ABD-Suudi Arabistan arasında 22 Temmuz 2026’da Nükleer Anlaşma imzalandı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi mevkidaşı Prens Abdülaziz bin Salman tarafından imzalanan anlaşmayla, Riyad’ın “30 yıl süreyle sivil nükleer program geliştirmesi ve elektrik üretimi için enerji ihtiyacının karşılanması” amaçlanıyor. Böylece Riyad’ın petrol satışlarını arttırması, yani ihracat için daha fazla petrolü uluslararası piyasalara sürmesi” bekleniyor. “123 Nükleer Anlaşması” adı da verilen Anlaşma’nın muhtevasında Suudi Arabistan’ın altyapısının geliştirilmesi, ABD şirketlerinin daha fazla söz sahibi olması, Çin ve Rusya gibi rakiplerin de Suudi pazarında yer edinmesinin engellenmesi” vb. yer alması kuvvetle muhtemeldir.
Anlaşma’nın henüz tam metni ve tarafların diplomatik mektupları açıklanmasa da, Washington’un Riyad’a sivil nükleer danışmanlığının gelecekte bir askerî nükleer programın temelini oluşturacağından endişe ediliyor. “İmzalanan Anlaşma, ABD Kongresi’nde inceleniyor. Ayrıca Kongre üyelerinin tamamının Anlaşma hususunda hevesli olmadıkları haberleri yayınlanıyor. Yine Kongre üyelerinin Anlaşma’ya itirazları için 90 gün süreleri bulunuyor.
Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump 23 Temmuz 2026’da Social Truth hesabından, Anlaşma metninde yer almayan bir şartı ileri sürdü. Trump “Anlaşma’nın onaylanacağını, fakat Suudi Arabistan’ın İbrahim/Normalleşme Anlaşmalarına katılmasına bağlı olduğunu” bildirdi. Bir de Trump “malzeme zenginleştirmesi olmayacağını, Anlaşma’nın İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) gibi sadece askerî olmayan kullanımları” kapsadığını yazdı.
Nükleer programlarda, Uranyum zenginleştirme konusunun önemi, The New York Times başta olmak üzere ABD basınında tartışılıyor. Her ne kadar Anlaşma’nın “zenginleştirme ve kullanılmış yakıtı yeniden işleme teknolojilerinin hemen transferine izin vermediği” aktarılsa da, “Suudi Arabistan’da zenginleştirmenin uygulanabilir ve ticarî açıdan kârlı olup olmadığını tespit edecek iki yıllık ortak çalışmanın ardından, bu faaliyetlere izin verilebileceği”nden de bahsediliyor. Dolayısıyla Trump’ın Social Truth’taki “zenginleştirmeye izin verilmeyecek” mesajıyla, The New York Times’ın haberi birbiriyle çelişiyor. ABD Kongre üyeleri 90 günlük sürede, zikredilen çelişkiyi değerlendireceklerdir.
Trump, ABD-BAE’nin 2009’da imzaladıkları sivil nükleer programa atıfta bulunuyor. Ancak BAE için de öngörülen “zenginleştirmenin muafiyet ve kapsamlı denetimlere imkan sağlayan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun Ek Protokolü’nün kabulünü ve ikili güvenlik anlaşmasının yeterli denetimi sağlayacağını savunuyor. Ama 2009’dan beri ayrıntılar hep gizli kalıyor. Elbette bu gelişme, uluslararası aktörlerde soru işaretlerine yol açıyor.
Aslında Riyad yönetiminin uzun süredir nükleer enerjiye ilgisi mevcut. Riyad’ın Washington’la nükleer görüşmeleri Trump’ın 2016’da birinci başkanlık döneminde başlayıp, sonra Başkan Joe Biden döneminde de devam etti. Washington ise, Riyad’ın nükleer görüşmelerini “Suudi Arabistan’ın İsrail’i resmen tanıması, ABD güvenlik garantileri ve Filistin başlıkları” üzerinden yürüttü. Fakat Gazze’nin işgali, ABD-İran savaşı vb. gelişmeler Riyad’ın İsrail’le normalleşmesini engelledi. Şimdi Trump, Nükleer Anlaşma’yla birlikte normalleşme konusunu tekrar gündeme getiriyor.
Riyad henüz Trump’ın Anlaşma hakkındaki mesaj/yorumlarına dair bir açıklama yapmadı. Riyad daha önce de “Filistin devletine giden güvenilir bir yol olmadan İbrahim/Normalleşme Anlaşması’na katılmayacağını” birçok defa belirtmişti. Ancak İsrail’le “de facto” ilişki içerisindeki Riyad’ın bu söylemi de çözüm değil. Çünkü Gazze’deki işgal, soykırım, insanî kriz hâlen durdurulamadı. Israil National News’ün yayınladığı, Benjamin Netanyahu’nun 23 Temmuz 2026’daki açıklamasında “Riyad’ın İbrahim/Normalleşme Anlaşması’na katılma ihtimalinin Ortadoğu barışı için memnuniyetle karşılandığı” belirtildi.
Gelinen noktada Riyad’ın alacağı pozisyon merak ediliyor.