Millet olarak “Önce hak, hukuk ve adalet”i talep edemediğimiz için sahip olmak istediğimiz “ekmek” de her geçen gün bizden biraz daha uzaklaşıyor.
Asgarî ücret, işverenlerin çalışanlarına kanun gereği ödemeleri gereken en düşük ücreti ifade eder. Eskiden, toplam çalışanlar içinde “asgarî ücret” alanların sayısı nispeten daha düşüktü. Son yıllarda dengeler bozuldu ve “asgarî ücret” artık “genel kabul gören ücret” haline geldi.
Türkiye, Avrupa’daki ülkeler arasında asgarî ücretli çalışan oranı bakımından açık ara en üst sırada yer alıyormuş. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) verilerine göre, 2022 yılında Türkiye’de çalışanların yüzde 37,5’i asgarî ücret ya da daha düşük gelir elde etmiş. Bu oran, Avrupa Birliği ortalamasının üç katından fazla. DİSK, Ekim 2025’te yaptığı açıklamada, “Türkiye’de asgarî ücret uzun süredir bir taban ücret olmaktan çıktı, ortalama ücret haline geldi” ifadesini kullanmış. (tr.euronews.com, 14 Kasım 2026)
Asgarî ücretin düşüklüğü noktasında umumî bir kanaat var. “En düşük emekli aylığı”nın asgarî ücretin de altında olduğu hatırlanacak olursa, maaşla geçinenlerin ciddî sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu kimse inkâr edemez.
Bu durum karşısında çare arayan bazı uzmanlar, “bölgesel asgarî ücret” uygulamasına geçilmesini istemiş. Misal olması bakımından da “İstanbul’da çalışanların harcamaları Çorum’da çalışanlardan daha yüksektir. O halde asgarî ücret bölgelere ya da şehirlere göre tespit edilsin” görüşünü dile getirmişler.
TÜRK-İŞ, bölgesel asgarî ücret taleplerine tepki göstererek, “Bölgesel asgarî ücreti gündeme getirmek ya da bunu savunmak, işçiye de emekçiye de ülkeye de kötülüktür. Konuşulması gereken, asgarî ücretin geçim ücretine dönüştürülmesidir” değerlendirmesinde bulunmuş. (AA, 25 Temmuz 2026)
Bölgesel asgarî ücretin 1960’lı yıllarda denendiği ancak olumsuz sonuçlara yol açtığına işaret edilen açıklamada, “1974’te ulusal düzeyde asgarî ücret tespit sistemine geçildi. Şimdi bu konunun yaklaşık 60 yıl sonra tekrar gündeme getirilmesinin işçilere bir fayda sağlamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz” ifadesi kullanılmış.
Ortada ciddî bir problem olduğu belli. Gerçekten de “asgarî ücret”in “insanca geçinilebilecek bir ücret”e dönüştürülmesi gerekir. İnsanca geçinilebilecek bir ücret takdir edilmediğinden dolayı çoğu insan işsiz kalmayı göze alıyor. “Çalışıp geçim sıkıntısı çekeceğime, çalışmadan anne ya baba desteğiyle hayatımı sürdürürüm” diyenler oluyor. Zaten çalışmayan binlerce “ev genci” de bu durumu göstermiş olmuyor mu?
Mutlak surette hem geçinebilecek bir ücret hem de bu ücretin “alın teri kurumadan ödendiği” bir sistem kurulmak mecburiyetinde. İleri sürülen başka çareler Türkiye’ye sadece zaman kaybettirir, vesselam.