"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Al bir cuntayı, vur diğerine

M. Latif SALİHOĞLU
09 Mart 2021, Salı
GÜNÜN TARİHİ: 9 MART 1971

Türkiye’de cuntalar, muhtıralar ve darbeler dönemi inşallah kapanmıştır. Bütün bu mel’anetlerin siyaset sahnesinde cirit attığı hareketlenmeler, daha çok 1960-80 yılları arasındaki dönemi kapsıyor: 1960’ta 27 Mayıs Darbesi, 1971’de 9 Mart Cuntası ile 12 Mart Muhtırası ve nihayet 1980’deki 12 Eylül Darbesi…

Bunların arasında, günün tarihi vesilesiyle 9 Mart Cuntasının mahiyetini nazara vermeye çalışalım. MİT ajanı Mahir Kaynak’ın önünü kestiği ve mahkemede deşifre etmek durumunda kaldığı bu 9 Mart Madanoğlu Cuntası’nın hikâyesinden önce, 9 Mart 1971’de neler olduğunu şöyle ana başlıklar halinde sıralamaya çalışalım:

1. 19 Adalet Partili, Süleyman Demirel’in Başbakanlıktan çekilmesi için bir muhtıra hazırladı.

2. Başsavcılık, Erbakan Başkanlığındaki Millî Nizam Partisi’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

3. Güvenlik kuvvetlerinin denetimi altındaki ODTÜ’de, Mütevelli Heyeti tarafından Akademik Konseyi’nin feshedilmesi üzerine, Rektör Erdal İnönü görevinden istifa etti.

4. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın başkanlığında toplanan Yüksek Komuta Konseyi tarafından “Olayları önlemede hükümetin yetersiz kaldığı” ifade edildi ve Başbakanın istifası istendi.

*

27 Mayıs Darbesi’nden de sâbıkalı olan Korgeneral Cemal Madanoğlu, 9 Mart 1971’de hükümet ve parlamentoya karşı bir darbe girişiminde bulundu.

Ne var ki, bu darbe teşebbüsüyle ilgili istihbarî bilgilerin hem Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’a, hem de I. Ordu Komutanı Faik Türün’e zamanında bildirilmesi sebebiyle, bu hareket daha teşebbüs safhasında iken akamete uğratıldı.

Darbe teşebbüsü 9 Mart’a göre planlandığı için, bu hareketin ismi de tarihin kayıtlarına “9 Mart Cuntası” şeklinde geçti.

*

9 Mart Cuntasını başarısız kılan en önemli faktörlerden biri de, ordu üst kademesinde âniden ortaya çıkan “12 Mart Cuntası” idi. 

12 Mart 1971’de kuvvet komutanlarının siyasî iktidarı hedef alan muhtırası, hem mevcut hükümetin, hem de darbe plânlayan cuntanın sonunu getirmiş oldu:

Başbakan Süleyman Demirel, o gün hükümetin istifasını açıkladı. 9 Mart Cuntası aktörlerine ise, bilâhare göstermelik bazı cezaların verilmesiyle iktifa edildi.

12 Mart Muhtırası sonrasında, Türkiye, kapkara bir “ara rejim” dönemi yaşadı. 

Muhtıracılar—medya ve Cumhurbaşkanlığı kanalıyla—hükümetin istifa etmemesi halinde, silâh zoruyla darbe yapacaklarını ve yönetime el koyacaklarını açık bir dille deklare ettiler. 

Hükümet, şayet aynı gün istifa etmemiş olsaydı, Meclis iradesinin süngüleneceği ve 13 Mart 1971’de Türkiye’nin bir kanlı darbeye daha sahne olacağı kuvvetle muhtemel idi.

Süleyman Demirel, parlamento yolunu açık tutmak ve böylesi bir kanlı müdahaleye mahal vermemek için akşama doğru Cumhurbaşkanlığına istifasını sunmak durumunda kaldı.

Neden akşama doğru?

Çünkü, Başbakan ve Bakanlar Heyeti, hükümete muhtıra veren askerî cunta üyelerini emekliye sevk etme veya ordudan arttırma niyetine girdiği halde, nihaî imza sahibi olan Cumhurbaşkanına bir türlü ulaşamadı, yahut ulaşmasına imkân-fırsat verilmedi. CB Cevdet Sunay, Demirel’in saatlerce tekrarlanan telefonlarına bir türlü çıkmadı, yahut çıkartılmadı. Çaresiz, kabinenin istifası cihetine gidildi.

Okunma Sayısı: 1591
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Latif Salihoğlu

    10.3.2021 01:13:28

    Muhterem Ali Uç. Mustafa Kemal ile Üstad Bediüzzaman arasındaki yüzyüze ilk görüşmenin 1922 yılı sonlarında Ankara'da başladığı yönündeki bilgilere sahibiz. Bunun dışında ve bu tarihten evvel bilfiil görüştüklerine dair her hangi bir bilgiyle karşılaşmış değiliz. Selam ve hürmetle...

  • Ali Üc

    9.3.2021 02:51:00

    Saygı değer Latif bey. bugün tarihceyi hayat, 2 Kisim. Barla hayatini müzakere ederken aklima takildi. Hatirladigim kadari ile Merhum Sultan Vahdeddin Han henüz daha sehzade iken en azindan bir iki Avrupa seyahati var. Bu tarihen sabitdir. Bediüzzaman Said Nursi’de böyle bir gurup ile bir Avrupa seyahati var. Buda tarihen sabitdir. Sultan Vahdeddin Han ile en azindan bir Avrupa seyahatinde Mustafa Kemal Pasa da vardir. Simdi sual sudur : Böyle bir seyahat’de Bediüzzaman ile Mustafa Kemal Pasa ayni zamanda, ayni mekanlarda bulunmus olabilirlermi acaba ? Yoksa farkli seyahatlerdenmi bahsediliyor ? Ilginiz ve alakaniz icin tesekkür ederim. Zahmetiniz icin Allah razi olsun. Okurunuz Ali Üc

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı