"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Enver Paşa mı, Kemal Paşa mı?

M. Latif SALİHOĞLU
18 Mart 2024, Pazartesi
Her yıl Mart’ın 18’inde Çanakkale Zaferi kutlanırken, şahıslar-komutanlar bazında öncelik Mustafa Kemal’in mi, yoksa Enver Paşa’nın mı olmalı?

Yaklaşık yüz senedir öncelik Mustafa Kemal'e verilerek Çanakkale Zaferinden ve Gelibolu Muharebelerinden söz ediliyor. Resmî tarih görüşü itibariyle yazılanlar, konuşulanlar, anlatılanlar hep bu yönde.

Oysa, bunlar külliyen yalan, yanlış, uydurma, düzmece şeyler.

Dolayısıyla, durum tam tersine olmalıydı. Çanakkele’de komutan olarak Enver Paşa önde tutulmalı ve öncelikli görülmeliydi.

Sebebine gelince:

Mustafa Kemal ile Enver Paşa aynı yaşlardadır. Aynı tarihlerde (1881) doğdular. Eşit seviyede okul okudular. Aynı “Harbiye Okulu”dan diploma aldılar. Evlenme yaşına geldiklerinde de aynı kıza (Naciye Sultan) talip oldular.

Ne var ki, Saray’a dâmat olan Enver Paşa, komuta kademesinde hızla yükselirken, Mustafa Kemal onu bir hayli geriden takip etti. Öyle ki, Çanakkale Muharebeleri esnasında Enver Paşa “Padişah vekili” olarak Osmanlı Ordularının Başkumandanı (Erkân-ı Harbiye Reisi) iken, Mustafa Kemal “Yarbay” rütbesindeydi. Yani, henüz “Paşa-General” bile değildi. Dahası, 18 Mart’ta kazanılan Deniz Zaferi günlerinde Çanakkale’de bile değildi.

*

Bütün bu anlattıklarımızın aksi yönündeki bir iddianın ispatı mümkün değil.

O halde, niçin Çanakkale Zaferinin bütün şerefe Mustafa Kemal’e veriliyor da, Enver Paşa adeta kocaman bir HİÇ yerine konuluyor?

Böylesine yalan bir tarihe kim niçin inansın? Biz niye inanalım?

Doğru tarihe inanan kimsenin utanmasını gerektirecek bir sebep yok; o halde, büyük kabul görmüş olan şu meşhûr söz ile “Yalan söyleyen tarih utansın” demeli.

*

Savaş sonrası kazanılan zafer, şahıslara değil, orduya ve neferata verilmeli. Tâ ki, sevap ve itibar birden binlere çıksın.

Aynı şekilde, hatalar, kusurlar, mağlubiyetler şahıslara, komutanlara verilmeli ki, binler günah birlere insin.

Doğrusu budur, hakikat- hâl de böyle olmasını gerektirir.

Ne yazık ki, bilhassa son yüz yıllık tarihimizde bu hakikatin adeta tam tersine, tam zıddına gidilmeye çalışılıyor.

Bu bakış açısını kabul etmek durumunda olmadığımız gibi, bu türden resmî dayatmalara boyun eğmek zorunda da değiliz.

*

Bu önemli hatırlatmalardan sonra, 1915’te Çanakkale’de neler olduğuna dair özet bir bilgi vermeye çalışalım.

Çanakkale Zaferi o derece büyük bir hadisedir ki, bu muhteşem zaferin yıldönümünde başka şeyleri yazmak, bizim gibiler için bir nevi “abesle iştigal” hükmüne geçer.

Zira, o tarihte dünyanın en güçlü donanmalarına karşı hayret ve hayranlık uyandıran bir direniş örneği sergileyen kahraman ordumuz, her saniyesi ölüm kusan çarpışmalar neticesinde, nihayet 18 Mart (1915) günü Çanakkale'nin geçilmez olduğunu bütün dünyaya gösterdi.

Şayet, o gün Çanakkale Boğazı geçilmiş olsaydı, çok kuvvetli bir ihtimalle İstanbul, dolayısıyla Marmara Bölgesi ile birlikte Anadolu ve Rumeli’nin de tamamı elden gitmiş olacaktı.

Esasen, asıl hedef, asıl maksat da buydu: Anadolu ve Rumeli'yi Türklerden ve Müslümanlardan temizlemek, onları asırlar önce geldikleri yere, Orta Asya’ya göndermek. Gitmeyenleri de, adeta köleleştiriricesine onları sömürge haline getirmek. Nitekim, Çanakkale’ye yüklenen sömürgecilerin tarihine bakıldığında, bu noktadaki sâbıkalarını apaçık şekilde görmek mümkün.

İşte 18 Mart'ta Çanakkale'de kazanılan deniz zaferinin en kısa, en doğru ve en yalın şekildeki bir izahı böyle olsa gerektir.

Okunma Sayısı: 2314
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kenan

    18.3.2024 19:56:19

    Tarihi kazananlar yazar....malesef

  • S.topuz

    18.3.2024 16:27:37

    🙌🌹🤲🌹😔

  • Demokrat

    18.3.2024 13:04:50

    Çanakkale şehit, gazilerimizi rahmetle yad ediyor,bizlere de o ecdada layık olmayı nasip eylemesini rabbi rahimimden niyaz ediyorum.

  • Latif Salihoğlu

    18.3.2024 11:42:08

    Saygıdeğer S.Topus: Allah razı olsun. Konuyla ilgili mütemmim cüzleri bulup YORUM kısmına bir güzel ekliyorsunuz... Biz köşe yazısını hazırlarken, harf-kelime limitimiz var. Tebrik, takdir ve dua ile...

  • S.topuz

    18.3.2024 10:16:28

    ..." O fenalık başa ve reise verilebilir. İyilikler ve haseneler, ekseriyetle müsbet ve vücudîdir. Başlar sahib çıkamazlar. Fenalıklar ve kusurlar, ademîdir ve tahribîdir. Reisler mes'ul olurlar. "... Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı Şualar - 360

  • S.topuz

    18.3.2024 10:15:37

    ..."Ben onun bütün bütün manasız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukabil derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasılki ordunun ganîmeti, malları, erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır. Evet nasıl o insafsız, o çok kusurlu adamı sevmemekle beni ittiham etti, âdeta vatan haini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle ittiham ediyorum. Çünki bütün şerefi ve manevî ganîmeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor. Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate, orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir. Çünki bir şeyin vücudu, bütün şeraitin ve erkânının vücudu ile olur ki; kumandan yalnız bir şarttır. Ve o şeyin ademi ve bozulması ise, bir şartın ademi ile ve bir rüknün bozulması ile olur, mahvolur, bozulur. O fenalık başa ve reise verilebilir. "... Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı Şualar - 360

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı