"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstad, evini muhacir âileye verdi

M. Latif SALİHOĞLU
04 Şubat 2020, Salı
Dünyanın hay-huyundan biraz uzaklaşarak, arada bir şöyle “Nurlu hatıralar”da bir gezinti yapalım. Can sıkıcı gelişmelere muvakkat bir perde çekerek, lâtifelerimize az bir teneffüs ettirelim.

Bu cümleden olarak, 1980’li yılların başlarından itibaren Batman-Kozluk’taki köyüne ailecek mükerrer defalar gidip görüştüğümüz ve ibretlik hatıralarını yerinde tesbit ettiğimiz Hacı Ahmet Atak’ın “Kastamonu hatıraları”yla başlamak istiyoruz.

* * *

Hacı Ahmet Atak, Kozluk ilçesine bağlı Binek Köyü’nde doğdu. 1936’ya kadar da aynı köyde çiftçilikle uğraştı. O tarihte vukû bulan “Sason Hadisesi” sebebiyle, bir hiç uğruna ailesiyle birlikte sürgüne gönderildi. Sürgün yeri Kastamonu’da Üstad Bediüzzaman’la tanıştı. Uzun müddet onun hizmetinde bulundu. Harikulâde bazı hallerine şahit oldu. Bize de hatırlayabildiği bir kısım hatıraları anlattı.

Sürgün dönüşü, kendi köyüne değil de, Garzan Çayı kenarındaki bir köye (Gündenû) yerleşti. Biz de, tâ vefatına kadar da kendisini hep burada ziyaret edip hatıralarını tesbit ettik. Hemen her defasında, orada hazır bulunan köylülere dönüp şunu söylerdi: “Bakın, bu aziz misafirlerin tâ İstanbul’dan buralara kadar gelerek beni ziyaret etmelerinin sebebi, benim Bediüzzaman Hazretleri’ni görmem ve ona hizmet etmemden dolayıdır... Gerçi ben Üstad Bediüzzaman’ın veli bir âlim olduğunu, büyük biz zât olduğunu biliyordum; fakat, bir gün bütün dünyada tanınacağını, kitaplarının okunacağını bilmiyordum ve o zaman için bunu düşünemiyordum.”

Seksenli yaşlarında iken görüştüğümüz Hacı Ahmet Efendi, 1990’lı yılların başında 90’lı yaşlarında iken vefat etti. Cenâb-ı Hak, ona ganî ganî rahmet eylesin.

İşte, onun bize anlattıklarının bir özeti:

Evsiz ve açıkta kalmıştık

"Şarktaki ‘Sason İsyanı’ diye isimlendirilen o kanlı-katliâmlı hadiseden sonra, 1936’da Garbî Anadoluya sürgün edilenler arasında biz de vardık. Bitlis Mutkili Bişar ile bizi ailece Kastamonu'ya nefyettiler.

"O zamanki yurdumuz Binek Köyü bütünüyle ateşe verildiği için, maddî yönden ağır sıkıntı çekiyorduk. Kastamonu'ya geldiğimizde ise, hiçbir şeyimiz yoktu. Aç ve açıkta kalmıştık. Hiç kimseyi de tanımıyoruz. Çoluk çocuk bir parkta kalıyoruz. Kendi çapımızda hamallık yapıyoruz. 

“Sonra işittik ki, Molla Said-i Meşhûr da buradaymış. Bişar Ağa ile ikimiz, bezgin ve perişân bir hâlde yanına gittik. Molla Said Efendi, bizi o vaziyette görünce çok üzüldü. Hükümetin ona tahsis ettiği karakol binasındaki evi bize verdi, kendisi de karakolun tam karşısında kiralık bir ev tutarak oraya taşındı. Neden böyle yaptığını soranlara da: 'Hemşehrilerimi böyle zillet ve eziyet içinde bırakmamak için' diyordu.

(NOT: Üstad’ın o zaman kiralamış olduğu ev, bilâhare restore edilerek bir nevi müzeye çevrildi. Halen ziyaret edilebiliyor.)

"Köyümüzün ateşe verildiğini, mallarımızın, hayvanlarımızın elimizden gittiğini, bu yüzden perişan olduğumuzu Bediüzzaman Hazretleri’ne anlattık. Kendisi de, 'Üzülmeyin kardeşlerim. Bütün o mal-mülk, sizin için bir sadâka, bir kefaret hükmüne geçti' diyerek bizi teselli etti.

Bir bayram ziyareti

"Bir Kurban Bayramı günüydü. Bayram namazını bize camide Molla Said kıldıracaktı diye bekledik. Fakat, her nasılsa Üstad Hazretleri gelmedi, gelemedi. 

Biz de, namazı kıldıktan sonra, Mutkili Ali Efendi ve birkaç kişiyle evinin önüne giderek kapıyı çaldık. Israrla çaldığımız halde, kapı bir türlü açılmadı. Artık onun evde olmadığına kanaat ettik. Fakat, “Her nerede ise gelecek” ümidiyle de kapının önünde öylece bekleye durduk.

"Bir müddet sonra, Üstad kapıyı açtı ve 'Buyurun evlâdım; sizi çok mu beklettim?' diyerek bizi içeri dâvet etti.

"Üzerinde olağanüstü bir hâl vardı. Sanki çok uzak bir yoldan gelmiş gibi bir ruh hâleti vardı. Hazret’in yüzündeki terleme ve yorgunluk alâmetini görünce, şahsen kat'i kanaat getirdim ki, bu zat, bayram namazını gidip mukaddes bir beldede kılıp öyle gelmiştir. Evinde bayramlaştıktan sonra, izin isteyip ayrıldık.”

(Devamı var)

Okunma Sayısı: 1550
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüsyin YÜKSEKDAĞ

    4.2.2020 15:25:48

    İbretlik bir yazı olmuş yüreğine ve kalemine sağlık M.Latif Ağabey. Selam ve dua ile.

  • Ali R. Yardimoglu

    4.2.2020 02:15:34

    ....ne teessuf ki, "hemsehrilerim" dedigi o aziz insanlarin tabii'iyetini, simdilerde gonul ferahligiya soyleyemeyen, cok ezik buzuk, hem de "okuyan, yazan" lar vardirlar; velev kendilerine gelseler.....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı