Bir toplulukta karar almak kolay değildir. Aynı meseleye farklı mizaçlar, tecrübeler ve hassasiyetler bakar. Kimi neticeyi, kimi usulü; kimi sürati, kimi ihtiyatı öne çıkarır. Nihayet bir karar alınır. Fakat karar alındığı anda imtihan bitmez; çoğu zaman asıl imtihan, o kararla nasıl yaşanacağı noktasında başlar.
Karara uymak, birlik hukukunu gözetmektir. İnsan kendi kanaati kabul edilmese de ortak düzen bozulmasın, hizmet dağılmasın, kardeşlik yara almasın diye karara riayet eder. Bu, nefsin “benim dediğim olmadı” inadını kıran kıymetli bir olgunluktur.
Fakat karara uymak, aklı ve vicdanı askıya almak değildir. Bir insan bir karara riayet ederken, onu bazı yönleriyle eksik bulabilir. Bu her zaman isyan sayılmaz. Bazen sadece düşünmenin, sorumluluk duymanın ve neticeleri takip etmenin tabii sonucudur. Sağlıklı bir meşveret zemini, fertlerinden yalan bir iç tasdik istemez. “Kanaatim farklıydı; fakat ortak hukuk için uyarım, neticelerini de birlikte takip ederiz” diyebilen insana yer açar.
Kararı “kutsamak” ise burada başlar: Kararın etrafına dokunulmaz bir alan örülür. “Meşveret böyle dedi” cümlesi izah olmaktan çıkar, soruları susturan bir mühür hâline gelir. O andan sonra kararın neticeleri değil, kararı sorgulayanların niyeti konuşulur. Hata ihtimali değil, itaat görüntüsü önem kazanır. Böylece karar, hakikate hizmet eden bir vasıta olmaktan çıkar; insanları ölçen bir cetvele dönüşür.
Oysa kararlar beşerîdir. Hürmete lâyıktır, fakat hakikatin yerine geçemez. Bir yol gibi uygulanır; fakat yolun yanlış bir yere çıktığı görülürse bunu söylemek kafileye ihanet değildir. Elbette ikazın da edebi vardır. Bağırarak, kırarak, taraf toplayarak yapılan itiraz muhasebe değil, yeni bir dağınıklık doğurur. Fakat edep içinde yapılan muhasebeyi baştan fitne saymak da topluluğun iç hayatını kurutur.
Karar sonrası dil bu yüzden çok mühimdir. Kararı savunanlar zafer kazanmış gibi davranmamalı, farklı düşünenler mağlup edilmiş gibi hissettirilmemelidir. Çünkü meşveretin sonunda kazanan bir taraf değil, hakikate biraz daha yaklaşan kalpler olmalıdır.
Karara uyarız; çünkü birlik kıymetlidir. Kararı muhasebe ederiz; çünkü hakikat daha büyüktür. Kardeşliği koruruz; çünkü hakikat, kardeşliği ezerek değil, onu terbiye ederek görünür olur.