"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hapishane Nükteleri - 4: Cezaevinde buruk bayramlar

M. Said ZEKİ
03 Haziran 2019, Pazartesi
Yaşama sevincinin, umudun, dostluk ve kardeşliğin zirveye ulaştığı, hüzün ve kederden uzak bir bayram diliyorum.

Bayram bütün sevdiklerimiz, dostlarımız, kardeşlerimiz ve insanlık için mübarek olsun.

Bu mübarek günlerde sevdiklerinizden uzaktaysanız, gurbetteyseniz hatta cezaevindeyseniz bayramların buruk olması kaçınılmazdır. Sevdiklerinden uzak olan gurbetçilerin, vatanî görevini yapan Mehmetçiklerin, savaş sebebiyle yerinden yurdundan olan mağdur ve masum insanların, hapishanede çile dolduran kader mahkûmlarının da bayramı kutlu olsun.

Bayramda neşe verecek konuların yazılması gerektiğinin farkındayım. Fakat bunlar da hayatın acı gerçekleri… Yok saymakla, göz yummakla yok olmuyor. Bayramı buruk geçiren, sayıları belki milyonları bulan kişileri görmezden gelmek vicdanen mümkün değil. Masumların iniltileri arasında rahat uyumak insana ve şefkat Peygamberinin (asm) ümmeti olan Müslümana yakışmaz.

CEZAEVİNDE BAYRAMLAŞMA

Her yerde olduğu gibi cezaevinde de bayram hazırlıkları günler önce başlar. Temizlik yapılır, mümkün olduğu kadar yeni kıyafetler giyilir, kendi çapında ikramlar hazırlanır ve ziyaretçiler beklenir. Özellikle küçük yerlerde protokol cezaevi ziyareti yapar. Ama asıl beklenen anne-baba, eş ve çocuklardır. Buruk da olsa bayram sevinci yaşanır. Bazen görevlilerden birinin ters bir söz veya hareketi sevinci bıçak gibi keser. Bazen de babacan görevliler bu sevince ortak olup çoğalmasına katkı sağlar.

VE BİLÂL’LERİN YOLU CEZAEVİNE DÜŞER…

Hukukçuların bile bazen hayret ettiği, ‘mümkün değil, hukuken böyle olmaz’ dediği olaylarla, kararlarla karşılaşıyoruz. Yaşanmış bir olayı hukukçu bir dostumuz şöyle anlattı:

Çevresi tarafından ‘melek gibi delikanlı’ diye vasıflandırılan bir genç. Adı mı? Ne önemi var ismin! İlla bir ad vereceksek mesela Bilâl olsun adı… Bilâl-i Habeşileri, bir zamanlar popüler olan ‘Huzur Sokağı’nın Bilâl’ini çağrıştıran bir Bilâl. Bu genç kendisinin hiçbir alâkası yokken amcası gerekçe gösterilerek görevinden ihraç ediliyor. Fakir bir aileden geliyor. Gözaltı ve sorgudan sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanıyor.

ÜÇ YIL SONRA DELİLLERİ KARARTMA ŞÜPHESİ!

Bilâhare çalışmaya mecbur olması sebebiyle, müracaatı üzerine tedbir de kaldırılıyor. Yaklaşık 2,5 yıl sonra hakkında iddianame düzenleniyor. Hesaplarında, telefon kayıtlarında, ihbarlarda hiç adı geçmiyor. İlk duruşmada beraat etmesine kesin gözüyle bakılırken tutuklanıp cezaevine gönderiliyor. C. Savcısının tedbir talebine rağmen tutuklama. Gerekçe kaçma ve delilleri karartma şüphesi! Onca zaman kaçmamış, bütün deliller toplanmış. Karartacak delil kalmamış. Hukukî bir izahını bulamıyor avukatlar. Hukukçu olarak isyan ediyorlar, ama nafile.

Bilâl ise, çok rahat görünüyor. Cezaevine götürecek polisler dayanamayıp çıkışıyorlar: ‘Kardeşim kendini savunsana; itiraz hakkını kullansana!’ Bilâl o kadar masum ki; ‘Ben işimi Allah’a havale ettim’ diyor. Yüzünde hüzünle karışık, engin bir tevekkülün huzuru var. Üniversiteye giden bir talebe gibi Medrese-i Yusufiyenin (as) yolunu tutuyor. Binlerce öğrenci gibi tahsilinin biteceği, çilesinin dolacağı günü bekliyor.

‘KIRK BAYRAMIMI YALNIZ GEÇİRDİM’

Hayatını bu milletin imanını kurtarmaya vakfeden Bediüzzaman Hazretleri’nin bayramda bile yapılan zulümle alâkalı bir ifadesi ise şöyle:

“Bu yirmi sene kırk bayramımı münzevî, yalnız geçirdim. Artık yeter! Kabir kapısındayım, beni dünyaya baktırmayınız. Hattâ bu yirmi bayramdır, bir ikisinden başka umumlarında, bu gurbette, kendi odamda, yalnız, mahpus gibi geçirdim.“ (Emirdağ Lâhikası, s. 68) Bu şartlarda bile imanî eserler telif etme fedakârlığı veya günümüzün rahat konforunda bu eserleri okumama tembelliği… Ne yaman çelişki!

Ona yapılan zulümleri yakından gören ve bir kısmını birlikte yaşayan talebesi Ahmed Hüsrev ise şöyle feryad eder:

ÂLEM-İ İSLÂMIN SELÂMETİ İÇİN AĞLAMAK

“Senelerden beri zâlimlerin pençe-i zulmünde inleyen bu biçare Müslüman kardeşlerinizle geçirmekte olduğunuz bu mübarek bayramın belki dokuzuncusunu hücre köşelerinde, dostlarınızdan uzak, akraba ve taallûkatınızdan mahrum bir vaziyette, teâlî ve terakkisi için çalıştığınız cemiyet-i İslâmiyye arasından uzaklaştırıldığınız bir halde geçireceğinizi hatırladıkça yüreğim parçalanıyor, ruhum azîm bir elemle yanıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyor. Kalbimden yükselip gelen bir ses, “Ağla, hem çok ağla! Belki rahmet-i İlâhiyenin nüzûlü ve âlem-i İslâmın saâdet ve selâmeti için ağlayanlarla beraber ağla” diyor. (Barla Lâhikası, s. 78)

CEZAEVİNDEKİ HOCAYI CAMİYE KİM GÖNDERDİ?

Garip ve lâtif bir nükte ile bu bahsi bitirelim: Bediüzzaman, 1936 Ramazanını Eskişehir Hapishanesi’nde geçirecektir. O ehl-i dünyanın mahkûmu değil; kaderin mahkûmuydu. 

Bunu anlamışlar mıydı bilinmez, ama bir gardiyan şöyle anlatıyor:

“Günlerden Ramazan Bayramıydı. Savcıyla Müdür Otpazar Camii’ne bayram namazı kılmak için gitmişlerdi. Camiye vardıklarında bakıyorlar ki, Bediüzzaman en ön safta oturuyor. Namazdan sonra kapının iki tarafına durarak Hocayı beklemeye başlıyorlar. Nihayet herkes çıkıyor, fakat bir türlü Bediüzzaman’ı kapıdan çıkarken göremiyorlar. 

En son caminin imamı çıkarken soruyorlar: İçeride başka kimse var mı diye. İmam, içeride hiç kimsenin olmadığını söylüyor. Cezaevine dönüp görevlileri azarlıyorlar ‘hocayı camiye niye gönderdiniz!’ Bakıyorlar ki Bediüzzaman hücresinde ve şükür secdesinde… (Son Şahitler, N. Şahiner) Denizli ve Afyon hapsinde de benzer olaylar meydana gelir. Fakat Bediüzzaman bunları üzerine almaz; Kur’ân hizmetinin kerameti olarak yorumlar.

Masumların da bayram yaptığı gün, gerçek bayram olacak inşallah!

Okunma Sayısı: 3412
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı