"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Tehcir’deki doğrular-yanlışlar (3)

M. Latif SALİHOĞLU
24 Nisan 2015, Cuma

Komşuyuz; komşu kalmalıyız

İlâhî takdirin sevkiyle asırlarca aynı topraklarda insanca ve komşu olarak yaşadığımız Ermenilerle, yine aynı kaderi paylaşmaktan ve yine dost-komşu vaziyetini tercih etmekten başka çaremiz yoktur.

Bu kaderî müşterekliğin hatırına, son yüz yılda yaşanan acıları dindirmeye, yıkılan köprüleri onarmaya ve açılan yaraları tedâvi etmeye vargücüyle çalışmak durumundayız.

Bundan her iki taraf da kazançlı çıkar; aksine hareket ise, hepimize zarar üstüne zarar verir.

Bu kanaatimizi ifade ettikten sonra, durum tesbiti noktasında, bir önceki bölümde kaldığımız yerden konuya devam edelim.

Savaş ortamında derinleşen yara

Birinci Dünya Harbi yıllarına (1914-15) gelindiğinde, Osmanlı’nın genel durumu, eskiye nazaran çok daha vahim bir tabloya dönüştü.

Hiç hesapta olmamasına rağmen, Osmanlı Devleti kendini bir anda savaşın ortasında buldu.

Yedi cephede birden savaşa katılan Osmanlı’ya, en ağır darbe Kafkas Cephesinden geliyordu.

Zira, bu cephede kış hazırlığı olmayan Osmanlı ordusunun karşısında, Rusya'nın kış şartlarında eğitim görmüş, ateş gücü yüksek, kalabalık ve dinamik Kafkas Orduları vardı.

Dahası, aynı cephede 50 bin kişilik silâhlı birlik teşkil eden Ermeni çetecileri, Rus kuvvetlerinin safına iltihak etmiş durumdaydı. 

Bölgenin haritasını ve coğrafî konumunu iyi bilen bu çeteciler, Rus kuvvetlerine hem lojistik destek sağlıyor, hem kılavuzluk ediyor, hem de savaş ahlâkıyla zerrece bağdaşmayan bir saldırganlıkla köylere ve yerleşik sivil halka yönelik katliâmlarda bulunuyorlardı.

Dehşet uyandıran bu "müttefik kuvvet" karşısında, Osmanlı tarafı çok büyük zayiat veriyordu. Kars, Sarıkamış ve Erzurum taraflarından başlamak üzere, önemli şehirler, kasabalar, köyler bir bir düşüyor, elden gidiyordu. 

Nihayet, Mayıs 1915'te koca Van şehri de düşüp elden gitti. İşte, Tehcir Kànunu tam da bu tarihte ve bu vesileyle Meclis’ten geçirildi. Van’ın sukûtu ve müttefik işgal kuvvetlerinin Muş-Bitlis istikametine doğru katliâm yapa yapa ilerleyişi, bir nevi bardağı taşıran son damla oldu.

Yaşanan şey “Mukatele”dir

Tehcir Kànunu çıktıktan sonra, gerilim daha da yükseldi ve taraflar arasında artık durdurulmaz ve önüne geçilmez bir "mukatele" hali yaşanmaya başladı. (Mukatele: Karşılıklı kıyım, kırım, katliâm...)

Bu fecî hallere sebebiyet veren geçici  "Tehcir Kànunu", yaklaşık bir sene sonra, yani 1916'da yürürlükten kaldırıldı. Bunun üzerine, Suriye, Lübnan ve başka taraflara giden Ermeni vatandaşların bir kısmı memleketlerine geri döndü. Mühim bir kısmı ise dönmedi, yahut dönmeyi göze alamadı.

Tehcir Kànunu gereği yapılacak işlemler için kâğıt üzerinde yazılan hususlarda herhangi bir hata-kusur görünmüyor. 

Ne var ki, Anadolu’nun en eksi ve yerleşik kavimlerinden biri olan Ermenilerin yerlerinden-yurtlarından sökülüp başka tarafa sevk edilmesi esnasında, adeta yaşanmayan acı, keder, ıztırap kalmadı.

Anadolu’nun hemen her tarafından toplanan ve yekûnu bir milyonu aşkın Ermeni nüfusun büyük bir kısmı, sürgün esnasında dağlarda, yollarda, çöllerde telef oldu.

Mühim bir kısmı da, “Bunlar gàvurdur” diyerek onları katliâm ile mallarını gasp eden—zulümde gàvurdan beter—eşkıya çetelerinin saldırısına mâruz kaldı.

Bediüzzaman’ın insanî tavrı

Savaş yıllarında Milis Alayı Kumandanı olan Bediüzzaman Said Nursî’nin Ermenilerin mâsum kesimine karşı sergilemiş olduğu tavır, doğrusu insanlık dersleriyle dolu bir tabloyu canlandırıyor.

Kafkas Cephesinde Miralay rütbesiyle harbe iştirak eden Bediüzzaman, Ermenilerin mâsum kadın, çocuk ve yaşlılarını koruma çemberine alıyor ve ardından götürüp Rusların içindeki âilelerine teslim ettiriyor.

“Tarihçe-i Hayatı” isimli otobiyografisinde, bu hususla ilgili ifadeler aşağıdaki gibidir.

“...O muharebeler esnasında, Ermeni fedâileri bazı yerlerde çoluk-çocuğu kesiyorlardı. Buna karşı Ermenilerin çocukları da bazan öldürülüyordu. Bediüzzaman'ın bulunduğu nahiyeye binlerle Ermeni çocuğu toplanmıştı. Molla Said, askerlere "Bunlara ilişmeyiniz!" diye emretti.

“Daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğunu serbest bıraktı; onlar da, Rusların içerisindeki ailelerinin yanına döndüler. 

“Bu hareket Ermeniler için büyük bir ibret dersi olup, Müslümanların ahlâkına hayran kalmışlardı. Bu hadise üzerine, Ruslar bizi istilâ ettiklerinde, fedai komitelerin reisleri Müslüman çoluk çocuğunu kesmek adetini bırakıp ‘Madem Molla Said bizim çoluk çocuklarımızı kesmedi, bize teslim etti; biz de bundan sonra Müslümanların çocuklarını kesmeyeceğiz’ diye ahdettiler.

“Molla Said, bu sûretle o havalideki binlerle mâsumların felâketten kurtulmasını temin etmiş oldu.” (Age, s. 99)

1996’da Nurs ve Hizan’da görüştüğümüz yaşlı zatlardan, bu gerçeği bizzat dinleyerek de öğrendik.

(Devamı var)

***

@salihoglulatif: Henüz 9 yaşında iken kalp rahatsızlığından vefat eden Çorlu’daki Murat Cansız kardeşimizin yeğenine Allah’tan rahmet diler, taziyetlerimizi sunarız. 

* * *

Sakarya’dan Saadettin Ağabeyin başarılı bir operasyon geçirdiğini duyduk. Cenâb-ı Haktan âcil şifâlar diliyoruz.

Okunma Sayısı: 3250
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • kamil dağıstanlı

    24.4.2015 16:04:58

    Ermeniler, bütün bu katliamları, İngiltere, Fransa ve Rusya'ya güvenerek bize uyguladılar. Şimdi bizi utanmadan soykırımla suçluyorlar. Üstad Bediüzzaman hazretleri, Van'daki Zeve Şehitliğini ziyaret ettiğinde talebelerine: "Ben burada kendimi üryan hissediyorum" dermiş. Ben üstadımın ölçüleri dikkate alınırsa, yani "mütezellilâne dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi muhafaza etmek" şartıyla barış elini uzatırım. Yoksa büyük devletlere güvenerek, soykırım yalanını başımızın üstünde "demoklesin kılıcı" gibi sallandırmakla değil.

  • Garib Doğu

    24.4.2015 11:09:03

    Bediüzzama'nın harp sırasında göstermiş olduğu bu yüksek ahlaki davranış;asrı saadette her sahada zirvede idi.Gayri müslimlerin islama dahil olmalarının en büyük nedenlerinden biri işte bu yüce ahlaki davranıştır.Üstadın aldığı adilane tedbir çok masumun canını kurtarmış,aynı zamanda islamın hakkaniyetini de göstermiştir.Bu ahlaki davranışı hayatın her safhasında uygulasak islam aleminde sorun kalmaz,diğer milletlere de hüsnü misal olur,onlarında islâma girmelerine sebep oluruz.Sulhu umumi temin edilmiş olup,beşer bir saadet devrini yaşayacaktır inşaallah.Rahmeti İlahiyeden bunu bekliyoruz...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı