"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Elvedâ Osmanlı (4)

M. Latif SALİHOĞLU
06 Temmuz 2012, Cuma
Amasya Protokolü...

Birçok kimse tarafından "Amasya Tamimi" ile "Amasya Protokolü" birbirine karıştırılıyor. Zihinler, haliyle çatallaşıyor.
Bu sebeple, öncelikle aynı yerde ve aynı sene içinde yaşanan bu iki ayrı vakıa arasındaki bazı farklı noktaları kısaca nazara vermekte fayda var.

* "Amasya Protokolü" ya da "Amasya Mülâkatı" ismiyle yâd edilen anlaşma,, 22 Ekim 1919'da imzalandı. Amasya Tamimi ise, bu tarihten tam tamına dört ay önce (22 Haziran) imzalanmıştı.

* Amasya Protokolü, Kuvâ–yı Milliye (Heyet–i Temsiliye) mensupları ile İstanbul hükûmetinin temsilcileri arasında yapıldı. Amasya Tamimi ise, Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat, M. Kemal, K. Karabekir, Cafer Tayyar ve Mersinli Cemal Paşadan müteşekkil Kuvâ–yı Milliye temsilcilerinin kendi aralarında varmış olduğu mutabakat şartlarını ihtiva ediyor.

* Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra taraflarca imzalanan Amasya Protokolü, İstanbul hükûmetinin Kuvâ–yı Milliye Hareketini muhatap aldığını gösteriyor. Amasya Tamimi günlerinde ise, İstanbul hükûmeti henüz Anadolu'daki Millî Hareketi kabul etmiş değildi. Hatta, bu harekete tam cephe almış durumdaydı.

* Bu anlaşmayla, İstanbul Hükûmeti ile Millî Mücadele harekâtı arasında aşağıdaki hususlarda kısmî de olsa bir mutabakat sağlandı: Milletvekili seçiminin serbest ve müdahalesiz yapılması, vatanın bütünlüğü ve istiklâlinin muhafazası, gayr–ı müslimlere ülkenin siyasî ve sosyal dengesini bozacak imtiyazlar verilmemesi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa–i Hukuk Teşkilâtının İstanbul hükûmeti tarafından hukukî bir kurul olarak tanınması, İtilâf Devletleri ile yapılacak görüşmelerde Heyet–i Temsiliye'den de temsilci bulundurulması, Meclis–i Mebusanın İstanbul dışında (Bursa'da. Ancak, bunda mutabık kalınamadı) daha güvenli bir merkezde toplanmasının sağlanması.

* İki heyet arasında yapılan görüşmelerde, gizli tutulmak kaydıyla daha başka maddeler de görüşülerek karara bağlandı.

* Amasya Protokolü, Ankara ve İstanbul merkezli hükûmetler arasındaki buzları eritmeye yetmedi. Yetmezdi de. Zira, İstanbul hükümeti işgal kuvvetlerinin tesiri altında hareket ediyordu.

Sadrâzam sirkülasyonu

İstanbul'da işgal, Anadolu'da ise istiklâl hareketinin hız ve kuvvet kazandığı bu dönemde, çok sık aralıklarla hükûmet değişikliği yaşandı.
Öyle ki, hükûmeti kurmakla vazifelendirilen bir Sadrâzam, daha makamına rahatça oturup alışamadan, ya istifa, ya da azil sonucu, o makamı terk edip gidiyor, yerine bir başkası geliyor. İşte, Amasya Protokolü öncesi ve sonrasında da, böylesi bir Sadrâzam sirkülasyonu yaşanıyor.
"İngilizlerin adamı" gözüyle bakılan Dâmat Ferid Paşa, 30 Eylül (1919) günü Sadrâzamlık makamından istifa edince, yerine Ali Rıza Paşa tâyin edildi.
Amasya Protokolü de işte bu esnada yapıldı. Ali Rıza Paşa, Bahriye Nâzırı Salih Paşayı protokol için Amasya'ya gönderdi.
M. Kemal, Rauf Orbay ve Bekir Sami Beyin de hazır bulunduğu Amasya'da iki–üç gün süren çalışmalar neticesinde, mevcut kànunlar ve günün şartları nazar–ı itibara alınarak, Meclis–i Mebusan'ın yine İstanbul'da toplanmasına karar verilmiş oldu.

İç isyanlar
Bozkır İsyanları

Konya ve çevresinde 27 Eylül 1919'da "Birinci Bozkır İsyanı" patlak verdi.
Millî Mücadelenin ilk yıllarında, Konya vilayet merkezi ile çevresinde üç–dört defa kanlı isyan hadisesi yaşandı.
27 Eylül'de başlayıp 4 Ekim'de sona eren Birinci Bozkır İsyanı ile 20 Ekim–4 Kasım tarihleri arasındaki İkinci Bozkır İsyanı, Bozkırlı Zeynelabidin isimli şahıs tarafından organize edildi.
Bu şahıs, Konya Valisi Cemal Beyden cesaret alıyordu; İstanbul hükümetinin atadığı Cemal Bey ise, İngiliz işgal kuvvetlerine dayanarak Millî Kuvvetlere karşı tavır takınıyordu.
İsyan hareketinin büyümesi, harekete karşı koyanların öldürülmesi ve Beyşehir'den gönderilen süvari kuvvetlerinin de esir edilmesi üzerine harekete geçen Ankara'daki Heyet–i Temsiliye, isyanı bastırmak üzere Albay Re'fet (Bele) Beyi vazifelendirdi.
Müdafaa–i Hukuk Cemiyetini teşkil etmek üzere Konya'ya gelen, halkı ve askerî kuvvetleri organize eden Re'fet Bey, isyancıların gözünü korkuttu.
Bu arada, Vali Cemal Bey şehri terk ederek İstanbul'a kaçmış, onun yerine Hoca Vehbi Efendi vekâlet etmekteydi.
Millî Kuvvetler karşısında geri çekilen ve bir müddet sükûnet içinde kalan isyancılar, 20 Ekim'de tekrar harekete geçtiler. Ancak, yine muvaffak olamayıp mağlûp düştüler.
Adana'ya kadar âsileri takip eden Yarbay Arif Bey, onları tesirsiz hale getirmeye muvaffak oldu.

Ve, bir yıl sonra

Konya'da bir yıl kadar sonra yeni bir isyan daha vuku buldu.
Bu kez Delibaş Mehmet isimli şahsın başını çektiği bu isyanı, yine Miralay Re'fet Beyin komutasındaki Millî Kuvvetler bastırdı.
1920 Kasım ayı sonlarına kadar devam eden bu son ayaklanmada, Demirci Mehmed Efe ile Yarbay Osman Beyin de pek mühim hizmetleri oldu.

Kısa Kısa AKTÜALİTE

ZEHİRLENİYORUZ
Ergene Nehri resmen ve alenen zehir saçıyor. Gidenler, görenler dehşete kapılıyor.
Trakya'daki fabrikalardan sızan zehirli, öldürücü kimyevî atıkların had safhada karıştığı bu nehir suyu ile sebze, meyve bahçeleri ile çeltik, buğday ve sâir hububat tarlaları sulanıyor... O zehirli maddeler, bu sûretle insan bedenine geçiyor. Yani, sağlığımız çok ciddî bir tehditle karşı karşıya.

SEL FÂCİASI
Orta Karadeniz'i vuran sel fâciası, yaşanan hata ve ihmaller zincirinin açık bir göstergesidir. Betonarme ve çarpık yapılaşma sebebiyle, toprak suya kanamıyor, su fıtrî mecrasını kaybederek başka derelere akıyor; dere yatakları da daraltılmış olduğundan, fâcia kaçınılmaz oluyor. Vatandaş TOKİ'ye güveniyordu. Sel suları Samsun'daki TOKİ binalarını basıp can kaybı yaşanınca, ortalığı şaşkınlık ve çaresizlik kapladı.

AZİZLİK Günün sorusu şu: Aziz Yıldırım, kimin azizliğine uğradı?

YAKIN TARİH YALANLARI
Yakın tarihle ilgili araştırmalar esnasında bizi hayrette bırakan hususların başında, itina ile uydurulmuş ve bu milletin ekseriyetine doksan yıldır ustalıkla yutturulmuş olan "fâhiş yalanlar" geliyor.
Bunları yakînen fark edince, aklıma gayr–ı ihtiyarî şu iki soru çengeli takılıveriyor:
1) Bu kadar çok yalan nasıl uydurulabilmiş?
2) Bu kadar çok yalan–yanlış, nasıl bir araya getirilebilmiş?

Okunma Sayısı: 985
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı