek adeta zalimlere arka çıktı, başörtüsüne sahip çıkmaya çalışan on binlerce tesettürlü hanımın da azmini kırdı. Gülen, “Devlet büyüklerinin sözünü dinleyin, zaten onlarda müçtehid, hata da etseler mes’ul olmazlar” diyerek meseleyi çok farklı boyutlara taşıdı.  

Böylece hakkında nas olan, kesin hüküm olan meselelerin bile kelime oyunları ile ihmal edileceği bir zemine gelindi. Hakta sebat eden, farz olan tesettürü terk etmeyip, memuriyetten ve üniversiteden atılan on binlerce hanım kardeşimiz hakkında icra edilen zulümlerin meşru ve haklı olduğu, başını açmayanların dinî bir salabet ile değil, siyasî bir tarafgirlik ile hareket ettikleri kanaatinin yerleşmesine sebebiyet verdiler. Gülen Hareketi mensupları, F. Gülen’in tesettürü füruat olarak gören açıklaması ile birlikte açıldılar.  Din ile tesettür arasındaki irtibatı kopardılar. 

9- Üstad Bediüzzaman’ın Ankara’da ahirzamanın beklenen dehşetli şahıslarının zuhur etmeye başladığını görmesi ile birlikte Nebevî ikaz ile “Siyaset yoluyla galebe edilmez” hakikati çerçevesinde “ilişmemek ve birlikte çalışmamak” tarzında bir hareketi benimsemiştir. Ankara’da ilk ziyareti sırasında kendisine teklif edilen Şark Umumî Vaizliği, Mebusluk gibi makamları reddetmiştir. Sonraki derslerinde de ısrarla “İdare ve siyasete ilişmekten Kur’ân bizi men ediyor, çünkü yüzde doksan masum zarar görür” diye her şartta ve zeminde menfî hareketten, devleti, idare ve bürokrasiyi, siyaseti esas alan ve bu alanlarda etkin, etkili, belirleyici olmayı hedefleyen şekilde hareket etmekten men etmiştir.  Son dersinde de “Konuşan yalnız hakikattir” diyerek hakikatin hiçbir şeye alet, basamak ve tabi olmaması dersini vermiştir. 

Biraz hafızamızı zorlayalım. F. Gülen ve Hareketi 70’li yılların başından itibaren medyada hangi haberlerle, hangi itham ve suçlamalarla gündeme geldi? Ordu, polis, adliye ve mülkî idare amirleri, sonrasında diğer stratejik devlet kurumlarında yapılanmak, kadrolaşma iddiaları ile… Bu iddialar o denli ciddî boyutlara vardı ki ordu içerisinde yer alan mensuplarının namaz kılmayı, oruç tutmayı terk ettiği, alkol kullandıkları ve daha başka menhiyatı sırf fark edilmesinler diye işledikleri bile iddia edildi. 

Rahmetli Demirel’in Kutlular Ağabeye söylediği bir söz vardır. “Mehmet Bey, siz Devlet’ten uzak durun ki Devlet de sizden uzak dursun, hizmetinize müdahil olmasın.” Mealen böyle hatırlıyorum. Bu tespit sadece Türkiye Cumhuriyeti için değil, adına Devlet denen bütün organizasyonlar için geçerli bir temel prensip olsa gerek. 

Bir ülkenin millî ordusunun, bürokrasisinin, yargı organları mensuplarının o milletin bir hülasası olması gerekir. İdeal olan budur. Bunun böyle olması eğitimde fırsat eşitliğinin mevcut olduğunu, memuriyete atanmada objektif kıstasların esas alındığını, torpil, kayırmanın söz konusu olmadığını, liyakatin esas alındığını gösterir. Ancak bu prensiplerin aksi vârid ise o zaman bir etnik grubun, bir mezhebin, bir bölgenin, bir tarikat ve cemaatin kümelenmesi söz konusudur. 

Bir grubun ülke genelindeki müntesiplerinin oranı ile ordu, polis teşkilatı, adliye, kaymakam ve valiler arasında açık bir orantısızlık varsa orada bir problem vardır. Bir ülkenin ordusunun, bürokrasisinin, hâkim ve savcılarının, polisinin, kaymakam ve valilerinin büyük bir kısmı küçük bir grubun seçme elemanları ise bu başta devlet olmak üzere bütün vatandaşların hak ve hürriyetleri açısından büyük riskler barındırır. 

Fethullah Gülen kuruduğu okul ve dershaneler ile temas kurduğu zeki ve çoğunlukla fakir ailelerin çocuklarını belli bir maksatla yetiştirmek, bu iyi eğitimli, kendisinin manevî makamlarına tam itminan etmiş, adanmış, aileleri ile nerdeyse bütün bağları koparılmış, evlilikleri bile kurgulanmış, planlanmış kadroları ile devletin kılcal damarlarına nüfuz etmeyi her şeyden öncelikli bilmiş ve bütün maksadını buna bina etmiştir. Harekete geçmek için uygun gün gelinceye kadar, içleri kan ağlasa da sabredecek ve kendilerini belli etmeyeceklerdir. 

Beklenen gün neydi, o gün ne zaman gelecekti, o günün geldiğini kim nasıl haber verecekti, o gün geldiğinde ne olacaktı? Kim ne yapacaktı? Bu soruların cevabını bilmiyoruz. Bu soruların cevapları verilmedi. 1999’da bu soruların bizzat kendisine sorulacağı, “hizmet hareketi”nin mihenge vurulacağı, “hizmet hareketi” olarak adlandırılan oluşumun ne olduğu, hangi maksatlara hizmet ettiği, edeceği, hedefinin ne olduğu ilk ağızdan açıklanacağı yeni bir “hakkın müdafaası” ortaya konması beklenirken, F. Gülen mihenge vurulmayı kabul etmediği, göze alamadığı için ABD’ye iltica etti. Haklarında her yazılanı dava bombardımanına tabi tuttukları için bu konular bir daha gündeme gelmedi. Yargı labirentleri içerisinde F. Gülen hakkında beraat kararı verildi. Ancak 1999’da F. Gülen tarafından verilmeyen, kaçılan bu hesap yıllar sonra yüzbinlerce kendisini seven ve yanlış bir şey yapmadığını, yapmayacağını düşünenlerden soruldu, sorulmaya devam edildi. 

AKP ve Erdoğan iktidarının ordu ve yargı organları içerisinde yer alan kimi ortaklarla mücadele adına Gülen Hareketi mensuplarına olabildiğince geniş bir alan açması ile birlikte Ordu, Polis Teşkilatı, Adliye ve İşleri Başkanlığı ve diğer kritik kurumlarda Gülen Hareketinin millet nezdindeki mevcudiyetine nazaran ölçüsüz bir kadrolaşma imkanı bulduğu bir vakıa. Yargıtay ve Danıştay’daki atamaların listesinin büyük ölçüde F. Gülen tarafından belirlendiği ve yüksek yargının Gülen Hareketinin kontrolü altında girdiği iddiaları kamuoyuna aksetti.

F. Gülen ve Grubunun on yıllarca devam eden devletin stratejik birimlerinde kadrolaşma teşebbüsleri muhtemeldirki karşı yöndeki teşebbüsleri de beslemiştir. 12 Eylül muktedirlerinin ılımlı İslâm noktasında işbirliği arayışına F. Gülen tarafından olumlu cevap verildiği, ilk günlerden itibaren derin mihraklar ile uyumlu bir davranış içerisine girildiği hep söylenegeldi.

Bir cemaat yapılanmasından çok bir istihbarat örgütü yapılanmasına benzeyen F. Gülen Hareketi ülke içinde ve ülke dışında yayıldıkça ulusal ve uluslararası istihbarat örgütlerinin kendisine yer bulmasına uygun bir zemin oldu. Derin yapıların kurguladığı bir oluşum olduğu yönünde ciddi şüphelerin, ithamların uzun süre Yeni Asya Cemaati içerisinde dillendirildiğini hatırlamak gerekiyor. 

Böylelikle Gülen Yapılanması devletin kılcal damarlarına nüfuz ederken, İstihbarat birimleri de Gülen Hareketi içerisinde yer edinmeye başladı. Bunun böyle olduğunu 17-25 Aralık ve özellikle de 20 Temmuz 2016 sonrası ortaya çıkan resmî belgelerden anlamak kolay.  Devletin İstihbarat Birimleri mi Gülen Hareketini kontrol ediyordu, yoksa Gülen Hareketi mi Paralel Bir Devlet yapılanmasına gitmişti suallerine ise sağlıklı bir cevap vermek mümkün olmayabilir.

—Devam Edecek—

Okunma Sayısı: 7426
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İlhan Koçgöz

    31.07.2026 21:22:10

    Teşekkürler.. İnşallah kitap haline getirilir...

  • Ahmet Gür

    30.07.2026 19:40:12

    Bir cemaatin devlete gizlice nüfuz etmesi, liyakati çiğnemesi, dini siyasî hâkimiyete basamak yapması ve şahısları hakikatin önüne geçirmesi elbette kabul edilemez. Lâkin bir yanlışı tenkit ederken adalet-i mahzadan ayrılmak da başka bir yanlıştır. “İstihbarat örgütüdür”, “bütün maksadı budur”, “hesaptan kaçmıştır” gibi hükümler açık ve kesin delil ister. Şüphe, zan ve söylenti hükmün yerine geçemez. Musibetlerin hikmetsiz olmadığı doğrudur; fakat belirli bir depremin belirli kimselere ceza olarak gönderildiğini kesin söylemek, İlâhî murat hakkında haddini aşmaktır. Beşinci Şuâ da masumların hayatını değersizleştirecek biçimde yorumlanamaz. Bir grubun yöneticilerinin hatası bütün mensuplarına yüklenemez. Vazifemiz öfkeyle mahkûm etmek değil; sabit fiili delille göstermek, masumu ayırmak ve hakikati hiçbir siyasî tarafgirliğe âlet etmemektir.

  • Ömer

    30.07.2026 12:58:15

    27.03.1986 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında bu kavram, “Hukuk Devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hâkim kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir.” diye tanımlanmıştır.

  • Said Ali Ortakaş

    30.07.2026 10:52:07

    Tebrik ederim. Gayet yerinde tesbitler. Bu mesele bizim nezdimizde tavazzuh etmişti zaten. Fakat ne menem bir musibet ki hâlâ mağdur edebiyatı ile kardeşi kardeşe kırdırıyor. Bu fazla şefkat damarından ehl-i dalalet istifade eder kanımca. Vazife-i asliyesini unutturup etrafında çoklukla toplanan zevatın gönlünü edeceğim diye has dairesinin içinde ikilik çıkarmaktan Allah'a sığınmak lazım. O zevata da Üstadın bu noktadaki fikrini izah ederken çekinmemek lazım. Ders alınırsa ne âlâ.

  • Said Yüksekdağ

    29.07.2026 22:01:00

    Ve ne yazık ki Gülen muhibbanlarından bir tane dahi pişman olan birine rast gelmedim.. Ve hâlâ ve ne yazık ki sadeleştirme ihanetini savunmaya devam ediyorlar.. Sadeleştirme ihanetinin bedelinin çok ağır ödedikleri hâlde hâlâ ders alınmamış!

  • Said Yüksekdağ

    29.07.2026 21:58:08

    Bu yazılarla Gülen muhib anlarının gerçek yüzü de ortaya çıkmış oluyor.. Şimdiye kadar mağdurları ve mazlumları savunan tek Nur Cemaati Yeni Asya olmasına rağmen minnet edip susacaklarına tövbe nedamet edip pişman olacaklarına Yeni Asya'ya türlü ithamlarda bulunuyorlar. İnsan da az da olsa utanma olur.. Yazık ki bu gazete bu nankörler yüzünden yıllarca fetöcü iftirasına maruz kaldı içimize fitne sokuldu ve maddi manevî zararlar gördü. Yeni Asya gazetesi ve cemaati bu nankörler için bedel ödemek zorunda değildir!

  • Munir

    29.07.2026 18:53:56

    Bu yazı serisi son zamanlardaki en doğru derleme/araştırma yazısı olmuş. Bazı şeyleri açıkça ifade etmesi gayet isabetli ve yerinde. Suya sabuna dokunmadan değil, tam Kutlular abi tarzı kitabın ortasından cümleler nefis sıralanmış. Allah razı olsun.

  • Ömer

    29.07.2026 16:34:23

    Hem haklılık ve isabeti,gelinen noktada çok daha iyi anlaşılan sağduyu eksenli,dengeli ve adil duruşumuzu tarihe not düşen bir belge,hem de iftira ve tezvirata dayalı karanlık algı operasyonlarına cevap olarak ;Yazarımız Kazım GÜLEÇYÜZ tarafından yazılmış “ÖNCESİ VE SONRASIYLA 15/20 TEMMUZ “adlı Ceridemiz;Yeni Asya yayınlarından basılmış olan kitap okunmalı.

  • Şakir Argın

    29.07.2026 15:52:01

    Kurumsal yapısını darmadağın etmiş bir cemaatin geçmişteki hatalarını şimdi ortaya dökmek uhuvvet ve muhabbete gölge düşürmek olur. Faydadan çok zarar hanesine geçmiştir, bir kişinin bile gönlünü rahatsız etmişsek yazık. Başkalarının ne yaptığıyla değil kendi yaptıklarımıza bakmamız lazım. Cemaatin güçlü döneminde bunları Yeni Asya dile getirdi şimdi geçmişte kalan çöplüğü kurcalzmak kötü kokuların çıkmasını sağlar. Beni o camiadan gazete abonelerim var 3 gündür gazeteleri onlara ilaştıramıyorum., gündemden düşmüş konular hakknda konuşmamak için. Zaman en iyi ilaçtır. Böyle fitne zamanında susmak konuşmaktan daha hayırlıdır.

  • Ali mırmır

    29.07.2026 15:25:08

    fetullaha hüsnü zan edelim diyenler herkese bu hüsnü zannı beslemiyor.soruları organize şekilde çalanlara karşı iyi niyetli olmak akıllı adam işi olamaz.

  • Ali mırmır

    29.07.2026 15:23:04

    Çok doğru bir yazı. Allah razı olsun. Gülen cemaati yüzünden derslerimize gelenler zarar gördü demiş birisi. Çok haklı. Niye biz onların cezasını çekelim.

  • Özkan

    29.07.2026 14:44:22

    Saygıdeğer kadir bey bu yazıları oncedende yazmistiniz..şimdi yine temcid pilavı gibi tekrar tekrar bu yazıları yazmayı neden gerek duyuyuorsunuz..bizim yeni Asya nur camiasının bunlarla ilgi alakasının olmadığını Mısır'daki sağır sultan bile biliyor..acizane aklıma şu anlam geliyor ..acaba bu insanları yererken mevcut sisteme toz kondurulmuyor..acaba siz bir avukat olarak bu malum davalara katılıp yerden yere vurdugunuz bu insanları savundunuz mu..sorularıma cevap verirseniz memnun olurum..velateziruveziratuvizrauğra ayetiyle çelişen bir durum varmı yokmu 1980 ihtilali vede 28 Şubat süreçleri ile 15 temmuz darbesi arasındaki fark ne..zor zamanlardaki gazetemizin çizgisiyle şimdiki halihazırda ki konumu ne.. olmalı arz ederim selam ve dua ile..

  • İlker Cihan

    29.07.2026 14:35:32

    Kimse sayın yazarlara," şunu da yaz, bunu da yaz" diye ayar vermeye kalmamalı. Yeni Asya her kaleme açıktır. İlkelerine uyarak herkes fikirlerini yazabilir. Ama başkalarına ayar çekmek bence saygısızlıktır. Selamlar.

  • Cemil Toprak

    29.07.2026 14:11:29

    Kadir Bey, şu aşağıdaki yazıyı hatırlıyor musunuz? 23 Temmuz 2018 yılında yazdığınız '' Masumiyet asıldır! '' başlık yazınız. size ve merak eden okuyuculara linki de bırakıyorum! https://www.yeniasya.com.tr/kadir-akbas/masumiyet-asildir_468254 Lütfen o gün yazdıklarınızı ve bir daha okuyup, değerlendirmelerinizi gözden geçirir misiniz! Asıl olan değil de bir topluluğa neden kin ve öfke duyduğunuzun sebeplerini yeni anladınız ki şimdi yazmaya başladınız?!

  • Ayşenur Ketenci

    29.07.2026 13:54:41

    Yazıda ifade edilen hangi hususa itiraz edilebilir ki? Hepsi doğru.

  • Cemil Toprak

    29.07.2026 13:52:59

    Gazetede şu an bu konu ile ilgili 2 yazı var. 2 yazar da hukukçu. Hukukçular delil ve objektif kriterler ile hareket etme durumundalar. Manevi mesuliyet olabilecek ama kanunen suç olmayacak fiiller üzerinden hareket etmemeli. Bakıyorum diğer köşede hukukun prensipleri daha çok ön planda iken sizin yazılarınızda adeta oh oldu, kader adalet etti yaklaşımı var. Zülüm yapanlar zulme uğrayanlar kadar konuşulmuyor. Biz kader cihetini Allah'a bırakıyoruz, ama zalimlerden yana meyil göstermeyin ikazının gereğini en azından dilinizle ( kalem ile) da görmek istiyoruz. Umarım dizinin sonraki bölümlerinde yapılan haksızlıkların da muhasebesini çıkarırsınız.

  • Esma Nur Kale

    29.07.2026 13:30:35

    Yorumlarda Risale-i Nurları sahteleştirmeye sahip çıkanlar Yeni Asya okuyucusu mu?

  • Bahadır Yılmaz

    29.07.2026 13:30:20

    Tebrik ederim. Bazı insanların nasıl Risale-i Nur okuyucusu olduğunu anlamak gerçekten mümkün değil. Yahu konu ne ise o minvalde yazılır. İktidarın zulmü ayrı bu örgütün yaptıkları ayrı. Sanki zamanında yaptıklarını unutmuş gibi sadece mağdur olduklarını düşünen umarım yoktur. Varsa külliyatı bi daha okusun. Ama gazete gibi değil. “Ve la teziru vaziretun vizre uhra” ..

  • Recep Ayer

    29.07.2026 12:55:10

    Ağabeylerden Zübeyir ağabeyin şöyle dediğini duymuştum 'imanı bahisleri çok okuyan imanı kuvvetlenir müdafaaları çok okuyan davasına sahip çıkar lahikaları çok okuyan hizmetinde hata yapmaz' Gerçekten de her seferinde bu sözün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor Lahika mektupları bizim kıyamete kadar takip edeceğimiz hattı hareketi gösterir Üstad bize Bu emaneti bırakmış Eğer okumazsak ve anlamaya çalışmazsak sonuç malumdur örnekler de malumdur

  • Hasan yaşar

    29.07.2026 12:33:16

    Muhasebe ancak adaletle anlam kazanır. Bir hareketi değerlendirirken sadece iddia edilen hatalarını sıralayıp, yarım asrı aşan eğitim, diyalog ve insani yardım faaliyetlerini yok saymak eksik bir muhasebedir. Aynı şekilde, 15 Temmuz sonrasında yaşanan KHK mağduriyetlerini, ailece cezalandırmaları, pasaport iptallerini ve hukuk ihlallerini görmezden gelmek de hakikatin önemli bir kısmını dışarıda bırakmaktır. Eğer bireysel hatalar varsa, bunlar şahsî sorumluluk çerçevesinde ele alınmalıdır; milyonlarca insanı toptan mahkûm etmek ne Kur'an'ın "Hiçbir günahkâr başkasının yükünü yüklenmez" ilkesine ne de evrensel hukuk anlayışına uygundur. Gerçek muhasebe; Hizmet Hareketi'nin varsa hatalarını, siyasi iktidarın sorumluluğunu ve sonrasında yaşanan hukuksuzlukları birlikte değerlendirebilmektir. Adalet, sevdiğine de sevmediğine de aynı ölçüyü uygulayabilmektir. Hakikat ise ancak tamamı konuşulduğunda hakikattir.

  • HÇeşitcioğlu

    29.07.2026 12:13:07

    “Beklenen gün neydi, o gün ne zaman gelecekti, o günün geldiğini kim nasıl haber verecekti, o gün geldiğinde ne olacaktı? Kim ne yapacaktı? Bu soruların cevabını bilmiyoruz.?” - Bu soruların cevabını biliyoruz “iktidar dediğin ne ki; ben daha yirmi yaşlarında devlet ele geçirme planı yapmışım..” - “ülke tam demokrat olsa bile, cemaat demokrat olamaz, kuruluşunda şeffaf değil” -“ Dışardaki cemaat eliti, devletin dışlamasından memnun ve bundan besleniyor; taraflarını böyle elinde tutuyor.” -“ devlet yasal meşru bir kavramlaştırmayla bu yapıya bir meşru alan açmalı” Doçent Gökhan Bacık/ Eski Zaman yazarı, yurtdışında bknz: Gökhan Bacık’la Söyleşi: 15 Temmuz Üzerine. -Altındaki eşek öldüyse, ilk yapılacak iş üstünden inmektir! - Ölümüne hipnozlu kimseler; Y Asya’ nın dalından artık düşmeli, utanılacak gaflet ve cehalet..

  • Hasan yigitkan

    29.07.2026 11:34:23

    Kadir ağabey Allah razı olsun

  • Mustafa Said Kara

    29.07.2026 10:48:15

    Erdoğan'a gelince tek adam, diktatör, despot, antidemokratik gibi eleştiriler yapanlar konu gülene gelince mağduriyet konuşması yapıyor. Gülen despotlukta Erdoğan'ın kat kat fazlasıdır. Demokrasiye verdiği zararı yüz tane Erdoğan bir araya gelse veremez. Bize gülen savunması yapmayın ne olur..

  • M. Ali KAYA

    29.07.2026 10:38:31

    Gerçekler ne kadar gizlenmeye çalışılsa da ortaya çıkar. Buna hizmet eden bu yazıyı ve sahibini tebrik ediyorum.

  • Abdullah

    29.07.2026 10:16:16

    Sadeleştirme adı altında yapılanlar ne kadar dehşetli zulüm ise,Risale basımlarını Devlet tekeline almak o kadar zulümdür.İkisinede şiddetle karşıyız.Meslek ve meşrep olarak ne kadar Gülen tarzına karşı isek,o kadar siyasal islam mesleğine de karşıyız. Bu iki siyasi cereyana asla taraftar olmayız.Bunlardan birine taraftar olma nın en küçük bir mazereti yok.Şu veya bu sebeple asla bu iki cereyana destek olunamaz.Olanlar varsa;onlara tabi ol muşlar,onların dolmuşuna binmişler demektir.Nur talebelerin bir mesleği var. O da, Cadde-i Kübra-i Kur'niye, Selefi Salihinin cadde-i Kübrasıdır. Bunun dışında hiçbir yapıyla, cereyanla alakamız yoktur.Bütün dünya böyle bilsin.Cenab-ı Hak'kın izin ve inayetiyle havl ve kuvvetiyle son nefese kadar bu cadde de yürür, hayatımızı mühürleriz.

  • Cihan Salih

    29.07.2026 09:56:33

    Kadir bey! malum camia hakkında yazdığın gibi (yazdıklarına çok sevindik yerinde bir dizi ) saray sakinleri, münafık zalim, yalancı, dini istismar eden ve Perinçekle anlaşanlar ve 28 şubatçıları özel yetkileriyle affedenler hakkında da yazılarını bekliyoruz. İslama zarar veren bu iki yapıyı da deşifre etmelisiniz. Her ikisinden de uzak olduğumuzu yazmalısın. Bekliyoruz yazılarını..

  • Turgay Namdar

    29.07.2026 09:49:38

    Bu dehşetli fitne hareketinin ve Kur’an hakikatlerine karşı ihanet ve zulüm hareketinin serencamını toplu olarak tekrar hatırlayınca “zarara rızasıyla girene merhamet edilmez” “gayr-i meşru muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir” “insanlar zulmeder, kader adalet eder” diyorum. Hakikatleri katleden bu büyük fitne ve zulüm(en büyük zulüm Kur’an hakikatlerini tahrif etmektir) hareketini masumlaştırmaya çalışanların kulakları çınlasın. Nasıl bir fitne ve zulme ortak olduklarını inşallah farkederler.

  • Yıldız Fırtına

    29.07.2026 09:36:39

    Derin devlet dediğimiz yapı ile Gülen kolkola hulus birliği içinde hareket etmiştir. Biri komite digeri maşası❗Maksadı dinin ve cemaatlerin devletin kontrolünde kalmasını sağlamaktır. Devlet kendine tehdit olarak bir cemaati -Risale-i Nuru- gördüğünde hemen karşına alternatif bir model koyar. Takdigi bu. Güleni önce cemaatin içine yerlestirdi belli bir nüfuz elde edince düğmeye bastı. Bu milletin maddi ve manevi kırk yılına mâloldu. Kutlular abi bu yapının mücadelesini vermekle tüketti ömrünü. Bu kadar yıl sonra tekrar birilerinin YeniAsya aleyhine düğmeye bastığı bu dönemde içimizde türeyen gizli yapılara karşı Kutlular abiden devamla Mesveretle mücadele devam ediyor ve edecek. İslam davası daha açık bir ifade ile "Mehdi -Süfyan mücadelesi" kıyamete kadar sürecek.

  • HASAN DOĞAN

    29.07.2026 09:32:35

    Sayın hocam iki yazı oldu hala bir 15 temmuz muhasebesi görmedik,vurun abalıya misali hep malum yapı tenkit edilmektedir.elbette bu tenkitler hakklı tenkitler.Ancak Nasrettin hocanın evine hırsız girmiş misali gibi hep hoca camı açık bırtaktınikapıyı kilitlemedin,yok efendin eşyaları avluda bıraktın o yüzden çalındı dednince hoca yahu şu hırsızın hiç mi suçu yok demiş.Yani keşke üstadın divan ı harbteki muhakemede yaptığı 11,5 suallerin tahlili burada yapılsa ve özellikle çok mühim olan iki sual tahlil edilse.1.sual:Bahçıvan bir bahçenin kapısını açık bıraksa ve herkese ibahe etse sonra da zarar vuku bulsa acaba kabahat kimdedir bahsinin bu güne uyarlaması ''Ne istediler de vermedik''.2.sual:Bir masumu idam etmek mi,10 caniyi affetmek mi daha zarardır bahsinin bu güne uyarlaması asıl suçlu oalabilecekler ya yurt dışında yada sözüm ona f.....ö borsası ile kurtulmalrı ve yüzbinlerce çoluk çocuk yalı ve kadının gerek hapis,işkence ve gerekse KHk lar ile ihracı.......

  • Hasan S

    29.07.2026 08:17:01

    Süreci çok güzel ifade ettiniz,ama ortağı iktidar hakkında henüz bir şey söylemediniz gibi,oda gelecek sanırım. Teşekkürler

  • Abdullah

    29.07.2026 08:13:40

    Bu yazılanları zamanında okuduk,dinledik.Hafıza-i beşer nisyan ile malul oldığu için çoğunu unutmuş tuk.Bunlar yazılınıca hemen hatırleyiverdik.Yazıda anlatılanların tamamı doğru.Yapılan bazı yorumlar da vakı-a mutabıktır.Bunlar zamanında yazıldı.Toplumda konuşulur hale geldi.Bu hareket devlet içinde öyle güçlendiki,öyle bir noktaya geldiki,bir müddet bunların hatalı fiil hareketleri tenkit emek büyük bir risk haline geldi Çünkü devletin bütün kademelerinde yer aldılar.Maddeten çok güçlendiler.Bunda çok faktörlerin payı vardır.Siyasi partilerden tutun derinlere kadar...Şİmdi bu fitne içimize girmiş bizleri meşgül ediyor.Kadir beyin yazdıkları doğrudur.Kimse yalanlayamaz.Kendilerini tebrik ediyorum.

  • Ömer

    29.07.2026 05:22:00

    Bu yazı dizisini eleştirenler olacaktır. Ama etkilenmeyin. Devam edin. Zira gülen muhibbanları üzerlerine toz kondurmamak konusunda çok mahirler. Onlar hiç üzerlerine alınmazlar. Ama her iyi işin de neredeyse haşa kendileri sebebiyle vücuda geldiğini söylerler. Sadece dünyevi muamelat açısından değil iman esaslarına taalluk eden konular açısından da sıkıntılı bir yapı onlar. Allah ıslah etsin.

  • Arda Yıldız

    29.07.2026 01:26:59

    Soruları çaldıkları aşikar ama bazıları devlet çaldırmasaydı diyor. Hırsızın hiç mi suçu yok? Cemaat iddiasıyla ortaya çıkan insanların soru çalmasında bir terslik yok mu? Soru çalmak kul hakkı değil mi? Soru çalmak zulüm değil mi? Soru çalmak emekleri çalmak değil mi?

  • Rüstem Garzanlı

    29.07.2026 00:33:48

    Kadir Bey. Uzun makalenizi analiz ederek belki tamamı yorumlamak zor olur bunun için önemli kısımlarıın üzerinde durmak istedim şöyleki: Yakın tarihin önemli hadiselerini, Risale-i Nur'un prensipleri ve Yeni Asya'nın istikamet çizgisi çerçevesinde değerlendiren, düşündüren ve muhasebeye sevk eden kıymetli bir yazı olmuş.; Hak, hukuk, adalet ve meşveret ölçüleriyle yapılan bu muhasebenin, benzer hataların tekrar edilmemesi adına önemli dersler ihtiva ettiğine inanıyorum. Rabbim bizleri her zaman haktan, istikametten ve adaletten ayırmasın.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı