"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kardeşinin musibeti üzerinden hüküm kurma - Vicdanın sessiz imtihanları-3

M. Said BAYRAKLILAR
20 Ağustos 2026, Perşembe
Bazı insanlar vardır; bir musibet haberi duyduklarında hemen sebep aramaya başlarlar: “Demek ki bir hata yaptı.” “Şu işi yapmasaydı başına gelmezdi.” “Zaten bu kadarına da şaşırmamak lazım.”

Sanki kaderin gizli defterlerini açma yetkisi verilmiş gibi konuşurlar. Bir insanın başına gelen hadiseyi kendi zihnindeki bir sebebe bağlar, sonra da bunu hüküm gibi ilan ederler. Üstelik çoğu zaman bunu “ibret almak”, “uyanık olmak” veya “hizmeti korumak” adına yaptıklarını düşünürler.

Hâlbuki Hutuvât-ı Sitte’de geçen Birinci Hatve3, bu konuda çok ince bir ölçü verir. Düşmanın vesvesesi şudur: “Siz kendiniz de dersiniz ki musibete müstehak oldunuz. Kader zalim değil, adalet eder. Öyleyse, size karşı muameleme razı olunuz.” Bediüzzaman bu vesveseye karşı meseleyi iki cihetten ayırır: Kader-i İlâhî, kulun kusuruna karşı musibet verdiğinde adalet eder; insan bundan tevbe ve muhasebe dersi çıkarır. Fakat aynı şeyi beşer, başka bir niyetle ve bilhassa İslâmiyetinden dolayı yaptığında, bu zulümdür.

Demek ki kader bahsi, insanın kendi nefsine karşı okuyacağı bir muhasebe dersidir. Kendi başıma gelen musibette kusurumu arayabilir, nefsimi hesaba çekebilir, teslimiyet ve tevbe kapısına yönelebilirim. Fakat aynı ölçüyü kardeşime yapılan zulmü açıklamak için kullanamam.

Çünkü zalimin niyeti, mazlumun günahını temizlemek değildir. O, çoğu zaman onun İslâmiyetine, duruşuna, hizmetine veya temsil ettiği hakikate ilişmektedir. Böyle bir yerde “Demek ki bir kusuru vardı” demek, kaderi doğru okumak değil; zalimin fiiline mazeret üretmektir.

Bu yüzden mesele sadece kırıcı bir dil meselesi değildir. Daha derinde, zulme rıza gösterme ve zulmü manen destekleme tehlikesi vardır. Bediüzzaman’ın “zulme rıza zulümdür4” ölçüsü burada devreye girer. Mazlumun başına geleni hemen onun kusuruna bağlayan dil, farkında olmadan zalimin yükünü hafifletir, mazlumun yükünü ağırlaştırır.

Üstelik bu yaklaşım zamanla toplulukların hareket kabiliyetini de öldürür. Sürekli “başına bir şey gelir” korkusuyla yönetilen yerlerde insanlar adım atamaz hâle gelir. Hizmet etmeye, sorumluluk almaya, yeni bir işe teşebbüs etmeye çekinirler. Her hadise, arkadan gelecek bir “demek ki hata yaptı” yorumunun malzemesine dönüşür.

Oysa insanın başına gelen her musibetin iç yüzünü tam manasıyla bilmek mümkün değildir. Aynı hadise bir yönüyle kefaret, başka bir yönüyle terakki, başka bir cihetle imtihan olabilir. Bize düşen, tek bir ihtimali mutlaklaştırıp hüküm vermek değildir.

Belki de musibet karşısında söylenecek en doğru söz şudur: “Ben bunun hikmetini tam bilemem. Kardeşim kendi muhasebesini kendisi yapar. Bana düşen, zalimin fiilini meşrulaştırmadan onun yanında durmak ve dua etmektir.”

Okunma Sayısı: 119
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı