"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Akrebiyet ve kurbiyet hakikati (4)

M. Ali KAYA
08 Şubat 2021, Pazartesi
Hz. Ali (ra) ise küçük olduğu için sahabeler arasında irtibatı sağlamak ve çevreden gelenleri gizli olarak Peygamberimiz (asm) ile buluşturmak gibi önemli görevleri yapardı.

Ayrıca Peygamberimize (asm) gelen iman hakikatlerini öğrenir, yazar ve Müslümanlara ulaştırırdı. Adeta bir nev’î gizli postacılık görevi yapardı. Ayrıca Peygamberimizin (asm) sahabeleri ile irtibatını temin ederdi. Bütün bunları iman hakikatlerini kalplere ve gönüllere ulaştırmak ve bir insanın imanını kurtarmak için yapardı.

“Kâinatta en yüksek hakikat imandır.” (Bediüzzaman, Sözler, s. 704) Hâl böyle olunca en yüksek hakikate hizmet etmek de en önemli ve mühim hizmettir. Sahabeleri o mevkie çıkaran en önemli sır, iman gibi iki cihanın saadetini temin eden en büyük hakikati bize ulaştıracak hizmeti canları ve başları ile deruhte etmeleridir. Diğer tüm hizmetler iman hizmeti yanında ikinci ve üçüncü derecede kalır. Peygamberimizin (asm) sünneti, onun (asm) takip ettiği yoldur. “Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda kim benim sünnetime yapışırsa yüz şehidin sevabını alır” (Abdurrauf El-Münavi, Feyzu’l Kadir, Tarihsiz-Beyrut, 4:261) hadisi elbette haktır ve çok önemlidir. Acaba insana yüz şehit sevabı kazandıracak sünnet hangisidir? Elbette “iman hizmeti”dir. İman insana iki cihan saadetini kazandırır. Ümmetin fesadı, imanın zayıflığı; fesadın izalesi de imanın yaygın olmasıyla olur. Bunun için insana ve topluma yapılacak en büyük iyilik ve hizmet, imanın takviyesi ve imandaki şüphelerin giderilmesi için yapılacak çalışmalardır.

Ahir zamanda ümmetin fesada gideceğini ve pek çok fitnelere maruz kalacağını haber veren Peygamberimiz (asm) bu fitnelerin sebebi olan iman zaafına dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur: “İleride öyle fitneler olacaktır, o fitnelerde kişi mü’min olarak sabahlayacak ama akşama kâfir olarak dönecektir. Ancak Allah’ın ilim ile kalbini ihya ettiği kimseler bundan korunacaklardır.” (Sünen-i İbn-i Mâce, 2:1305, 1310, Hadis No: 3954, 3961)

Bu hadiste açıkça ifade edildiği gibi imansızlık fitneyi netice vermektedir. Çaresi de ilim ile kalpleri diriltmektir. Buradaki hastalık imansızlık olunca ilim de “iman ilmidir.” İman ilmi ilimlerin şâhı ve padişahıdır. Sahabeler akılları bozulmuş ve kalpleri ölmüş olan cahiliye Arap toplumunu imanın hidayeti ve Kur’ân’ın iman dersi ile diriltmiştir. Sahabeler de iman hakikatleri için mücadele etmiş ve imanın akıllara, kalplere ve gönüllere yerleşmesi için çalışmışlardır.

Bu hakikatler nazara alınınca sahabe mesleğinin “iman hizmeti” mesleği olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Bediüzzaman’ın da “Ben bütün mesaimi iman üzere teksif etmiş bulunuyorum” demesinin hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır. Açtığı sahabe mesleğinin, iman hizmeti mesleği olduğu gerçeği de…

2.3. Akrebiyetin İnkişafının Risale-i Nur’a Bakan Yönü

Sahabe mesleği “iman hizmeti” ve velâyetinin de imanda “akrebiyeti İlâhinin inkişafı”na baktığından onların imanlarına yetişmek imkanı yoktur. Ancak bu zamanda ilmin yaygın hale gelmesi, dinsizliğin ilim ve fenden gelmesi, teknik ve teknolojinin dünyayı bir şehir hükmüne getirmesi ve insanlık olarak hak ve hürriyet taleplerinin artarak ferdî hak ve hürriyetlerin “Demokratik” sistemlerle koruma altına alınması ile zaman ferdiyet ve şahsiyet zamanı olmaktan çıkmış, tek adam sistemleri yıkılmış ve kurumsal yapıların ortaya çıkması ile “zaman cemaat zamanı” olmuş, şahıslar geri plana atılarak kurumsal yapılar ve yönetimde “meşveret” ve “ortak akıl” öne çıkmış olduğu bir gerçektir. Bu durumda “taklitçiliği” ve “körü körüne itaati” esas alan “tarikatlar” da padişahlık yönetimlerinin geçerliliğini kaybettiği biri geçerliliğini yitirmiştir.

İşte böyle bir durumda İman ve Kur’ân hakikatlerini ders verecek, Allah’a yakınlığı kazandıracak ve “İman hakikatlerini” akıl, ilim ve fenlerin delilleri ile izah ve ispat ederek bütün şüphe, inkar ve dalâlet cereyanlarını susturup butlanını ispat edecek olan Kur’ân-ı Kerîm’in manevi mucizesine ihtiyaç vardır. İşte doğrudan doğruya Kur’ân-ı Kerîm’den çıkan, tabiatperestlikten, materyalist felsefeden doğan bütün dinsizlik cereyanlarını çürüterek “Tevhid-i hakikiyi” ispat eden ve bütün felsefî sistemlerden daha üstün olan “Şeriat-ı Muhammediye”nin hakkaniyetini ispat eden Risale-i Nurlar hizmete başlamıştır.

Risale-i Nur’un “Sözler” “Asay-ı Musa” “Münacat Risalesi” “Yirminci ve Yirmi Dördüncü Mektup” “Otuzuncu Lem’a” Risalelerini anlayarak okuyan bir kişi “Akrebiyet-i İlâhinin” bir lem’asının feyzinden istifade ederek imanı inkişaf eder. Tarikatın kırk senede kazandırdığı mertebe-i imanı kırk günde ve bazen kırk dakikalık bir Risale-i Nur dersinde kazanabilir.

Bu bir iddia değil bir gerçektir. Bu gerçeği anlamak isteyen Allah için bu Risaleleri 40 gün anlayarak okusun bu hakikati anlayacaktır. Ahir zamanın bu dehşetli zamanında Allah’ın insanlığa rahmeti ve inayeti olarak Bediüzzaman tarafından Kur’ân’dan alınıp bizlere verilen ve “Ders-i Kur’ân” dan istifade etmemek ne büyük gaflet ve zarardır; istifade edenler için ne kadar büyük bir nimettir. Ancak ihlâs ve samimiyetle okuyan anlar.

Okunma Sayısı: 1048
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı