"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haklı hürriyet

M. Fahri UTKAN
02 Ocak 2022, Pazar
Bugün, demokrasi, insan hakları ve hürriyetler ile hukuk ve adalet konuları her kesimin meselesi haline gelmiştir. Peki, ‘Hürriyet’ nedir, nasıl anlamalıyız?

Hürriyet konusunda, Üstad Bediüzzaman, birçok eserinde konuyu açıklamış ve bizlere yol göstermiştir. Münâzarât, Volkan ve Hutbe-i Şamiye gibi birçok yerde okumalarımız sırasında görülür ki, Üstad Bediüzzaman şu mealde tesbitlerde bulunmuş: “En ziyade muhtaç olduğum ve hayatımda en esaslı düstur olan, hürriyetimdir… Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.”

“Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözünü nasıl anlamalıyız? Tarihin akışına bakıldığında, çeşitli toplumlarda ekmek için hürriyetten vazgeçildiğinde şahit olunur. Oysa her hâlükârda hürriyet öncelikli olmalı. Ama nasıl bir hürriyet?

Hürriyetin doğru tarifini de yapmıştır. Bazı örnekler: “Sefahat ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değil belki hamakattır. Nefs-i Emmareye esir olmaktır. Hürriyetin şe’ni odur ki, ne nefsine ne de başkasına zararı dokunmasın.”

18 Mart 1909, 5 Mart 1325, Volkan, Sayı: 77’de, ‘Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (asm)’ başlıklı makalesinde, “Şeriat-ı Garra, kelâm-ı ezelîden geldiğinden, ebede gidecektir. Nefs-i emmarenin istibdad-ı rezilesinden selâmetimiz İslâmiyet’e istinad iledir, o hablü’l-metîne temessük iledir. Haklı hürriyetten hakkıyla istifade etmek, imandan istimdat iledir. Zira Sani-i Âleme hakkıyla abd ve hizmetkâr olanın, halka ubudiyete tenezzül etmemesi gerektir.”

‘Haklı hürriyet’ten en güzel şekilde faydalanmanın yolunun imanlarımızdan alacağımız yardımlarla olabileceğini anlıyoruz. Çünkü “…iman bunu iktiza ediyor ki: Tahakküm ve istibdat ile başkasını tezlil etmemek (aşağılamamak) ve zillete düşürmemek ve zalimlere tezellül etmemek.”

Yani; “Sahib-i Hakk’ın izni olmasa tasarruf caiz olmaz. İnsanlar hür oldular, lâkin yine Abdullah’tırlar.”

Peki, haksız hürriyet veya istenmeyen hürriyet nedir, acaba? “Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdat veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlıktır veya vahşettir.” (Makalat /Reddü’l-Evham/6.Vehim)

Ve yine; “Sefahatteki hürriyet, hürriyet değil belki hayvanlıktır. Nefs-i emmareye esir olmaktır. Hürriyetin şe’ni o dur ki, ne nefsine ne gayrıya zararı dokunmasın.” 

Haklı hürriyetin bir özelliği ne kendine ne de diğer insanlara zarar verecek hareketlerde bulunmamaktır. 

“Sahabe devrinde geçen şu olay da haklı hürriyete güzel bir örnek olabilir: “Osman b. Muaz, son derece hayâlı biriydi. Zahidane bir hayat yaşıyordu. Evlenmemek için izin istediyse de Peygamberimiz (asm) müsaade etmedi. O, ibadete çok düşkündü. Gecelerini namaz kılmakla, gündüzlerini de oruç tutmakla geçiriyordu. Peygamberimiz (asm) bunu haber aldı. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:

“Ey Osman, ben sana güzel bir örnek değil miyim?”

“Anam babam size feda olsun! Bu soruya sebep ne, yâ Resulullah?”

“Sen gündüzlerini oruçla, gecelerini de namazla geçiriyormuşsun…”

“Evet, böyle yapıyorum.”

“Böyle yapma! Senin üzerinde gözlerinin hakkı var. Bedeninin hakkı var. Ailenin hakkı var… Hem namaz kıl, hem yat uyu. Bazen oruç tut, bazen tutma. Ey Osman, Allah beni ruhbanlıkla değil, Allah yanında en hayırlı, gerçeğe en uygun, tatbiki en kolay olan bir dinle gönderdi.” Yani bu hürriyetini kullanırken ne nefsine, ne ailene zarar verecek şekilde davranma.”

Üstad Said Nursî de, “Seyyid’ül-kavmi hadimühum” hadisini ‘Şeriat âleme gelmiş ta her nevi baskı ve istibdadı kaldırsın ve insanlar şahane hür olsunlar’ (ESDE. DHÖ. 22) şeklinde yorumlayarak hürriyeti, iyiyi yapmanın önündeki engelleri kaldırmak ve kötüye engel olmak olarak tarif ediyor ve buna da haklı hürriyet ismini veriyor.

Haklı hürriyeti Üstad bir de ‘Hürriyet-i Şeriyye’ olarak tanımlıyor; “İslâm’ın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak; meşveret-i şer’iye ile, şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüt eden hürriyet-i şer’iyedir. Ki o hürriyet-i şer’iye, adab-ı şer’iye ile süslenip, Garp medeniyet-i sefihânesindeki seyyiatı atmaktır. İmandan gelen hürriyet-i şer’iye iki esası emreder: Yani, iman bunu iktiza ediyor ki: Tahakküm ve istibdat ile başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek ve zalimlere tezellül etmemek. …(yani) hürriyet-i şer’iye Cenab-ı Hakk’ın Rahman, Rahîm tecellisiyle bir ihsanıdır ve imanın bir hassasıdır.” (Tarihçe-i Hayat.160-161)

Kuvvetli bir iman olmadan sağlam bir hürriyet fikri gelişmez. “Evet her hakikî hasenat gibi, cesaretin dahi menbaı imandır” ve aynı zamanda hürriyetin de menbaı imandır. Yani, “İman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar..” (Münâzarât. 59)

Okunma Sayısı: 1409
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı